Türkiye'den köşe yazarları
Mehmet Kara 5 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, “Referandum bir parti meselesi değil”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
““Cumhurbaşkanlığı sistemi”ni içeren 18 maddelik anayasa değişiklik paketi 13 gün sonra Cumhurbaşkanlığına gönderildi. Paketin, Erdoğan tarafından onaylamasına kesin gözüyle bakılırken, imzanın ardından 60 gün sonraki ilk Pazar günü referandum yapılacak.Nisan ayında bir seçim yapılmayacak, bir sistem değişikliği oylanacak. Türkiye’nin parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı sistemine geçmesi için bir referandum yapılacak.Bu yüzden bu meseleye bir parti meselesi gibi yaklaşmamak, yeni sistemin ülkenin ve milletin hayrına olup olmayacağına bakarak oylama yapılması lâzım.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Demokrasi daha ileriye mi gidecek? Hürriyetler genişleyecek mi? Darbe anayasasının ruhu değişecek mi? Devleti değil, milleti mi önceleyecek? Milletin hangi meselesine çare olacak? Bu ve benzeri soruların cevabını bularak sandığa gitmemiz lâzım.
Bu minvalde bir kaç soru soralım, cevabını bulmaya çalışalım. Bunu yaparken de birbirimizi suçlamayalım, hakaret etmeyelim, hain ilân etmeyelim, kutuplaştırmayalım. Sakin ve sükûnetle cevap verelim…
Seçilme yaşının 18’e inmesinin faydaları nelerdir? Milletvekili sayısının 550’den 600’e çıkmasının faydası nedir?Cumhurbaşkanının aynı zaman bir partinin genel başkanı olması “tarafsızlığı”na gölge düşürmez mi?
Bakanları ataması, milletvekili adaylarını belirlemesi, üst düzey atamaları yapması dikkate alındığında Cumhurbaşkanına bu kadar yetki verilmesi doğru mu?Bakanları direkt cumhurbaşkanı belirlerken, Meclis’ten onay almayacak olunması bakanların milletten kopmasına sebep olmayacak mı?Bakanlar için gensorunun kaldırması, hükümet için güvenoyunun aranmaması sıkıntı meydana getirmeyecek mi?Seçimle gelen milletvekilinin bakan olması durumunda vekilliğinin düşecek olması demokrasiye ne gibi bir katkısı olacak? Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 13’ünü, içinden yüksek kelimesi çıkartılan Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun 13 üyesinden 5’ini belirleyeceği için yargı bağımsızlığına gölge düşürmeyecek mi? Değişikliğinin birinci maddesine “bağımsız” ibaresine “ve tarafsız” ibaresi eklenmesi bağımsız ve tarafsız olmasına yeterli olacak mı?
Cumhurbaşkanı ve milletvekilleri seçimle gelirken, Cumhurbaşkanına vekâlet edecek yardımcıları milletin oyuyla gelmeyecek... Cumhurbaşkanının seçeceği kişiler ona vekâlet edecek. Gerektiğinde seçim kararı bile alabilecek? Bu millet iradesinin güçlenmesi anlamına mı gelir?
Cumhurbaşkanı’nın Olağanüstü Hal (OHAL) ilân etmesi, Kanun Hükmünde Kararnameler çıkarması sıkıntı olmayacak mı? Buradan sürekli OHAL altında yaşamayı kabul edileceği anlamı çıkmaz mı?
Yoksa, bu ve bunun gibi bir sorunun cevabının bulmadan, sloganlara aldanarak, “o yaptıysa bir bildiği vardır” diyerek sandığa gitmek en başta demokrasiye inancı zayıflatır.Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı, gazeteci İlnur Çevik, anayasa değişiklik teklifi ile ilgili görüşlerini açıklarken, “Şimdi cumhurbaşkanımız diyor ki; ben üstümdeki yetkileri devretmeye, sorumlu olmaya hazırım. Yani burada Cumhurbaşkanımızın esasındaki elindeki nimetleri bırakmak taraftarı. Nimetler, bu sınırsız yetkiler… Cumhurbaşkanımızın yetkileriyle Meclis’in yetkileri dengeli” demiş.
Gerçekten öyle mi olacak, yoksa tam tersi mi?
Bakanları ve üst düzey memurları atayan, milletvekilleri listesini belirleyen, hem cumhurbaşkanı, hem parti başkanı olan, Anayasa Mahkemesi ve HSYK’daki atamaların çoğunluğunu yapan bir insan yetkileri azalmış mı artmış mı oluyor? Siz karar verin…
…***
Kanat Atkaya, 5 Şubat tarihli Hürriyet gazetesinde, “Meclis’in dediğini yap yaptığını yapma”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bizim meslekte her yıl, periyodik olarak, hiç değişmeden gelen bazı haberler vardır.Arkadaşlarımla bir ara “Makûs Talih Haber Ajansı yine bildiriyor, yine bildiriyor” diye uydurduğumuz bir isim de vardı bu haberler için.Örnek vereyim...“Sıcakların artmasıyla birlikte damdan düşme vakaları arttı...”“Mantar toplayıp yiyen vatandaşlar hastaneleri doldurdu...”Aynı hatayı kuşaklar boyu tekrarlayıp çözüm yolunda bir arpa boyu yol alamayışımızı gösteren bu haber başlıklarının örneklerini epeyce uzatabilirim.Bunlardan biri de “Her yıl 5 milyon ekmeği çöpe atıyoruz” haberidir.Bu “5 milyon ekmeğin” sayısı bazen artar, 6 milyona, hatta 10 milyona kadar çıkar ama 5 milyonun altına pek düşmez.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Açlık sınırının altında yaşayan milyonlar varken milyarlarca liralık ekmeğin çöpe atılması gibi vicdani veya ekonomik bir çerçevede konu hafiften tartışılır sonra gündemi hızlıca terk eder, gider... Geçen hafta TBMM’den “Oharillo dedirten telefon faturası” haberinden hareketle yine bir tasarruf tartışması yaşandı.CHP Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in 1 milyon 189 bin TL tutarındaki 1 yıllık faturası gayet doğal olarak “İsyan!” dedirtti.CHP’liler “Özellikle sadece bizimkiler sızdırıldı, ya diğerleri?” dese de bu patırtıda sesleri duyulmuyor, ayrıca duyulsa ne olur? 1 milyon 189 bin TL ne demek?!Tasarrufu kamu da, bireyler de beceremiyor. Har vurup harman savurmayı hem de o kaynaklara çok muhtaç bir ülke olsak da engelleyemiyoruz. Mehmet Şimşek, tıpkı bizim “Makûs Talih Haber Ajansı” gibi sıklıkla “tasarruf” konulu uyarılarda bulunuyor. Milli geliri bizden düşük ülkelerde bile gelire oranla tasarruf daha iyi vaziyette. Bir öğretmen,TBMM’ye dilekçe yazarak kamuda tasarruf önlemleriyle ilgili görüşlerini bildirmiş.TBMM Dilekçe Komisyonu öğretmenin yazdıklarını mantıklı bulmuş, Milli Eğitim Bakanlığı’na paslamış.Bakanlık da dilekçede yazılanları mantıklı bulup valiliklere, oradan da okul idarelerine dağıtmayı uygun görmüş.Haydi kendisi har gurup harman savuran bir kurumun “Aaa, hoca doğru söylüyor, tasarruf edin” demesine acı acı gülüp “Kendisi muhtaç-ı himmet bir dede, nerede kaldı gayrıya himmet ede...” sözünü hatırlatmayayım.Onun yerine “Meclis’in dediğini yap, yaptığını yapma” diyeyim.
…***
Tuncay Mollaveisoğlu, 5 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Evet; en büyük zulmün kapısı!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Referandumdan Evet çıkarsa, memlekette adaletten söz etmek mümkün olmayacak. zulüm ülkeyi saracak.Yani zalimliğin en büyüğü...Türkiye kısa zaman önce bunu yaşadı. Yargı kullanılarak, adalet sopaya, silaha dönüştürülerek yurtsever insanlar üzerinde terör estirildi! "dokunanı yakan" cemaat yapılanması ve kumpasları ile ilgili çok sayıda TV programı yaptım, konferanslarda konuştum. FETÖ'yü içerden anlatan 2 numaralı adam Nurettin Veren, kurucularından olduğum Kanaltürk'e konuk oldu. Nurettin Veren tüm medyayı dolaşmış, yalnızca bizim kanalımızda ekrana çıkabilmişti! Yayınlardan sonra sayısız tehdit aldık...Ardından Ergenekon davaları ve tutuklamalar başladı. Daha sonra Merdan Yanardağ ile Kanal BİZ adlı TV kanalını kurduk.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Merdan bir süre sonra hapse atıldı, aylarca yattı, ben ise içerialınacaklar listesinde bir sonraki dalgada yer alıyordum. Başta TSK'nın komutanları olmak üzere çok sayıda gazeteci, hukukçu, bilim insanı arka arkaya hapse atılıyor, hepimiz sıramızın gelmesini bekliyorduk.Yıllarca görev yaptığımız merkez medyadan kovulmuştuk...İmkansızlıklar içinde yarattığımız, özgür yayınlar yaptığımız TV kanalları da kumpas ve baskılarla kapatılıyordu. Baskı ve zulüm ortamında "özgürlük adaları"na ihtiyacımız vardı.BAĞIMSIZ adlı haber analiz dergisini çıkardım. Kumpas davaları boyunca yaşanan hukuksuzlukları, zalimlikleri yazdım. Önemli isimler dergimizde yazıları ile yer aldı.Ama o dönemde "vebalı" muamelesi görüyor, işadamları bizden korkuyor hatta yanımızda yetiştirdiğimiz gazeteci arkadaşlarımız dahi telefonumuza çıkmaya çekiniyordu.FETÖ iktidar gücü ve yandaş medya ile müthiş bir itibarsızlaştırma kampanyası yapıyordu.Ve tüm bu süreçte FETÖ'nün ve iktidarın kullandığı silah "ADALET'Tİ". Gücü elinde bulunduranların adaleti!Yolsuzluk ve Yoksulluk düzeninin adaleti!Emperyalizmle işbirliği yapanların yargısı, hukuku...Emperyalist çetenin polisi, savcısı, hakimi... Adalete inanç öyle etkilidir ki; toplumun bir bölümü kumpas davaları boyunca yaşananlara şüphe ile baktı. "ateş olmayan yerden duman çıkmaz" sözünün topraklarıydı burası!Bunca hakimin, savcının, siyasetçinin yasadışı bir örgütün elemanı olduğuna inanmak güç geliyordu.Üstelik yaşanan tam anlamı ile bir yargı darbesiydi!Yargı üzerinden, anti emperyalistlere yapılan bir darbe!Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yapılan bir darbe!Cemaat yargı darbesi ile devletin tüm birimlerine sızmayı başarmıştı!Önündeki "dikenli yolları", engelleri, FETÖ'cü polis, savcı ve hakimlerle bertaraf etmişti.O dönemde bu darbeyi alkışlayanların başında siyasi iktidar vardı.Ve elbette AKP'nin medyayı kuşatan dalkavukları...Neler yazdılar neler!... çetenin elemanı savcıların heykelini dikmeye kalktılar!Toplum işadamlarından, sivil toplum kuruluşlarına, üniversitelerden medyaya paralize edilmişti!Hatırlayın;Ağzını açanın "darbeci" diye tutuklanma korkusu vardı!Yaratılan korku imparatorluğuydu... Ve bu imparatorluğun başında Recep Tayyip Erdoğan vardı... FETÖ nihayet devletin zirvesine yönelince, Erdoğan'ı yolsuzluk iddiaları ile vurunca iktidar ve yandaşları "aldatıldık" demeye başladılar.Yaşadığımız onca acının, baskının ve zulmün mimarları...Şimdi sorgusuz sualsiz ülkeyi tek adama teslim etmeyi konuşuyoruz.Üstelik defalarca aldatıldım deyip özür dileyen bir siyasi akla...Referandumdan "Evet" çıkarsa ADALET vurulacak. Adaletin düştüğü yerde yurtseverler için film yeniden başa sarılacak.