Şubat 08, 2017 10:40 Europe/Istanbul

Cumhuriyet:Varlık Fonu'na tepki yağıyor: Yangından mal kaçırma

Karar:

686 sayılı KHK ile Jandarma'dan ihraç edilenlerin tam listesi

Yeni Mesaj:

Zamlar yoksulluğu arttırdı

Sabah:

Anayasa değişikliği için karar bu hafta

Şimdi ise köşe yazarları

…***

Çiğdem Toker, 7 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Sıkıntılı bilançolar ilk hedef”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““En temel yanılgılarımızdan biri, karar alıcıların mantıklı, kurallı düşündüğünü sanmak” dedi telefondaki ses. Kamuda uzun yıllar önemli görevlerde bulunmuştu. Köklü, toplumla bütünleşmiş, büyük sermayeli kamu şirketlerinin bir çırpıda Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) devredilişini konuşuyorduk. Son devirler, TVF ile birlikte devredilen kurumları da denetim dışına çıkardı. TBMM adına Ziraat Bankası’nı, Halkbank’ı, BOTAŞ’ı, TPAO’nun hesaplarını denetlemeyecek, bir Sayıştay’ın, zaten işlevi tartışılan yasama organına ölümcül darbe indirdiğini söyledim. Bunun üzerine yazının girişindeki sözü etti ve “acil konunun” başka olduğunu söyledi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

TVF yasası, iktidarın kaba aritmetik dayatmasıyla hızla çıkarıldığına göre, özel yetkili bu şirketin içinin birtakım devirlerle doldurulması bekleniyordu tabii.Nitekim yılbaşı haftası yayımlanan OHAL KHK’siyle Milli Piyango ve Türkiye Jokey Kulübü gelirlerinin Fon’a devri ilk adımdı.

Ancak son operasyonun zamanı, zincirleme niteliği ve ölçeği, telaşlı bir önceliği düşündürüyor.Zincirleme nitelikten kastım şu: Şok etkisi yaratan ilk 9 şirket, genel müdürlük ve bankaların devri, akşam saatlerinde yayımlanan mükerrer Resmi Gazete’de duyuruluyor. Ne zaman? Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın baş başa görüşmesinin hemen ardından. Aynı mükerrer sayıda, 2 milyon 300 bin metrekarelik turizm alanı listeleniyor. Cennet sahiller, koylar da Varlık Fonu’na. Sabah piyasalar açılır açılmaz da Özelleştirme Yüksek Kurulu kararıyla Türk Telekom ile Halkbank hisselerinin devri. Deneyimli ses, bu önceliğin “sıkıntılı bilançoların” düzeltilmesi olduğu kanısındaydı.Türk Telekom’un sahipliğinde ana hissedar olan Oger Telekom’un kredi borçlarını geri ödemede güçlük yaşadığı, aylardır herkesin bildiği sırra dönüştü. Şirketin iki Türk bankasına borcu karşılığında hisselerinin satın alınmak istendiği, ödenmeyen kredi nedeniyle kredilerin “takip”e alınması gerekirken alınmadığı, bu köşe dahil, pek çok yerde işlendi. Aslında “altın hisse” sahibi devlet, bu tahsilatı istese hemen yaptırabilir. Ama istese. Yanı sıra, diğer kamu banka ve şirketlerinin de bilanço sorunları yaşadığı biliniyor.

Mesela BOTAŞ’a “içeride” zam yaptırılmadığı için Gazprom’a borcunu ödeyemediği konuşuluyor. Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un net bir yanıt vermediği- ya da veremediği-“Savunma Sanayi Destekleme Fonu’ndan Türkiye Varlık Fonu’na neden 3 milyar TL aktarıldı?” sorusunun bir “mantıklı” izahı bu olabilir. Sıkıntılı bilançoların en acil kısmında bir miktar düzeltme yapmak.Tabii kısa vadede öncelik bu olsa da orta-uzun vadeli hedefler bambaşka.

Hangi teknik ve usulle olacağını bilmesek de kanunun yönetene açtığı sonsuz keyfi alan, tahminleri mümkün kılıyor. 11 kuruluşun, kanunlar dışı, denetime kapalı, özel yetkili TVF’ye devrinin, referandumda “evet”i garantileyecek çalışmalarla ilgisiz olacağını düşünen var mıdır? Yasanın verdiği imtiyazların yanı sıra, OHAL düzeninin, yapılacakların saklanması konusunda eşsiz bir imkân (!) sunduğu gözden kaçmamalı.

Sermayeden de alacağı destekle uzun vadede sahip olduğu sonsuz-sorumsuz kaynak toplama dağıtma yetkisiyle TVF, rejimi tahkime, ömrü uzatmaya hizmet amaçlı olarak da kurgulanmış görünüyor. Türkiye’nin kurumsal birikimini, doğasını, hiçbir yasal ve etik kurala tabi olmaksızın toplayıp dağıtan TVF’yi anlatmak isterken insanın aklına önce “çiftlik gibi” ifadesi geliyor.

Fakat bir an, yalnızca bir an durup düşündüğünüzde, çiftliklerin, bugün birer üretim merkezi olduğunu hatırlıyor ve gerçek çiftlik sahiplerine haksızlık etmiş olabileceğinizi fark ediyorsunuz.

…***

Batuhan Çolak, 7 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Halk bir gecede bakakaldı!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“FETÖ'cü darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL'in ekonomiyi etkilemeyeceği sadece terörle mücadeleyi kapsayacağı açıklandı. Hemen arkasından yüz binlerce kişiyi kapsayan ihraçlarla KHK'lar gelmeye başladı.Her yana sızmış FETÖ'cülerin hızlı bir şekilde temizlenebilmesi için daha hızlı bir yol da yoktu, gerekliydi. Bu süreçte, FETÖ ile hiç alakası olmayan kişilerin de ihraç edildiğini, kimisinin imzasız, sahte ihbarlarla mesleklerinden alıkonulduğunu da unutmayalım.Son çıkarılan KHK'lar ise terörle mücadele tartışmalarının tamamen dışına çıkmış durumda. Örneğin, geçenlerde yayınlanan bir KHK'da; maket üzerinden konut alıp, daha sonrasında caymak isteyen vatandaşların ödeyecekleri tazminat iki katına çıkarıldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Müteahhitlerin söz verdikleri tarihte projeyi teslim etmemeleri durumunda vatandaş caymak isterse ödeyeceği tazminat katlanacak!5 Şubat Pazar akşamı 9756 sayılı KHK'da Türkiye'nin önde gelen kurumlarının bir anda "Varlık Fonu" adı verilen bir yapıya devredildiği açıklandı. Sabahında ise Halkbank ve THY'nin yarı hisseleri de Varlık Fonu'na geçti.Açıkçası kamuoyunun çok da bilmediği bir oluşumdu Varlık Fonu… "Bu kurumlar neden devredilmişti, Varlık Fonu'nda ne gibi bir işlev görecekti" kimse anlayamadı.Ancak konunun uzmanlarından gelen yorumlarla birlikte tablo netleşmeye başladı. Söz konusu düzenlemeyle, devredilen kurumların çok rahat bir şekilde özelleştirilmesinin önü açılırken, Sayıştay ve Parlamento denetimi de ortadan kalkıyordu. Bu değişiklik ile ileride doğacak denetimlerin, soruşturmaların da önüne geçiliyor. Eğer bu kurumlar geçmişte olduğu gibi sadece "sıcak para girsin" diye yok pahasına satılırsa bunun hesabı kimselerden sorulamayacak!Varlık Fonu'nun uygulandığı ülkeler ise genellikle petrol zengini oldukları için cari artış veren, ihracatı ithalatın çok üzerinde olan ülkeler. Ortaya çıkan paranın doğru kullanılması için yapılandırılıyor. Türkiye'de ise böyle bir durumun olmadığı malum.Öte yandan, Savunma Sanayi Destekleme Fonu'ndan 3 milyar lira bu fona devredildi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke, "3 milyar lirayı kullanmak yerine, savunma sanayisinden bu 3 milyar lirayı alıp adı Varlık Fonu olan bu ipotek fonuna aktaranlar, sadece mali bir ipotek koymuyor, bugün çocuklarımızın canına da açık bir ipotek koymuş oluyor" diyerek önemli bir iddiada bulundu.CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak ise "Hükümetin bu parayı referandumdan Hayır çıkmasını önlemek için harcayacağından endişe ediyoruz" diyor. Tüm bu karmaşada gözden kaçan önemli gelişmeler de yaşanıyor. Ekonomide kötü yönlü gidişin araştırılması, ekonominin bel kemiği olan esnaf sorunlarının araştırılıp çözüme kavuşturulması için verilen önerge AKP'li vekillerin oylarıyla reddedildi. Önergenin sahibi olan CHP İstanbul Milletvekili Didem Engin, "2016 yılında, protesto edilen 1 milyon 17 bin adet senedin parasal tutarı 12,3 milyar TL oldu. 2015 yılına göre protesto edilen senet adedi %1,7 artarken, senet tutarı %22 oranında arttı. Parasal tutarı 27,4 milyar TL olan 778 bin adet çeke karşılıksız işlemi yapıldı. Binlerce esnafımız borcunu ödeyemez durumda, kepenk kapatmamak için direniyorlar ve bizlerden yardım eli bekliyorlar. Ama AKP hiçbir sorun yokmuş gibi önergelerimizi reddediyor ve kafasını kuma gömmeye devam ediyor!" ifadeleriyle isyan ediyor. 

…****

Murat Yetkin, 7 Şubat tarihli Hürriyet gazetesinde, “Şimdi Varlık Fonu. Ya sonra?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“6 Şubat'taki Resmi Gazete'de Varlık Fonu'na devredilen kamu şirketlerinin listesini okuduğum zaman aklıma ilk gelen neydi biliyor musunuz?Mithat Paşa. Türkiye'de tarımı kalkındırma ülküsüyle 1863'de Ziraat Bankası'nı kuran Mithat Paşa.Dün Varlık Fonu'na devredildi.Varlık Fonunun 5 kişilik yönetim kurulu içinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Ekonomi Baş Danışmanı Yiğit Bulut da var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Hükümet kararına göre, Fon Başbakan Binali Yıldırım'ın kontrolünde olacak.Ama şu işe bakın ki, eğer Anayasa referandumunda "Evet" çıkarsa, zaten başbakanlık diye bir şey kalmayacak, bütün yürütme yetkileriyle birlikte muhtemelen bu fon da Cumhurbaşkanlığına bağlı çalışacak.O yüzden şimdiden yönetimine Bulut'un getirilmesinin bir mantığı olduğunu kabul etmemiz lazım.Zaten Mithat Paşa'dan sonra aklıma ikinci gelen de Yiğit Bulut oldu; artık var olmayan Radikal'de birlikte çalıştığımız günlerdeki tartışmalarımızı hatırladım. Herkesi bugünlere taşıyan yol aynı olmuyor.Ama Bulut'un da yönetiminde bulunduğu fonda sadece Ziraat Bankası yok.

Son zamanlarda, ve evet, AK Parti iktidarında Türkiye'nin en başarılı, dünya çapında şirketlerinden biri haline gelen Türk Hava Yolları, THY de var.Boru hatları işletmeciliğiyle adeta para basan BOTAŞ da var mesela, PTT de Borsa İstanbul da var.Fonun bünyesinde topladığı hisselerin toplamı 31 küsur milyar lira tutuyor, 8 milyar ABD doları kadar.Bu miktar 800 milyar dolar tahmin edilen Türk ekonomisi içinde büyük bir pay tutmuyor.

Ama bu şirketler adeta aile mücevheri gibi.Şimdi bu şirketlerin varlığı garanti gösterilerek dışarıdan daha düşük faizle kredi bulunmaya çalışılacak, yatırım çekilmeye çalışılacak.Hükümetin bu hamlesi CHP sözcüsü Selin Sayek Böke tarafından Osmanlı hanedanının son dönemlerindeki Düyun-u Umumiye'ye benzetildi, ülke varlıklarını yabancı borç vericilerin "ipoteği" altına koyulduğu suçlaması getirildi.