Türkiye'den köşe yazarları
Yurt: Başbakan korumalarının darp ettiği vatandaş: 15 Temmuz gazisiyim
Cumhuriyet:
İl il 'Hayır' kampanyaları
Karar:
686 nolu yeni KHK yayınlandı: 4 bin 464 kişi memuriyetten atıldı | Son dakika ihraç listesi
Milli gazette:
Eski CIA danışmanı Barkey: "TSK'dan atılan komutanlar bize yakındı"
Şimdi ise köşe yazarları
…***
Mehmet Yılmaz, 7 Şubat tarihli Hürriyet gazetesinde, “Başbakan daha dikkatli olmalı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“BAŞBAKAN Binali Yıldırım, referandumda neden “Evet” denmesi gerektiğini açıkladı.Ona göre FETÖ, PKK gibi terör örgütleri “Hayır” dedikleri için, vatandaşların “Evet” demesi gerekiyor.Ve Başbakan, bu ülkede son seçimlerde 5 milyon oy almış olan partiyi, HDP’yi de bu gruba dahil ediyor.Başbakan’a önerim, “Evet” kampanyasını yürütürken böyle bölücü bir yaklaşımı bırakmasıdır.Referandumda iki seçenek var: Evet ya da hayır.İki seçenekli bir seçimde insanlar başka gerekçelerle aynı oy tercihinde bulunabilirler.Ve bu tercihlerden birini kullanmak, sizin hiç uzlaşamayacağınız bir başkasının başka gerekçelerle aynı tercihi kullanmasıyla alakalı değildir.Ben farklı gerekçelerle “Hayır” diyebilirim, başkası başka gerekçelerle “Hayır” diyebilir.Nitekim aynı şey evet oyu verecekler için de geçerlidir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Binali Yıldırım ve Devlet Bahçeli de evet oyu verecekler ama konuşmalarını dinlerseniz ikisinin evet deme gerekçesi birbirinden tamamen farklı.Yıldırım, “Böyle olursa Türkiye uçacak” diye oy verecek, Bahçeli, “Anayasa’nın mevcut Cumhurbaşkanı tarafından çiğnenmesinin doğuracağı sakıncaları önlemek için” evet diyecek.Bu durum herkesin aynı torba içinde değerlendirilmesi sonucunu doğurmaz.Gerçi, hemen hemen bütün anketlerde kararsızların yüksek olduğu görünüyorsa da, onların kararları, kampanya sırasında değişebilir, bunu da biliyoruz.
AKP’nin sahip olduğu muazzam propaganda gücüne, devletin olanakları da eklenecek ve kararsız kitlelerin bundan etkilenmeleri de son derece mümkün.Diyelim ki hâlâ kararsız olanların hepsi bu propagandadan etkilendiler ve evet oyu verdiler.Geriye neresinden baksanız hâlâ yüzde 45 ile 50 arasında bir kitle kalıyor.Başbakan, “Hayır diyenler teröristtir” anlamına gelecek bu sözlerinin, bu ülkeyi nasıl böleceğinin farkında mı?
RECEP Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildiği günden bugüne kadar kaç kişiye hakaret davası açıldı, kaç kişi bu nedenle mahkûm oldu, artık istatistiğini tutmak bile zor.Geçen gün de Balyoz davası duruşmaları sırasında bir protesto toplantısında konuşma yapan bir öğretim üyesi, bu nedenle 11 ay 20 gün hapis ile cezalandırıldı.“Ben ona çay vermem” diyen çay ocağı garsonunun bile hakaret suçlamasıyla tutuklandığını da hatırlayalım. Önce şunu söylemeliyim ki hakaret, kabul edilebilir bir şey değildir. Kim olursa olsun. İster Cumhurbaşkanı, ister sıradan bir vatandaş olsun, hakarete maruz kalmamalıdır. Eleştiri ağır olabilir ama bunun da yine muhatap kim olursa olsun, hakarete varmaması gerekir. Bu benim kişisel görüşüm. Bizde Cumhurbaşkanı, devletin ve milletin birliğini temsil ediyor. O nedenle de mevcut Anayasa, Cumhurbaşkanı’nın tarafsız olmasını, partili olmamasını öngörüyor.
Böyle olduğu için de ceza yasamızda, Cumhurbaşkanı’na hakaret suçu tanımlanmış.Ancak Anayasa değişikliği referandum ile kabul edilecek olursa, Cumhurbaşkanı artık “partili bir politikacı” haline gelecek.Bir partiye üye olabilecek, partinin genel başkanı olabilecek. Ve bu sıfatıyla yürütme organının da başı olacak.Peki bu durumda Cumhurbaşkanı’na yönelik eleştirinin sınırı nerede olacak?Bugünkü “milletin ve devletin birliğini temsil eden tarafsız” Cumhurbaşkanı’na yönelik “ağır eleştirinin” hakaret olarak değerlendirildiğini biliyoruz.Peki yeni sistemde artık partili bir politikacı olacak olan Cumhurbaşkanı’na yönelik ağır eleştiriler, yine bu kapsamda mı değerlendirilip cezalandırılacak?
…***
Güngör Mengi, 7 Şubat tarihli Vatan gazetesinde, “Referandumda kutuplaştırma yapılmamalı!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Halkın hala referandumda neyi oylayacağını tam olarak anlamamış olduğu, birçok kişinin bunu hala “bir parti tarafı tutma, kutuplaşmada taraf olma” zannettiği kamuoyu araştırmalarında da çıkıyor, sosyal medyada da gözlenebiliyor.Halkın anlamadığı konuların başında “yapılanın bir rejim değişikliği olup olmadığı” var.Bu nedenle “Hayır efendim bu sadece değişimdir. Karşı çıkanlar değişime direnmektedir” sözleri yeni anayasa ve onun temelini oluşturan başkanlık sistemini anlatmaya yeterli değil.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Yapılacak değişikliğin “rejim değişikliği olup olmadığı” net şekilde açıklanmalıdır.
Örneğin milli iradeyi, egemenliği temsil eden TBMM, buradaki milletvekillerinin yetkileri “parlamenter sisteme kıyasla nasıl değişecek, sözlü sorular, gensoru hakkı ve diğer hangi yetkiler onlardan alınacak” bu açıklanmalıdır.
yeni anayasa halka sloganlarla anlatılmamalıdır.
“Neden Evet diyoruz, çünkü PKK, HDP, FETÖ Hayır diyor, ondan” benzeri bir açıklama, bilimsel bir konu olan ve “demokrasi”nin tek tartışma olması gereken bir referandumda yanlıştır.Kimin ne dediği değil, hangi kararın ülke için doğru olacağı önemlidir!
…***
Fetih Polat, 8 Şubat tarihli Evrensel gazetesinde, “AKP'nin referandum referansları”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye referandum sathı maline girerken, iktidara yakın araştırma kuruluşları şimdiden sonucun ‘evet’ çıkacağının kesin olduğunu ilan eden anketler yayınlamaya başladılar. AKP de, bu arada referandum politikasını seçmene anlatmak için AKP Medya ve Tanıtım Başkanlığı imzasını taşıyan ve kapağında ‘Kararımız evet, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ ifadesi yer alan bir de broşür çıkardı.İktidarın referanduma dair referanslarını, referandum süreci içinde nasıl bir çalışma yürüteceğinin ipuçlarını bu broşüre bakarak okumak mümkün. Broşürde hangi sözcük ne kadar vurgulanmış? Kullanılan görseller nasıl seçilmiş ve bu görsellerle nasıl bir mesaj verilmek isteniyor? Metne nasıl bir üslup hakim? Metinde ifade edilenlerin alt metninde neler yatıyor? Bu yazıda, tüm bunlara genel hatlarıyla bakmaya çalıştım.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
AKP’nin referandum broşürü 52 sayfadan ve 6502 sözcükten oluşuyor. En çok kullanılan iki sözcük, ‘Cumhurbaşkanı’ ve ‘Cumhurbaşkanlığı’. Cumhurbaşkanı sözcüğü broşür boyunca toplan 289 kez, ‘Cumhurbaşkanlığı’ sözcüğü ile 172 kez kullanılmış. Broşürde ‘başkanlık sistemi’ ifadesine yer verilmezken, ‘başkanlık’ sözcüğü ise sınırlı sayıda ve ‘başkanlık sistemine’ atıfla değil, ‘Meclis başkanlığı’ gibi bağlamlar içinde kullanılmış.
Başkanlık’ ve ‘tek adam’ sözcükleri, referanduma sunulacak anayasa değişikliğini tanımlarken muhalefet tarafından tamamlayıcı kavramlar olarak birlikte dile getirildiği için, AKP, seçmenin algısında kendisini bu eleştirilerin hedefinden kurtarmak amacıyla böylesi bir tercihe yönelmiş gibi gözüküyor.
Broşürde sık kullanılan bir başka sözcük ise ‘Türkiye.’
Türkiye sözcüğü broşür boyunca 53 kez kullanılmış. Bu sözcüğün önemli bir kısmı ‘Türkiye Meclisi’, ‘Türkiye Cumhuriyeti’ ifadeleri içinde geçerken, sözcüğün AKP’nin seçim dönemlerinde ve 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kullandığı sloganların ruhuna uygun olarak kullanıldığını da görüyoruz.
Örneğin, ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin genel faydaları’ başlığını taşıyan bölümde, 4. madde ‘Güvenli ve Huzurlu Türkiye’, 7. madde ise ‘Güçlü Yönetim Güçlü Türkiye’ şeklinde ifade edilmiş.
Böylelikle bugüne kadar AKP’nin girdiği tüm seçimlerde ve sonrasında da 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kendisi ile Türkiye’nin güçlenmesi hedefi arasında kurduğu koşutluk bu referandum sürecinde ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ diye ifade edilen sisteme ‘evet’ demekle ‘Güvenli ve Huzurlu Türkiye’, ‘Güçlü Türkiye’ arasında kuruluyor.
Broşürde ‘uzlaşma’ ve ‘terör’ sözcükleri 8’er kez, ‘istikrar’ sözcüğü ise 3 kez kullanılmış. ‘Uzlaşma’ sözcüğünün broşürde ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ayrılmaz bir parçası gibi kullanıldığına tanıklık ediyoruz. Broşürden bir bölüm şöyle: “Cumhurbaşkanı’na ve meclise, seçimleri yenileme yetkisi tanınıyor. Cumhurbaşkanı seçim kararı alabiliyor. Aynı şekilde meclis de beşte üç çoğunlukla seçim kararı alabiliyor. İki seçim birlikte yapılıyor. Bu düzenleme esasen uzlaşma ve uyum getiriyor.”
Dokuzuncu madde cumhurbaşkanının yargılanabilmesi ve usulünü düzenliyor. Mevcut Anayasa’da cumhurbaşkanı ancak vatana ihanet suçundan yargılanabiliyor. Vatana ihanet suçu ise ne Anayasa’da, ne de yasalarda tanımlı değil. Cumhurbaşkanının herhangi bir suç işlemesi durumunda yargılanması elbette olumlu bir gelişme, fakat AKP bu maddeyi de öyle düzenlemiş ki, cumhurbaşkanını yargılamak neredeyse olanaksız. Tabii, yine Meclis ve cumhurbaşkanı seçimlerinin aynı gün olması ve cumhurbaşkanının başkanı olduğu partinin Mecliste de çoğunluk olacağı gerçeği ile yargılanamazlık durumunu tartışıyoruz. Dokuzuncu madde ile getirilen değişiklik ile herhangi bir suç işleyen cumhurbaşkanı hakkında soruşturma açılabilmesi için 300 milletvekilinin oyu gerekiyor. Cumhurbaşkanı ve partisi yüzde elli bir ile seçimi kazanırsa böyle bir soruşturma açılamaz. Farz edelim ki, birkaç iktidar milletvekili partisinin bu konudaki kararına aykırı davranarak muhalefetle birlikte 300 imza içine katıldı. Bu kez soruşturma komisyonu kurulması için 360 oy gerekiyor. İktidar partisi katılmadan 360 milletvekilini bulmak mümkün değil. 360 da bulundu ve soruşturma açılması yönünde karar verildi diyelim, 15 kişilik soruşturma komisyonunda iktidar partisi çoğunluk olduğu için bir soruşturma raporu (iddianame) hazırlanması da çok zor. Bu aşama da geçildikten sonra cumhurbaşkanının Yüce Divan’a gönderilmesi için 400 milletvekili oyu gerekiyor. Ayrıca Yüce Divan görevi yapacak Anayasa Mahkemesinin üyelerini Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanının başkanı olduğu çoğunluk partisi milletvekillerini seçeceğine göre cumhurbaşkanının Yüce Divan tarafından mahkum edilmesi olanaksız.”