Şubat 11, 2017 09:47 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: KHK ile ihraç edilen Kaboğlu: Kurşunlayıp öldürseler daha az etkilerdi

Evrensel:

YSK: Referandum tarihi 16 Nisan

Milli gazette

Van’da operasyon: 16 PKK'lı gözaltında

Karar:

İstanbul'da PKK'nın finans kaynaklarına hava operasyonu düzenlendi

Şimdi ise köşe yazarları

…***

Kazım Güleçyüz, 10 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, “Cadı avında ipler kimin elinde?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“OHAL KHK’ları ile yapılan ve 100 bini geçen kıyımlar, sonuncusu ile gerçekleştirilen 4464 yeni ihraçla sürerken, tartışmalı bir şekilde Mecliste AKP oylarıyla kabul ettirilen ilk KHK sonrasındakilerin hâlâ TBMM onayından geçmemiş olduğu da diğer gündemlerin içinde gargaraya getiriliyor.Oysa çıkarıldığı tarihi izleyen bir ay içinde Meclis onayından geçip kanunlaşmayan KHK otomatik olarak geçersiz hale geliyor. Kural bu. Ama “takan” yok.Ve Türkiye hukuken geçersiz KHK’larla yol açılan mağduriyetlere her gün yenilerinin ilave edildiği bir süreç yaşıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Hükümetin AB’den gelen baskıları savuşturmak için, ihraçları incelemek üzere 7 kişilik bir komisyon kurmaktan ve ihraçlara yargı yolunu açmaktan söz etmesinin ardından gelen son KHK ihraçları iktidar çevrelerine de uzanınca, bazıları “Şimdi tepem attı!” tepkisi verdiler.

Bu ihraçlarla aynı gün iktidar medyasına servis edilen ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verildiği belirtilen faili meçhul bir raporda, 2000’den sonraki 16 yıl içinde kamu kurumlarına yerleştiği ileri sürülen “fetö” mensubu sayısının 300 bini aştığı, “örgütle irtibatlı diğer isimlerle birlikte sayının 400 bini bulduğu iddiasına yer verilmesi de manidardı.

Saray bağlantılı kimi tetikçileri bile şaşırtan son KHK ve eşzamanlı bu rapor, süreçte başka derin bir iradenin daha mı devreye girdiği sualini gündeme getirdi.“Fetö”yü tasfiye gerekçesiyle başlatılan ve şimdiye kadar 100 bini aşkın kişinin kıyımını netice veren cadı avında kontrol ve inisiyatif gerçekte kimin elinde?

Bu gidişata “dur” diyecek demokratik bir iradeye duyulan ihtiyaç had safhada.

…***

İhsan Çaralan, 10 Şubat tarihli Evrensel gazetesinde, “Muhalefetin söz hakkına KHK darbesi!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Daha 7 Şubat günü çıkarılan 686 sayılı KHK ile üniversiteler ve milli eğitimde laik ve demokratik eğitim mücadelesi veren akademisyenleri, eğitimcileri ihraç eden Hükümet, 687 sayılı kararname ile de adalet anlayışını, nasıl bir seçim özlediğini ve antidemokratik tutumunu referanduma da yansıtmıştır.Dün sabah Resmi Gazete’de yayımlanan 687 sayılı KHK ile Hükümet, özel TV ve radyoları, seçim dönemlerinde Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) denetiminin dışına çıkardı.Bu değişiklikle, özel radyo ve televizyonların propaganda döneminde; “Seçime katılan bütün siyasal partilere dengeli ve adil yayıncılık ilkeleri çerçevesinde yer vermesi” hükmü kaldırılmış oluyor. Böylece artık, radyolar ve TV kanalları, seçim dönemlerinde seçime katılan partiler arasında “eşitlik” gözetmeden yayın yapabilecekler!Oysa, az çok demokrasiden, seçim adaletinden söz edilen ülkelerde, kamuoyunun bilgilendirilmesinin az çok adil biçimde yapılması için TV ve radyoların yayınlarına kimi sınırlamalar getirilmiştir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bizde 1990’larda özel radyo ve TV kanallarının serbest olmasından beri var olan bu düzenleme, 687 sayılı KHK ile ortadan kaldırılmıştır. Ve bu alanda OHAL döneminde çıkarılan KHK’lerle, AKP ve Hükümet, hoşuna gitmeyen yayın yapan onlarca TV kanalı ve radyoyu kapatmıştır. Hükümet, özel TV ve radyoların yüzde 90’ını “yandaş” ya da Hükümet tarafından zaten teslim alınmış hale getirmişti. Şimdi de bu son KHK ile Hükümet, referandumu tek sesli, sadece AKP ve MHP’nin sesinin duyulacağı, tüm muhaliflerin bugüne kadar yasalarla tanınan radyo ve TV’lerden yararlanmalarını da imkan dahilinden çıkarmaktadır.Böylece referandum süreci başlarken Hükümet; denetimindeki yüzlerce TV kanalı ve radyonun muhaliflerin görüşlerine hiç yer vermeden, sadece iktidarın borazanlığını yapmasını yasayla güvenceye almıştır.Bu, bir yandan elbette AKP Hükümetinin nasıl tek sesli bir düzen amaçladığının yeni bir göstergesi olurken, aynı zamanda referandumun meşruiyetinin de tartışmaya açılması demektir.

Çünkü “cumhurbaşkanlığı sistemi” adı altında “tek parti tek adam rejimi” getirmeyi amaçlayan anayasa değişikliğini Meclisten;AKP ve MHP’li vekillerin kaba gücü, “Gizli oy” kuralının ihlal edilmesi,Meclisin üçüncü partisi HDP’nin Meclis faaliyetinin tutuklamalar ve gözaltılarla engellenmesi, Mecliste maddelerin içeriğinin tartışılması engellenerek yangından mal kaçırır gibi geçirilerek anayasa değişikliğinin meşruiyeti tartışılır hale getirilmişti.Şimdi de AKP Hükümeti OHAL’in kendine tanıdığı KHK çıkarma yetkisini istismar ederek, özel TV ve radyolara muhalif görüşleri de yansıtma zorunluluğu getiren yasal düzenlemeyi kaldırarak, referandumun meşruiyetini de tartışılır hale getirmiştir.OHAL yönetimi, KHK’lerle yönetim, AKP’nin nasıl bir düzen özlediğinin ifadesidir. Bu yüzden de hiç şaşırtıcı olmamıştır. Ama aynı zamanda AKP ve Erdoğan’ın referandumdan “hayır” çıkma ihtimalini, böyle bir “hayır”ın kendilerine nasıl ağır bir fatura çıkaracağını görmesindendir ki; adalet, demokratik normlar, “Dünya alem ne der” gibi gerçekleri umursamadan, yalanlarını açığa çıkarabilecek en küçük “sızıntılara” bile izin vermek istememektedirler.  

Böylece Hükümet bu KHK ile muhalefetin sesini kesmeyi, yalanlarının üstüne kalın bir sis perdesi örtmeyi amaçlamıştır. Böylece referandumun meşruiyetine dayanak olabilecek son dayanaklardan birisi daha çekilmiş olmaktadır.

…***

Emre Kongar, 10 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Anayasa Mahkemesi hâlâ suskun kalabilir mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Olağanüstü Hal baskısı altında Kanun Hükmünde Kararnamelerle yozlaştırılmış bir ortamda Referanduma gidiliyor: Binlerce insan işten atılıyor, aralarında gazeteciler, yazarlar, seçilmiş politikacılar da olan yüzlerce insan hapiste, bir kısmının haklarında henüz iddianame bile yok... Medya organlarına, holdinglere, mallara, mülklere el konuluyor... Bu ortamda Türkiye’nin rejimini değiştirecek bir referanduma gidiliyor! Sadece bu ortam bile yapılacak referandumun eşit ve adil koşullarda olamayacağının somut kanıtı!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Referanduma sunulan maddeler o denli Demokrasiye aykırı ve savunulmaları o denli olanaksız ki, bütün bu baskılar yetmiyormuş gibi, iktidar, son KHK ile Yüksek Seçim Kurulu’nun seçim ortamındaki adalet ve eşitlik ilkelerini gözeten yetkilerinden birini de kaldırdı ve iktidar lehine eşitsiz propagandanın yolunu açtı! 687 sayılı, “OHAL kapsamında bazı düzenlemeler yapılması hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile, 98 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 149/A maddesi yürürlükten kaldırıldı. Tam referandum öncesi çıkarılan bu KHK’ya göre, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), eşitlik ilkesini içeren esaslara aykırı olarak yayın yapan özel TV ve radyolara yayın durdurma ve para cezaları veremeyecek. Böylece radyolar ve televizyonlar eşitlik ilkesine, sürelere dikkat etmeksizin AKP propagandası yapabilecek.KHK, aynı zamanda kapatılan özel radyo ve televizyonların, 15 Temmuz 2016 tarihi itibarıyla sahip oldukları yayın lisansları, yayın hakları, frekans ve kanal kullanımı ile Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) nezdindeki benzeri izinlerinin de Maliye Bakanlığı’nın bu yöndeki talebi üzerine RTÜK tarafından verileceğini belirtiyor. Böylece yargı kararı olmaksızın idari tasarruflarla el konulan yayın organlarının el değiştirmeleri ve satılmaları da sağlanıyor ve kolaylaştırılıyor:

Bu lisans ve haklar ile, frekans, kanal kullanımı ve RTÜK nezdindeki benzeri izinlerin, Maliye Bakanlığı’nca veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nca kapatılan özel radyo ve televizyonlara ait diğer varlıklarla birlikte, ya da ayrı ayrı satılması durumunda, bunların yeni alıcıları adına devri ve tescili işlemleri, Fonun bildirimi üzerine gerekli bilgi ve belgelerin tamamlanmasını müteakip başkaca bir işleme gerek kalmaksızın en fazla bir ay içinde tamamlanacak.OHAL kapsamında ilan edilen KHK’ları denetim dışı bırakan Anayasa Mahkemesi bu durumda ne düşünüyor acaba? İktidar, Yüksek Seçim Kurulu’nun görev ve yetkilerini KHK ile düzenleyerek... Demokrasinin ve Hukuk Devleti’nin en temel kurallarından biri olan seçimlerdeki şeffaflık ve adalet ilkesini bile zedeleyen kararlar alıyor... Ve rejimi, Anayasa’yı korumakla görevli olan AYM, bunu uzaktan seyrediyor!