Şubat 12, 2017 11:02 Europe/Istanbul

Evrensel: Kanal D, referandumda ‘Hayır’ oyu kullanacağını açıklayan İrfan Değirmenci’yi işten attı.

Karar:

CHP iki milyon seçmenin peşinde

Sabah:

İstihdam hedefi 2 Milyona çıktı

Yeniasya:

İhraçlar eğitimi felç ediyor

Şimdi ise köşe yazarları

…***

Mehmet Kara, 12 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Millet ne derse başımızın üstünedir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bu safhada yapılacak şey kutuplaştırmadan, kamplara ayırmadan, “hain” diye suçlamadan, millete değişikliğin anlatılmasıdır. Söz milletinse, millet de sözünü sandıkta söyleyecek.  “Hayır” diyecek de, “evet” diyecek de millettir… Milletin kararına saygı göstermek en başta siyasetçilerin görevidir. Ancak bakıldığında bu kampanyanın son dönemlerde olduğu gibi demokrasiye yakışmayan seviyede geçeceğinin işaretleri gelmeye başladı.Başbakan Yıldırım’ın, “PKK, FETÖ, HDP ‘hayır’ dediği için biz ‘evet’ diyoruz” sözlerine tepki gösterilmesine rağmen buna benzer şeyler söylemeye devam ediyor. Bu da, Yıldırım’ın kampanya boyunca bu söyleminden vazgeçmeyeceğini gösteriyor. Oysa görüşlerini “hayır” yönünde açıklayan birçok parti var. Yani bahsedildiği gibi terör örgütleri değil. Herkesin “hayır” veya “evet”  gerekçesi farklı. Bu farklılıklara da saygı gösterilmesi gerekiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Referandumda 18 maddelik kısmî anayasa değişikliği oylanacak. Bu yüzden referanduma bir parti meselesi gibi yaklaşmamak, yeni sistemin ülkenin ve milletin hayrına olup olmayacağına bakmak gerekiyor.

Milletin hangi meselesine çare olacak? Demokrasi ileri gidecek mi? Hürriyetlerimiz genişleyecek, millet daha çok söz sahibi mi olacak? Yoksa, yetkiler bir kişinin eline mi geçecek? Oy verirken, bu soruların cevaplarına bakmak gerekiyor.

Kampanyada hiç kimse bir kısıtlamayla karşılaşmadan fikirlerini anlatabilmelidir. Bunu anlatacak gerek meydanlar, gerekse de sosyal medya, gazeteler ve televizyonlarda “özgürce” ve “eşit şartlar”da fikirlerini açıklayabilmelidir. OHAL şartlarında bir referanduma gidilirken, seçim güvenliğini sağlamak hükümetin görevidir.

Hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş’un Bakanlar Kurulu toplantısının ardından ifade ettiği, “Kimisi ‘evet’ diyecek kimisi ‘hayır’ diyecek. Herkes bu süreç içerisinde istediğini ortaya koyacak. Bu bir parti seçimi değildir. Burada kimse demokratik bir yarış olacağından endişe etmesin. Sonucunda millet ne derse başımızın gözümüzün üstünedir” sözleri gerçekten uygulanabilmelidir. Demokratik yarışın önünü açacak tavır da bu olmalıdır.

Referandum süreci bu cümlesinin üzerine oturtulursa demokratik bir seçim olacaktır. Böyle olursa, kazanan millet ve demokrasi olacaktır. Referandum kampanyası şeffaf, hür ve eşit şartlarda yapılması için de başta siyasetçilerin kullandıkları ifadelere ve icraatlarına dikkat etmesi bu dönemin en önemli tavrı olmalıdır.

“Hayırlı günler, hayırlı akşamlar, hayırlı işler” sözleri nedense “evetçileri” rahatsız ediyor. Bu kelimeyi kullanmamaya özen gösteriyorlar. Kullananları da iğneliyorlar. Çok garip olan bu durumu –maalesef- yaşıyoruz ve iki ay süresince de yaşayacağımız anlaşılıyor.

Başbakan Binali Yıldırım, “hayır” meselesine değişik bir “boyut” getirdi.

“Hayırda hayır vardır” sloganının kullanılmasını tenkit eden Yıldırım, “Halkoylamasında anayasa değişikliğinin reddedilmesini isteyenlerin kampanyasını ses benzerliği üzerine kurduklarını görüyoruz. Hayatlarında hiç hayırlı bir iş yapmamış olanların, benzerliği sebebiyle bu mübarek kavrama nasıl sarıldıklarını gördükçe insanın gülesi mi, ağlayası mı geliyor bir türlü karar veremiyorum. Milletimiz kendisi için hayırlı olanı bu halkoylamasında gösterecek” derken “hayır” ile “hayr” arasında farkı “Birisin de ‘ı’ var, diğerinde yok” diyerek izah etti.

...***

Vahab Munyar, 12 Şubat tarihli Hürriyet gazetesinde, “Gerilim Türkiye’ye zaman kaybettirir”başlıklı yazısını okuyuıcularla paylaşıyor.

“TÜRK Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Erol Bilecik, Türkiye’nin “Cumhurbaşkanlığı Sistemi”ne geçişini öngören anayasa referandumuna yaklaşımını şu mesajla ortaya koydu:Demokrasinin kurum ve kuruluşlarının işlemesini fevkalade önemli görüyoruz. Güçlü ve iyi çalışan bir Meclis, bağımsız ve tarafsız yargı, etkin icraat... Bunlar demokrasiyi geliştirecek unsurlar.Vatandaşların tamamının hak ve özgürlüklerinin güvence altında olmasının büyük önem taşıdığını belirtti:TÜSİAD, bu anlayışın savunuculuğunu yapmaktan vazgeçmez.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Denetim ve denge mekanizmalarının önemine işaret edip, ekledi:Biz anayasa gibi önemli bir konuda uzmanlardan destek alarak üyelerimizi bilgilendirir, uygun tartışma ortamı hazırlarız. Bunun dışında üyelerimize herhangi bir yön göstermeyiz.Kapalı sandıkta kullanılacak oyun her vatandaşın kendi özgür tercihine bağlı odluğunu vurguladı:

Oyun rengi konusunda kurumsal işaret vermeyiz.Dünyada başkanlık sisteminin son derece başarılı uygulandığı ülkeler olduğunun altını çizip, sürdürdü:

Güçler ayrılığı, denge ve denetim mekanizmalarının sürekli, rahat çalışıyor olması, demokrasi ve geleceğimiz açısından çok önemli.Bu noktada seçimler ve darbe girişimi nedeniyle gündemin alt sıralarına düşen konuyu anımsattı:Ekonomide yapısal reformlara öncelik verdiğimiz bir gündeme dönebilmeyi arzu ediyoruz. Dünya çok önemli değişimlerden geçiyor. Dijital devrimi yakalamak, olmazsa olmazımız.Referandum öncesi ülkemizde, “Evet” ve “Hayır” cephelerinin oluştuğunu, iki tarafın da birbirini “vatan hainliği”yle suçladığını anımsattım, yanıtladı:Bu söylem tarzını doğru ve sağlıklı bulmuyorum. Gizlilik prensibi olan bir referandumdan bahsediyoruz. İnsanlar özgür düşünceleriyle sandığa gider, oyunu kullanır.Yapıcı diyalog ortamının öneminin altını çizdi:İşi gerilim noktasına götürmek, Türkiye’ye fevkalade zaman kaybettirir.

Ayrışmadan artık vazgeçmek gerektiğini kaydetti:Birlik ve beraberlik mesajlarının sıkça dile getirilmesine ihtiyaç duyduğumuz dönemdeyiz. Yapıcı, olumlu, birbirine katkı veren diyaloglar artık vazgeçilmez olmalı...Ardından ekledi:Demokrasinin vazgeçilmez yapısıyla sandıktan çıkan sonucun işaretine göre düzen kurulur. Ancak, kurulan düzende eksik parçalar varsa, bunları dile getirmek sivil toplum örgütlerinin, kurumların görevi.İnsanların birbirini “vatan hainliği” ile suçlamadığı, havanın gerilmediği bir ortamda sandığa gidebilecek miyiz acaba?

...***

Güngör Mengi, 12 Şubat tarihli Vatan gazetesinde, “Referandum öncesi bilinmesi gerekenler!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bugüne kadar yapılan anayasa değişiklikleri nasıl ki “kişiye özel” değildir, devlet ve millet için yapılmıştır, bugün de aynı durumun devam edeceğini varsayalım.Başbakan Binali Yıldırım “Başkanlık mutlak ve mutlak iktidar demektir” demiş, artık muhalefet partilerinin bir koalisyon ortağı olma ihtimallerinin kalmadığını söylemişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise parlamenter sistem için “Bu sistem bileklerimizde prangaydı” dediği konuşmasında sistemi şöyle özetledi;“Hedef saptırıyorlar. Yasama organı (Meclis) yine var. Yürütme (hükümet) yine var. Kim yürütme? Cumhurbaşkanı!””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ak Parti 15 yıldır iktidarda “tek karar verici” durumundaydı ve her konuda kararları tek başına verdi.Bu nedenle “Pranga” ile hangi engelin kast edildiğini net örneklerle anlatmak gerekir.Görünüşe göre yeni sistem gerçekten de daha çok “muhalefet partilerinin bir daha koalisyon çıkarma ihtimalinin kalmamasına” yarayacak.

Gözümüzün önüne 26 üyeli, U şeklinde koca bir masanın etrafını kaplayan “bakanlar kurulu”nu getirirsek, öncelikle yeni sistemde “yürütme=cumhurbaşkanı” olacağına göre; bundan sonraki her cumhurbaşkanına büyük haksızlık olacağını, 26 kişinin yürüttüğü işin, verilecek tüm kararların tek başına onlara kalacağını düşünmek gerekir.

Bildiğiniz gibi Türk tipi sistemin en çok tartışılan maddeleri: “Mevcut durumda çoğunluğu Cumhurbaşkanı tarafından seçilmiş ve onun partisine ait olan Millet Meclisi’nin bu kez çok daha fazla yetkiye sahip olacak “başkanı” denetleyemeyecek olması”...

Bunun yanında milletvekillerinin hükümete (yürütmeye) sözlü soru ve gensoru hakkının kaldırılacak olması…

Yüksek yargı üyelerinin “başkan ve partisi tarafından” seçilmesi, “geriye kalan yargı üyelerini seçecek” olan HSYK üyelerinin de aynı şekilde seçilmesi. Böylece yargı denetiminin de imkansız oluşu…

Başkanın sanki OHAL hep devam edecekmiş gibi istediği her konuda kanun hükmünde kararname çıkarabilecek olması.Televizyonlarda konuşan bazı anayasa hukukçuları “Meclis’in kanun yapma yetkisi devam edecek ve kanunlar kararnamelerden üstün olacak” diyor.OHAL kararnameleri ile sadece “teröre karşı önlem olacak kararlar” verilebilecekken İzmir Limanı, PTT, THY’nin yarısına yakını, Botaş gibi devletin en önemli kurumlarını Sayıştay ve DDK yerine kimin denetleyeceği bilinmeyen Varlık Fonu’na devretme yetkisi veriliyorsa…5000’e yakın akademisyeni üniversiteden ihraç etme…YSK’nın seçim dönemlerinde “eşitlik ilkesine aykırı yayın yapan özel radyo ve TV’lere ceza verme” yetkisi dahil her karar KHK ile alınıyorsa, yeni sistemde bunu önleyecek nasıl bir mekanizma olacak?Bugün Meclis daha çok yetkiye sahip olduğu halde KHK’lara karışamıyorsa, kanun yapamıyorsa o zaman nasıl yapacak?

Kampanya sürecinde “genel seçime gidiliyormuş gibi rakipleri karalamak yerine” halkın bu konuları detaylarıyla anlaması sağlanmalıdır.