Şubat 13, 2017 11:46 Europe/Istanbul

Yeniasya: Milyonları ilgilendiren teklif Meclis'te

Evrensel:

Ekonomik ve siyasal riskler TL’deki kaybı büyütüyor

Yeniçağ:

Bahçeli zorda

Hürriyet:

İstanbul’da PKK operasyonu

Şimdi ise köşe yazarları

…***

Nuray Mert, 13 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Sorun ‘Hayır’ değil, ‘Evet’ diyenler”başlıklı yazısını okıuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye’de eşi benzeri görülmemiş bir süreç yaşanıyor, tüm olan bitenler bir yana, referandum tam bir göstermelik seçime dönüştü. “İhsası rey” de değil, makbul sayılacak vatandaşların “evet” demesinin beklendiği en yüksek makam dahil, tüm iktidar ve devlet çevresi tarafından ilan edildi. Otoriter ülkelerde, seçimlerde yönetimin dediğinin göstermelik olarak oylanmasından bile tuhaf bir durum bu. Zira, güya Cumhurbaşkanlığı sistemi önerisi milletin reyine sunuluyor, güya iki seçenek var, ama bu iki seçenekten hayır’ı seçenler şimdiden suçlu ilan edilmiş vaziyette. Hem de teröristler ile aynı tarafta olmak suçlamasıyla! AK Parti gerçekten de bizim hayal edemediklerimizi gerçekleştirdi, zira böyle akıl almaz, vicdan kaldırmaz bir şeyi hayal etmek, bizler için imkânsızdı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Doğrusu, bu seçim en başından, hepimiz için, diğerlerinden çok farklı bir seçim; zira kuvvetler ayrımını, yargı bağımsızlığını, yönetimin denetlenmesi ve şeffaflığını ortadan kaldıran, yani demokrasiden tümüyle vazgeçmek anlamına gelecek bir sistem/rejim değişikliğini onaylayanlar ile onaylamayanlar, bu kez, sıradan bir seçimde farklı partilere, görüşlere oy verenlerden daha farklı biçimde ayrışıyoruz. Bu ayrım, demokratik zeminde yaşanan siyasal görüş ayrımından çok daha derin bir ayırım. Bu kez, ülkemizin geleceğine yönelik hayallerimiz, topluma, siyasete bakışımız genel olarak uzlaşmaz biçimde birbirinden ayrılmış oluyor, belli ki bundan sonra aynı ülkede yaşayacağız ama ayrı dünyaların insanları olarak. Cumhurbaşkanlığı sistemi kurulursa, kuşkusuz yasal olana tabi olacağız, o çerçevede hareket edeceğiz ama biz hayır diyenler, bu sistemin hakkaniyetine inanmayacağız. Dahası “evet” diyenlerin biz hayır diyenlerin, daha seçim sürecinde uğradığı haksız muameleyi bile sorun etmediklerini hiç unutamayacağız. Veya kendi adıma konuşayım, en azından ben bu duygu ve düşünceler içinde olacağım.

2010 referandumu da çok gerilimli geçmişti, ancak o dönem ve tartışması, bu seferki ile kıyas kabul etmez. Hakkımda yayılan tüm tevatürlere rağmen ben “yetmez ama evet”çi falan değildim, tam tersine, pek çok demokrat arkadaşımızın husumeti, son derece kırıcı ve yıpratıcı söylemlerine karşın “iki kere hayır” dedim, pek çok panel ve toplantıda bu görüşü savundum, isteyenler en azından yazı arşivlerime bakabilir. Ama o günden sonra, kimseyi, her vesile ile “evet” veya “yetmez ama evet” dedi diye eleştirmedim, tam da bu nedenle bana “yetmez ama evet”çi diye yöneltilen eleştiri ve yıpratmalara karşı “hayır dedim” diye savunma yapmayı zul saydım. Zira, o dönemde hâlâ, bence öngörüsüzlük de olsa “yeter veya yetmez evet” oyu adına demokrasi tartışması yapmak makul sayılabilirdi. Ama artık, durum çok farklı; söz konusu olan, göz göre göre özgürlüklerden, demokrasiden uzak bir sistem dönüşümüne onay vermek veya karşı çıkmak.

Ben bir vatandaş olarak, demokrasi açısından bir felaket olacağını düşündüğüm bir sistem değişikliğine “hayır” diyeceğim, oyumu bu şekilde kullanacağım. Bu seçimimin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsıyla hiç alakası yok, kime o yetkiler verilecek olursa olsun benim için durum fark etmez, tarif edilen sistem benim açımdan antidemokratik bir sistemdir. Büyük bir ihtimalle, sistem değişimi gerçekleşirse, her zamanki gibi yasal çerçeve içinde davranmaya özen göstereceğim, ama artık bu ülkede birlikte yaşadığım diğerleri ile aramda aşılmaz bir uçurum olacak, umarım hayatlarımız hiç kesişmeyecek. “Diğerleri”nden kastettiğim, tabii daha ziyade siyaset üzerine yazıp çizen, görüş beyan eden, aydın denilen zümreye mensup “evet” diyenler. Yok, “halk en doğrusunu bilir” diye kestirmeden popülizm yapmak adına, “evet”çiler arasında ayırım yapmak istemiyorum. Daha basit ve sade bir gerekçem var; aşla, işle, hayat gailesi ile meşgul, sevdikleri liderin yönetmesinin en doğrusu olduğuna inanan insanların masumiyetine, samimiyetine inanıyorum.

…***

Mustafa Yalçıner, 13 Şubat tarihli Evrensel gazetesinde, “Ya tek kişinindir ya da 'Hakimiyet milletindir'!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“KHK’lerle 30 bini aşkın öğretmenle 5 binden fazla akademisyene –hem de aç susuz bırakmak üzere– ihraç! Dile kolay, binlercesine... Şimdi, tüm bu astığım astık kestiğim kestik uygulama“istiklal savaşı” ve “milletin iradesi”yle mi yani?

Özellikle 15 Temmuz’un ardından dört bir yanı afişler kaplamıştı. Üzerlerinde büyük harflerle “Hakimiyet milletindir” yazıyordu! Ama ihraççı, mülkiyete el koyucu, hapse gönderici KHK’leri “millet” çıkarmıyor, “hakimiyet milletin” değil! Bakanlar Kurulu’nun eseri KHK’ler, bakın resmi gazetelere, en altta da Cumhurbaşkanı olarak Tayyip Beyin imzası bulunuyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

16 Nisan’da yapılacağı anlaşılan referandum da, Bahçeli Beyin deyişiyle, bu “fiili durum”un meşrulaştırılması için düzenleniyor! “Küçük” bir farkla: Eğer AKP-Bahçeli MHP’si taslağına “Evet” çıkarsa, Bakanlar Kurulu da müzelik olacak ve “hakimiyet millet”in yerine tek kişinin olacak!

Referandumda oylanacak olan bu: Hakimiyet milletin mi olsun yoksa tek kişinin iki dudağının arasına mı sıkışsın! Eski Sultanlar, Şahlar, Krallar gibi. Ya da hani “istikrar”, “kolay ve hızlı yönetim”, “güçlü Türkiye” deniyor ya..Referandumda kararlaştırılacak. Hiçbir ihraç “millet”in “hakimiyeti” ürünü değildir. OHAL ve KHK’lerle birkaç kişinin kararıyla gerçekleşmektedir!

İstenen ve teklif olarak Meclisten çıkarak milletin önüne götürülen 18 madde ile “hakimiyet milletindir” düsturunun tarihe karışması ve “hakimiyet tek kişinindir” rejimine geçilmesi öngörülmektedir!

Bu nedenle neyin oylanıp değiştirilmek istendiği üzerinde hiç durulmamakta..Ama “HAYIR”ı kötülemek üzere bir “terör”, bir de “PKK, FETÖ hayır diyor” denmekte;inançlar ve milli duygularla oynanıp takım tutar gibi kutuplaştırıcı particilikten medet umulmaktadır!

…***

Cevher İlhan, 13 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, “Ülkenin hangi problemini çözecek?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“19 defa değiştirildiği halde hâlâ demokratikleşmeyen “12 Eylül’den kalma 600’ü bulan antidemokratik mevzuatı ayıklamak yerine, “darbe anayasası”nın “devlet başkanı”na bahşettiği yetkileri daha da arttıran şahsa özel sistem” getiriliyor. Bütün bunlara rağmen, konunun uzmanları “yeni sistem”in gerçekte “başkanlık sistemi” de olmadığını; “başkanlığın” en başarılı uygulandığı ülkelerde güçlü kuvvetler ayrılığı olduğunu; başkanı ve yönetimi denetleyen yetkin bir yasama ve bağımsız yargıyla birlikte etkili bir sivil toplum ve kamuoyunun olduğunu belirtiyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Başkanlığa da benzemeyen “ucube sistem”de birçok çarpık garabet sırıtıyor. İktidar cânibinden her fırsatta “yasama ve yargı duruyor” deniliyor; lâkin cumhurbaşkanının yürütmenin yanısıra Meclis’i kontrol edip yüksek yargıyı oluşturduğu gözden kaçırılıyor.

Keza “yeni sistem”de “partili cumhurbaşkanı”nın üst düzey bürokratlarla yüksek yargıya tek başına atama yapması, partisinin milletvekillerini belirlemesi garabeti her fırsatta “halk seçiyor” denilerek “meşrulaştırılmak” isteniyor.

Yine cumhurbaşkanının, tek başına OHAL’i altı ay için ilânına ilâveten bu dönemde çıkaracağı,temel hak ve hürriyetleri sınırlayacak kararnâmelerin yargı denetimi dışında kalması, -Anayasa Mahkemesi’nce görüşülememesi- de başkanlık sisteminde yok.

Keza her ne kadar bazı uçuk gerekçeler öne sürülse de, Cumhurbaşkanı “Türk tipi” dese de, aceleye getirilen “paket”in birçok çelişkiyi barındırdığı daha baştan açığa çıkıyor.

Meselâ, Anayasanın 72. maddesindeki “vatan hizmeti” ve 1111 sayılı Askerlik Kanunu mucibince, “yirmi yaşına giren Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı her erkeğin askerlik yapmaya mecbur olduğu” açık hükmüne rağmen, milletvekili adaylığı niteliklerinden “askerliği yapmış olmak” şartının çıkarılarak seçilme yaşının 25’ten 18’e indirilmesinin, Cumhurbaşkanı’nın açık ifâdesiyle, “milletvekili seçilenlerin askerlikten -mâzeretsiz- muâf tutulması” imtiyazının hiçbir mâkul izâhı bulunmuyor.Tıpkı, millet irâdesinin temsilcisi Meclis’in yasama yetkisi gasbedilip denetim yetkisi tırpanlanırken milletvekili sayısının 550’den 600’e çıkarılmasında olduğu gibi.

Ya da diğer maddelerin 2019’da yürürlüğe girmesine karşı, “partili/parti başkanı cumhurbaşkanı” maddesinin derhal yürürlüğe girmesiyle referandum sonrası süper yetkileri hemen kullanmasına yol açılması benzeri.