Türkiye'den köşe yazarları
Evrensel: Anketre gore AKP tabında hayır diyen de var
Cumhuriyet:
YSK'ye kritik başvuru: KHK'ler yok sayılsın
Karar:
Başkanlık sistemi ekonomik olarak ne vaadediyor
Milli gazette:
Evet mi hayı mı?Millet kanaatini açıklamıyor
Şimdi ise köşe yazarları
...***
Orhan Uğuroğlu 14 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Hayır! Hain ve terörist değilim”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhuriyet Savcıları, "Hayır" oyu verecekler "hain ve terörist" ilan ediliyor ki Anayasa ve yasalara göre bu suçtur.İster "Evet" ister "Hayır" oyu versinler kim seçmeni suçlayabilir?İster Cumhurbaşkanı, ister Başbakan olsun "Hayır" oyu verecekleri "hain ve terörist" gibi algı yaratacak cümlelerle eleştirmek ve hele hele PKK ile aynı kefeye koymak bunları da toplum önünde ilan etmek hiç kimsenin hakkı değildir.Tam tersi Anayasal ve yasal olarak suçtur.16 Nisan'da yapılacak Anayasa değişikliği referandumunda isteyen "Evet" isteyen "Hayır" der.Peki, Anayasa ve yasalarımız toplumu bölecek, parçalayacak, siyasi kavgayı körükleyecek hatta toplumun bir kesimini diğer kesim aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edecek kişiler hakkında ceza öngörmüyor mu?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Hukukçular elbette madde madde sayarlar ama bakıyorum ne Türkiye Barolar Birliği'nden, ne barolardan bir tepki var.Milyonlarca kişi "Hayır" oyu verecek ve "hain ve terörist" olacak öyle mi?Hayır, oyu verecekleri PKK ile eş değer tutmak şeklinde söylemler suçtur ve bu suç da kalabalıkların önündeki konuşmalarda yapılmakta, radyo, televizyon ve gazetelerde yer almaktadır.Sosyal medyada tepkiler çığ gibi büyümekte, çarşıda sokakta vatandaşlar haklı tepkilerini dile getirmekteler.Kaldı ki 12 Eylül'ün darbeci generalleri bile 1982 Anayasası için yapılan referandum öncesi halkı bu şekilde eleştirmediler."CHP, HDP ve PKK" diye başlayan ve "Hayır" verecekleri tanımlayan siyasi mesajı verenler acilen bu söylemlerinden vaz geçmeli ve CHP'li, HDP'li seçmenlerden özür dilemeliler.Kaldı ki PKK ile iş birliğini kim yaptı Oslo'da?Dolmabahçe mutabakatını HDP'liler ile hangi partinin Bakanları yaptı? Sınır ötesinden gelen PKK'lılara "çadır mahkemeleri" kurduran irade kimdi?AKP değil mi?AKP hükümeti değil mi?Peki, tüm bu yaşananları en ağır hakaret cümleleri ile eleştiren MHP Genel Merkez yönetimi ve Genel Başkanı Devlet Bahçeli nerede?AKP ile kol kola "Evet" cephesinde değil mi?Aklımızla alay edilmemesi için yanıt vermek en doğal hakkımız değil mi?
…***
Ahmet İnsel, 14 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Taraflı ‘tarafsızlık’”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Mutlak biçimde tarafsız olması gereken kişinin, ülkeyi derinden ikiye bölen bir konuda taraftar lideri olduğu bir yerde, tarafsızlık mümkün müdür? Kendi tarafında olmayanı hain, bölücü, darbeci ve dahi terörist ilan eden bir güç karşısında tarafsızlık, ilke falan değil, kaba güce teslimiyetin riyakâr biçimde ilan edilmesidir. Yürürlükteki anayasanın amir hükümlerinden biri cumhurbaşkanı seçilen kişinin tarafsız olmasıdır. Varsa parti üyeliğine son verileceğini, TBMM ile ilişkilerinin kesileceğini öngören anayasa maddesini, Cumhurbaşkanlığı yemininde yer alan, “Üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma (...) namusum ve şerefim üzerine ant içerim” ifadesi tamamlar. Anayasa “ülkenin birlik ve bütünlüğünü” emanet ettiği Cumhurbaşkanı’nın tarafsızlığını, onun şeref ve namusuna havale etmiştir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Benzer bir tarafsızlık yükümlülüğü mülki idare amirleri için geçerlidir. Geçen günlerde halkoylamasında halkı evet oyu vermeye çağıran kaymakamlar açıkça suç işlediler. Bu birkaç kaymakamın, Gülen cemaati ile iltisaklı oldukları gerekçesiyle haklarında soruşturma yürütüldüğü bilinen 99, 100 ve 101. dönem kaymakamlık kursundan kişiler olması bir rastlantı mı? Bilmiyoruz. İnsanlık durumu açısından kıvanç duyulacak bir hal değil ama tarafsız olmak konusunda şeref ve namusu üzerine yemin etmiş devletin en üst makamı taraftar lideri olduğunda, onun doğrudan temsilcisi olan mülki idare amirleri ne yapsın?
Tarafsızlık ilkesi elbette asgari demokratik ilkeler çerçevesinde bir dizi meslek için elzemdir. Hâkimlerin, savcıların, polislerin ülke içi tartışmalarda, seçimlerde taraftar olması, despotizmin göstergelerinden biridir. Etik kurallar, akademik özgürlük ve özerkliğin belli bir tarafsızlık ilkesi içinde uygulanmasını öngörür. Burada da ilke “görüş beyan etmemek” değil, varsa kendi görüşünü hiçbir şekilde öğrencilere dayatmamaktır. Buna karşılık medyada tarafsızlık bir kural değil, bir tercihtir. “Tarafsız olmak en temel ilkemizdir” diyen bir medya kuruluşu, saygın ve güvenilir olmak için sadece bu ilke ile yetinemez. Medya her şeyden önce doğru haber vermek yükümlülüğündedir. Tarafsızlık gerekçesiyle, iktidarı veya muhalefeti zor duruma düşürecek bir doğru ve önemli haberi hasıraltı etmemek, çarpıtmamak, kendinin bağımsız olduğunu iddia eden bir haber-yorum kuruluşunun en temel ilkesidir. Ama bir gazete resmen parti organı da olabilir. Ondan tarafsız olması beklenmez. Açıkça bunu ilan ediyorsa, diyecek bir şey yoktur.
Bugün tarafsızlık adı altında, Türkiye’de güce biat etme riyakârlığının bir kez daha yaşandığına şahit oluyoruz. Geçmişte tarafsızlık görünümü altında başbakan devirmeye, başbakan seçtirmeye birçok kez uğraşmış kişiler, şimdi başka bir muktedir karşısında taraflı tarafsızlığın süfli örneğini sunuyorlar. Güce evet diyenin tarafsız ilan edildiği, makbul millete dahil edildiği, güce hayır diyenin taraflı, dolayısıyla kabahatli ya da suçlu ilan edildiği bir ortama uyuyorlar. “Açıkça kamuoyu gündeminde tartışılan bir konuda”, düzenlediği televizyon programı veya yazdığı gazetede değil, kendi şahsi sosyal medya hesabında “taraf” olduğu için bir gazetecinin iş akdine son veriyorlar. Tarafsızlığı en temel ilke olarak kabul ettiğini iddia eden bu medya kuruluşunda, başka türlü taraf olanlar, taraftar liderinin safında yer alanlar “taraf” olmuyor.
Şaşırmak ne mümkün? Cumhurbaşkanı’nın açıkça taraflı “tarafsız” olduğu bir ülkede yaşıyoruz sonuçta.
…***
Erdal sağlam 14 Şubat tarihli Hürriyet gazetesinde, “Enflasyon yükselirken büyümeyi arttıramazsak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Gelen veriler küresel anlamda daha yüksek büyüme ve yükselecek enflasyon trendine işaret ediyor. Türkiye’de de enflasyonun yükseleceği kesin ama büyüme oranını arttırabilecek mi, bu konuda ciddi şüpheler var.Mart ayı başında Türkiye’nin 2016 yılı büyüme rakamı kesinleşecek. Rakamın yüzde 3’ün altında çıkması bekleniyor. Yapılan analizler 2017 yılında ise büyüme rakamının daha da düşük çıkabileceğini gösteriyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Büyüme oranlarının düşmesinde bir çok etken var; bunların arasında küresel gelişmeler nedeniyle yabancı sermaye girişindeki azalma, bunun da etkisiyle kurlarda meydana gelen hızlı artış, içeride gerekli kararların alınamaması, kötü yönetimin yarattığı iş alemindeki belirsizlik ve tüketimdeki daralmayı sayabiliriz.
Bu noktada kurlardaki hızlı artış en önemli faktörlerden biri. Kurlarda son günlerde nispeten bir iyileşme görülüyor. Bu daha çok küresel anlamda risk iştahından kaynaklanıyor. Ancak TL’nin aşırı değer kaybının önlenmiş olmasında, tabii ki Merkez Bankası’nın ağırlıklı ortalama faizi yüzde 10.4’e kadar çıkarmış olmasının etkisi büyük. Son dönemde politika faiz oranını artırmasa bile, ağırlıklı fonlama faizinde çok sert bir artış sağlanınca, TL’nin aşırı değer kaybının önlendiği açık.Bu noktada ekonomideki mevcut kötümserliğin oluşmasında en önemli neden olan kurların, zamanında önlem alındığı takdirde önlenebildiği bir kez daha ortaya çıktı. Yani Merkez Bankası, siyasi baskılar nedeniyle hareketsiz kalmamış, faiz oranlarını zamanında artırmış olsaydı demek ki kurlar bu kadar hızlı artmayacaktı. Tabi ki küresel etkiden ötürü kurlarda bir hareket olacaktı ama kısa sürede TL’nin yüzde 35 oranında değer kaybı görülmeyecekti.Peki, bundan sonra Merkez Bankası faizleri yukarıda tutmaya devam eder mi, gereken kararları almayı sürdürür mü?Piyasaların bu konuda tedirgin olduğu açık. Geçen hafta bir ara küresel ortam olumlu diye Merkez Bankası’nın parayı gevşetmeye çalıştığını gördük, ki piyasa hemen tepki verdi, Merkez Bankası yine faizleri yükseltmek zorunda kaldı.Tedirginliğin en önemli nedeni 16 Nisan’da yapılacak referandum. Referandum yaklaştıkça çeşitli kesimlere dönük seçim kararları alınması beklenirken, piyasaların rahatlatılabilmesi için Merkez Bankası’ndan parayı gevşetmesinin istenmesinden de çekiniliyor. Merkez’in yeniden gevşemesi halinde kurların yeniden hızlanacağından korkuluyor.Bu arada piyasalarda büyüme konusunda da ciddi tedirginlik var. 2017 yılına ilişkin olarak 2016’nın da altında büyüme rakamları beklenmeye başladı. Aralık ayı sanayi üretim verileri, ocak ayındaki ihracat artışının baz etkisinden kaynaklanmış olması gibi ilk veriler bu yıla ilişkin iyimser olmayı engelliyor.