Şubat 19, 2017 09:10 Europe/Istanbul

Evrensel: Erdoğan: Gücü tek kişide topluyoruz

Karar:

Yeni sayfada FETÖ talebi

Milli gazette:

Erdoğan’da çok tartışılacak bir açıklama daha: Cumhurbaşkanı Referandumda "hayır" oyu vermek şerre rızadır!

Yeniçağ:

AKP ve Bahçeli hayır ile gider

Şimdi ise köşe yazarları

…***

Orhan Bursalı 19 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “‘Referandumu kaybedersek silahlı iç savaşa hazırlanın”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yaygın bir görüş var AKP ve tabanında: İktidarı ele geçirdik. Artık bir daha bırakmayız, bırakmamalıyız, asla kaybetmemeliyiz iktidarı... Üstelik akademik kılıklı bir ülke ve millet düşmanı, iktidar için ülkeyi yakıp yıkmaya hazır bir katil ruhlu, referandumu kaybedersek silahlı iç savaşa hazırlansın herkes diyor. Başka yetkili bir AKP’li, hedefe az kaldı, 90 yıllık hasret bitecek diyor. Az kaldı dediği şu: İki ay sonra referandum olacak ve kazanacağız ve bu işi kesin ve ebedi olarak bitireceğiz, parlamenter sistemden kurtulacağız. Cumhuriyetin demokratik parlamenter düzene ve güçler ayrılığına demokratik bir sisteme doğru büyük evrimini, bu süreçte verdiği ileriye doğru büyük atılımı, çağdaşlığa ve uygarlığa doğru büyük serüveni sona erecektir. Bunun rüyasını görüyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Cumhurbaşkanı ne demişti muhtarlara, bileklerimizdeki prangayı kıracağız. O pranga nedir? Cumhuriyet 90 yıllık parantezdir, bu parantezi kapatacağız... Cumhuriyet bir reklam arasıdır.. Anayasa değişikliği ile öngörülen de zaten, bu reklam arasına bir son vermek, 90 yıllık parantezi kapatmak, Türkiye’yi Osmanlı ile bütünleştirmektir. Yeni Türkiye dedikleri budur. Tüm bu söylem, niyet, politika ve değişimi alt alta koyarsanız, hedefin tamamen bir Abdülhamit mutlakiyetinin yaratılmak istendiğini görürsünüz.Anayasa değişikliği tamamen budur ve Bahçeli, Cumhuriyetin ve tüm uygarlığa doğru atılan temellerin mezar kazıcısı rolünü üstlenmiştir.Bahçeli, Özgür’ün sık yazdığı gibi, 3-4 ay içinde yaşadığı bu 180 derece değişikliği açıklamaya mecburdur. Bu mecburiyeti hem MHP’lilere hem MHP’li seçmene, üstelik tümTürkiye’ye borçludur.Çünkü Bahçeli bu pek de aydınlık olmayan kararıyla, tüm ülkeyi bir başka kulvara sokmuştur. Bu kökten değişiklik, bu Cumhuriyetin tasfiye talebini sandığa götüren, tamamen ve tek başına Bahçeli’nin kararı ve isteğidir.Tek istenen, bu karar değişikliği üzerindeki karanlığın aydınlatılmasıdır.

Şimdi iyi niyetli AKP’li yazarların bir korkusu var: Ya bu Başkancı- Reisçi yetkiler bir başkasının eline geçerse, biz ne halt yeriz, nereye kaçarız.. Kabataş yalanının baş mimarı hatta şöyle bile yazabiliyor korkusundan: Anayasaya bir madde koyalım, tüm bu yetkiler sadece ve sadece RTE için geçerli olsun, ondan sonra geçerli olacak normal bir anayasa yürürlüğe girsin. Herhalde iktidarı bırakmamak için bir içsavaşı göze alacak bir inanca sahip değil. Ama aynı zamanda böyle yetkilerin nasıl bir karanlık döneme yol açacağını, kabağın dönüp dolaşıp kendi başlarında patlayabileceğini de en azından sezgisi ile anlıyor. İktidar ve adamları diyor ki, silahlanacağız, bu prangaları kırıp atacağız.. Yasal parti, parti il başkan yardımcısı olan adamını alayı vala ile kapı dışarı bile etmiyor: İstifa yolunu gösteriyor. Bunun anlamı şu: bu böyle söylenir mi, bize, liderlerimize bak, senin aptalca sözlerini nasıl akıllıca dile getiriyorlar. Henüz daha yemek pişmemiş, sen ona soğuk su katıyorsun, şimdilik ayrıl partiden de bizi zor durumda bırakma...

‘Artık bizim burası, uyacaksınız’ Acaba bir savcı kaldı mı bu kişiyi sorguya çekecek? Ülkede adalet ve hukuk var mı ki soruyorum: İktidar ve tüm Türkiye bunu seyrediyor! Evet, bu ülkeyi epey değiştirdiler... Öyle ki, burası artık bizim. Öyle ki Brüksel’de yaşayan biri, bana not bile gönderebiliyor: Ya bize artık tamamen uyacaksınız ve böylece yaşama şansınız olacak ya da bu ülkeyi terk edeceksiniz, terk etmezseniz milletimiz sizi halledecek. Bu istilacının anlayışı şu: Türkiye’yi okyanusta giden bir transatlantike benzetin... Düşünün ki korsanlar gemiye baskın yaparak ele geçirdiler. Kırk haramilerin istilası gibi. Cumhuriyetin yarattığı tüm ekonomik kurumsal değerleri satıp savuşturup yok etme girişimlerini de bu kapsamda değerlendirin... Bir HAYIR onları kesin rüyalarından uyandıracak etki yapacaktır.

…***

Kazım Güleçyüz, 19 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, “Referandum soruları”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Son günlerde sağda solda konuşulduğunu işittiğimiz, bir kısmı doğrudan da bize ulaşan ithamkâr sorulardan birkaçını cevaplandıralım:1982’de “hayır” dediğimiz darbe anayasasının şimdi değiştirilmesine “hayır” diyerek kendimizle çelişmiyor muyuz?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Cevap: Yapılan değişiklik demokrasinin önünü açacak nitelikte olsaydı ve biz “hayır” deseydik, böyle bir çelişkiye düşmüş olurduk. Nitekim 2007’de cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören değişiklik için yapılan referandumda “demokrasi adına evet” demiştik. Ancak şimdi “demokrasi için hayır” diyoruz. Çünkü oylanacak paketle yürütme erki tek adama bağlanarak işleyişteki etkisi alabildiğine güçlendirilirken, Meclis ve yargı denetimi zayıflatılıyor. Ayrıca pakette 1982 anayasasının ideolojik örgüsüne hiç dokunulmuyor bile.

Bu pakete “hayır” demek darbe anayasasına sahip çıkmak anlamına gelmiyor mu?

Cevap: Hiç alâkası yok. Darbe anayasasına sahip çıkan kim? Biz mi, iktidar mı? Bu anayasanın çöpe atılıp yerine demokratik ve sivil bir anayasanın ikame edilmesini, ilaveten seçim ve partiler kanunu gibi temel mevzuatın demokratikleştirilmesini başından beri en çok ve ısrarla savunan biziz. Ama buna yanaşmayıp darbe düzenini 15 yıldır devam ettiren iktidar, yapmak istediği değişiklikle de ülkeyi aynı temelde yeni bir antidemokratik yapının cenderesine almaya çalışıyor.

Henüz meşveret toplanmadan “hayır” tercihinin duyurulması doğru mu?

Cevap: Bu yönde ifade edilen yorumlar manşet ve yayın kurullarımızda, bölge toplantılarında ve son olarak Ankara’da geniş katılımla gerçekleşen siyasî heyet toplantısında, yapılan istişarelerin sonuçlarını yansıtıyor. Şu âna kadar camiamızdan bize bunların hilâfına bir itiraz intikal etmiş değil. Tersine, yayınlarımızın genel kanaate tercüman olduğunu görüyor; bütün süreçlerde müfritane bir irtibat içinde olan camiamızın yekvücut tavrının, 4 Mart’ta bir kez daha ortaya çıkacağını düşünüyoruz. “Kurumsal” açıklama da o zaman yapılacak.

…***

Servet Avcı, 19 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “'Evet' neden kaybedecek?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“2002 yılında tek başına iktidara gelen partinin ilk icraatlarından birisi milletvekili lojmanlarını kaldırmak olmuştu… Milletvekillerinin halkın içinde yaşaması gerektiği söylenmiş, Erdoğan da ikâmet için alışılmışın dışında bir semt seçmiş, Keçiören ilçesi sınırlarındaki Subay Evleri'ne yerleşmişti…'Mağduriyet' dalgasıyla gelinen ve 'vesayet'e karşı 'daha fazla demokrasi'yi savunarak büyüyen siyasî hareketin bugün vardığı nokta ibretlik… Artık 'mağduriyet'in bir karşılığı yok ve 'demokrasi' yerine 'istikrar' ve 'güçlü yönetim' kavramları kullanılarak yetkilerin tek bir merkezde ve kişide toplanması söz konusu… Bu devasa fark kimse tarafından hissedilmiyor değil…'Evet' maddeler üzerinden savunulmuyor, savunulamıyor… Bu durumda geriye propagandada tek bir yol kalıyor: "Hayırcılara bakın ve ona göre oy kullanın!.."”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Söz konusu değişime doğru dürüst bir açıklama getirebilmek yerine, farklı siyasî kimliklerden oluşan 'hayırcılar'ın içinden 'işlerine gelenleri seçip halka gösterme' taktiği pek sökmüyor… Ellerindeki 'en önemli koz' olan bu yöntem umulan sonucu almaya yetmiyor…Muhalefet, kimi 'evet' tarafının kullandığı 'ayrıştırıcı, korkutucu, karamsarlık üretici' dile aynı dille karşılık vermiyor… 'Toparlayıcı, umut verici, normalleştirici' dil kullanıyor… Böylece kaostan ürküp, belirsizliğe savrulmaktansa mevcut statükoya yeniden rıza gösterebilecek kitleler rahatlatılıyor…'18 maddenin oylanması'ndan ibaret anayasa değişikliği yerine 'Tayyip Erdoğan taraftarlarıyla karşıtlarının sayımı' algısı oluşturma çabası bir türlü oturmuyor… Bunun 'Erdoğan'a veya AKP iktidarına güvenoyu seçimi 'olmadığı algısı diğerinden çok daha güçlü… Kalan 2 aylık süre içinde, eldeki büyük propaganda imkânlarıyla konu bu alana sıkıştırılmak istenecektir ama ne kadar becerilebileceği oldukça şüpheli.'Hayır' tarafı daha soğukkanlı ve kendisinden emin görüntü veriyor… Konuyu 'her şeye hayır' çerçevesinde değil, değişikliği istenen 18 maddeyle sınırlıyor… 'Evet' tarafının Meclis aşamasından itibaren "Eğer geçmezse erken seçim olur" diyerek 'istikrardan yana olan seçmen kitlesi'ni korkutma çabalarına karşı, o kitleyi rahatsız edecek dilden kaçınılıyor… Bu referandumla, sonuca göre erken seçim arasında bir ilişki asla kurulmuyor… Oysa muhalefetin reaksiyon göstermesi bekleniyor ve seçmenler erken seçimle, 'istikrar'ın bozulmasıyla, terörün azmasıyla, Gezi benzeri olayların ortaya çıkmasıyla korkutulmak isteniyordu.Karşı tarafı 'terörist' veya 'teröre hizmet eden' gibi gösterme çabası 'evet' cephesi için telafisi zor zararlar doğurdu… Daha dün kimlerle oturulduğu çok aşikârken ve bu işbirliklerinin acı meyveleri hâlâ ortadayken, bugün daha fazla yetki için 'karşı'yı 'terörizme hizmet'le suçlamak çok ucuz bir politik manevra olarak görülüyor, inandırıcılık düzeyi çok düşüyor.