Şubat 20, 2017 10:32 Europe/Istanbul

Yeniasya: OHAL hoyratlığı 28 Şubat'ı geçti

Yeniçağ:

Erbakan Vakfı Genel Başkanı:

"Erbakan 15 Temmuz'u 30 sene önce söylemişti"

Cumhuriyet:

Erdoğan, CHP ve eş başkanları tutuklu HDP seçmeninden 'evet' oyu istedi

Evrensel:

Pehlivan: Parti ilçe başkanı bile hakime müdahale edecek

Şimdi ise köşe yazarları

…***

İhsan Çaralan, 19 Şubat tarihli Evrensel gazetesinde, “'Evet'çiler için sahadan gelen haberler iyi değil!”başlıklı yazısını okıuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mitingleri “temel atma”, “toplu tesis açma”... gibi törenleri vesile ederek yapacağı belertiliyor. Ki, bu hizmetlerin devletin ya da yerel yönetimlerin hizmetleri olduğu düşünlüğünde; Cumhurbaşkanının devletin ya da yerel yönetimlerin hizmetlerini şahsi hizmetleri gibi sunarak oy toplamasının seçim ahlakı açısından çok tartışılacağı da açık. Öyle ya devletin yatırımla yaptığı işlerin, “temel atma” ya da “açılışlarının” yine devletin parasını ödediği uçak, helikopter gibi araçların da kullanılarak yapılması, amacının da referandumda “evet” için destek istenmesi olması, herhalde bu kampanya için ayrıca tartışılacak bir şey olacağa benzemektedir.“Seçim ahlakı” denilince, daha ilk günden, kör gözüm parmağına ihlaller de çıktı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Gaziantep Valiliği, OHAL’i gerekçe göstererek, 15 Temmuz’dan beri kentte sürdürülen bütün kitlesel eylem, etkinlikler yasağını en son 28 Şubat’a kadar da uzatmıştı. Ancak Valilik, 13 Şubat günü aldığı bir kararla, bu yasakları kaldırdı!Herkes yasakların, Cumhurbaşkanının 19 Şubat’ta yapacağı miting için kaldırıldığını söylüyor.Emek Partisi Gaziantep İl Örgütü de bu çifte standardı, siyasi ahlak açısından tartışmalı kararı eleştirdi ve yasakların bundan böyle yeniden getirilmemesini istedi.

AKP ise referandum mitinglerine 25 Şubat’tan sonra başlayacak.

Yani, her koşulda, seçime, her göreve hazır olduğu sıkça ilan edilen, hatta ikinci ağızdan “İç savaşa hazırlandığı” bile söylenen koskoca AKP teşkilatı, referandum için hazır değilmiş, bu süre içinde hazırlıklarını tamamlayacakmış!

Ama bu “hazırlık sorunu” öyle bildiğimiz türden, bir hazırlık gibi görünmüyor. Tersine öyle görünüyor ki AKP, Cumhurbaşkanının ne diyeceğine, nasıl bir hat ve söylem tutturacağına, hatta hangi şehirlerde miting yapacağına göre kendisini ayarlamak, Cumhurbaşkanını izleyerek, kendisine “vazife çıkarmak” için, 10 günlük bir zaman koymuş!

Bilinen bir fıkradır: Tembel eskici; “Eskiler alırım!” diye bağırmaya bile erindiği için, başka bir eskicinin peşine düşer, öndeki eskicinin; “Eskiler alırım. Eski elbiseler, eski eşyalar alırım...” diye bağırmasını izler, öndeki eskici nefes aldığında da, “Ben de!” diye bağırırmış!

Galiba AKP’nin referandum kampanyasındaki taktiği de böyle, “Ben de taktiği” diyeceğimiz bir tarzda olacak! Cumhurbaşkanı Erdoğan söyleyeceğini söyleyecek, nefes aldığı aralıklarda da Başbakan Yıldırım, “Ben de!” diye bağırıp; yollar, trafik, köprüler, tüneller konulu “kamyon arkası laflar” kıvamında bir söylemle referandum kampanyasına katılacak!  “Evetçilerin” en radikali olan Bahçeli’nin MHP’si ise, kampanyasını AKP ile mümkün olduğunca ortak bir çalışma olarak sürdüreceğini açıkladı. Ama, bütün o bilinen afra tafrasına karşın bu kampanyada bölünmüş, süngüsü düşmüş, sahada da AKP’nin yedeği haline gelmiş, kendi karakterini kaybetmiş bir MHP göreceğimiz anlaşılıyor.

Cumhurbaşkanı-Hükümet-MHP yönetimi; “hayır”a yönelik karalama, tehdit içerikli propagandayı yükselterek, bilinen “Biz biliriz” havası ve kibirli tutumlarıyla “evet”in çoktan kazanmış olduğu havalarına girseler de “sahadan” gelen haberler hiç iyi değil. Hava bir çok bakımdan 7 Haziran öncesindekini çağrıştırıyor.

Kuşkusuz “evetçilerin” karşı karşıya olduğu sorunlar “hayır” cephesi için bir avantajdır. Ama sadece “evetçilerin sıkıntıları” “hayır”ın kazanması için yetmez. Çünkü evetçilerin sıkıntılarının “hayır” olarak sandığa yansıması için; “evet denirse” nelere evet denmiş olacağı, “hayır denirse” nelere hayır denmiş olacağının geniş halk kesimleri içinde anlaşılmasını sağlayacak çok ciddi bir çalışma şarttır da!

Henüz kampanyanın başındayız,. Ama, “evetçilerin” barutunun ne kadar olduğu ve bunu onların nasıl kullanacağı, daha da önemlisi halkın onların söylemlerinin frekansını algılamasının, geçmiştekinin tersine, hayli zorlaştığı da görülmüştür.

Şu anda inisiyatif de, psikolojik üstünlük de “hayır” cephesindedir. Bu avantajı elden bırakmayan, bilinçli, disiplinli, yaratıcı, tüm enerjimizi seferber ettiğimiz bir çalışmayla eksiğimizi tamamlamalıyız!

...***

Arslan Bulut, 20 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Referandumda ne yapmalı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Halk Tv'den, Hakan Aygün'ün programından, CHP milletvekili Dursun Çiçek ile birlikte çıkmıştık. Taksiye bindik. Çiçek, şoföre, referandumda nasıl oy kullanacağını sordu. Şoför, "Bakacağım, çoğunluk nereye verirse ben de oraya vereceğim" dedi! Sonra aralarında şöyle bir diyalog gelişti:-Peki siz kaç kardeşsiniz? -Beş kardeşiz. -Babadan kalan arazinin, gayrımenkülün tapusunu, dört kardeş olarak ağabeyinize verir misiniz? -Ben vermem! -O halde vatanın tapusunu da bir kişiye devretmeyin! Çünkü bu Anayasa değişikliği, vatanın tapusunu bir kişiye devrediyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Çiçek, yerden göğe kadar haklıydı. Gerçekten de gerek olağanüstü hâl yetkilerinin kötüye kullanılması gerekse "varlık fonu" ile vatanın tapusu tek bir kişinin yetkisine bırakılmış durumdadır. Anayasa değişikliği de geçerse, vatan topraklarının, İngiliz güdümlü Arap sermayesine ve Katar'daki rüşvet hesaplarının sahiplerine satılacağından emin olabilirsiniz. Yurt genelinden aldığımız mesajlar, genellikle "Nasıl bir yol yöntem izlemeliyiz ve kullanacağımız söylem nasıl olmalı?" şeklinde.Bugüne kadar bu yönde yeterli mesaj verdiğimi zannediyorum.

CHP'nin hayır kampanyası çerçevesinde Zeytinburnu'nda halka hitap eden Antalya milletvekili Deniz Baykal'ın mesajları da çok değerli:* "Bu halkın tepkisini, milletin tepkisini, toplumun içinden gelen, yürekten gelen, akıldan gelen bu tepkisini siyasallaştırmaya, terörize etmeye çalışıyorlar. Yok PKK'lılarmış, yok FETÖ'cülermiş, vatan hainleriymiş. Türkiye'yi bugünlere getiren o güzellikleri savunmak için herkes 'hayır' diyor"* "Sakın ha tapuyu kaptırmayın. Hem gecekondunun tapusunu hem de devletin tapusunu. İkisi de senin elinde, ikisi de senin hakkın..."* "Türkiye'de, zaten bir tek adam vesayeti vardı, bu getirilen, anayasal güvencelere bağlanmış bir tek adam vesayetidir. Gerçek vesayet bu anayasadadır."* "Meclisteki milletvekilleri, çeşitli bağımlılıklar nedeniyle, partizanca düşünceyle bu değişikliğe oy vermiş olabilir. Ama siz milletsiniz, siz kimsenin partizanı, kapı kulu değilsiniz, halksınız."

…***

Mehmet Kara, 20 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, “Bunlar güzel hareket”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Referandum kampanyaları sert başlarken, siyasetçilerin bu ortamı yumuşatması gerekiyor.Hiç şüphe yok ki, liderlerin birbirleri hakkında üslupsuz sataşmalara son vermeleri milletin de birbirlerine daha hoşgörülü yaklaşmasına vesile olacaktır.Çünkü, millete örnek olması gereken siyasetçilerin sertleşmesi millete de yansıyor. İnsanlar gergin… Ufacık bir durumda birbirlerine ağır hakaretler yapıyorlar, yumruklaşmalar yaşanıyor. Bunu toplu taşıma araçlarında, kırmızı ışıkta beklerken, ya da yoğun trafikte çokça görüyoruz.Geçtiğimiz hafta içinde başörtülü bir kızımızın insanlıktan nasibini almamış bir bayan tarafından tartaklanıp başörtüsünü çıkartmaya çalışması bunlardan bir örnektir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Kamuoyundan büyük tepkilere neden olan olaydan sonra CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bu kızımızı ziyaret ederek, “geçmiş olsun” demesi yumuşama için önemli bir adımdı. “Hiç kimsenin kılığından, kıyafetinden, yaşam tarzından, inancından, kimliğinden ötürü ötekileştirilmesini istemeyiz. Herkes bu ülkede özgürce, huzur içinde yaşayabilmelidir” diyen Kılıçdaroğlu’na katılmamak mümkün mü?

Meclis genel kurulunda dört partinin grup başkan vekilinin bu olayı kınayıp tepki göstermesi de siyasetteki yumuşuma açısından önemli bir adım oldu.

Bu ülke, yıllarca başörtülülere yapılanları unutmuş değil. Hükümetin en önemli icraatlarından birisi olan yasağın kaldırılması ülkede bir yumuşamaya neden olmuşken, bu hareketlere meydan verilmemesi ve tepki gösterilmesi çok önemlidir.

Yine, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin hapse atıldıktan bir süre sonra sağlık gerekçesiyle cezaevinden çıkan Ahmet Türk’ü ziyaretinin önündeki engellerin kalkması da güzel hareketlerden birisi olacak...

Daha önce bu tür ziyaretler yapan Başbakan Binali Yıldırım’dan da bugünlerde böyle güzel hareketler bekleniyor…

Referandum sürecinin kırgınlıklara, kutuplaşmalara neden olmaması için bu hareketlerin artması gerekiyor. En başta da kullanılan dil ve üslubun düzeltilmesi gerekiyor. Hiç değilse bu sefer kutuplaşma değil, demokrasi ve kardeşlik kazansın…

Meclis dışındaki partilerden referandumda “hayır” diyeceklerini ilk açıklayan parti Saadet Partisi olmuştu. Şu anki iktidarın da içinden geldiği millî görüş geleneğinin ana damarı olan SP’ye bu kararından sonra yakışıksız sataşmalar yapıldı. Genel başkanı Karamollaoğlu bu haftaki basın toplantısında bir bakıma hem partisi hem de kutuplaştıranlara güzel cevap verdi.

“Bu referandumda ‘evet’ diyenler bölücü olmadığı gibi ‘hayır’ diyenler de vatan haini değildir. Bu baştan böyle biline… Bu sözler ülkemize büyük zarar verir. Gidişattan endişe duyuyoruz. Referandumu 15 Temmuz’un cevabı veya rövanşı olarak tanımlamak en basit ifadeyle büyük bir bühtandır…”

Referandum kampanyasının başlamasıyla “hayır” ya da “evet” diyenler üzerinden tartışmalar devam ederken, görüşlerini açıklayanlar üzerindeki baskıların olması demokratik bir ülkeye hiç yakışmıyor.