Türkiye'den köşe yazarları
Birgün: AKP’ye kadar 5,1 olan büyüme 3,3’e geriledi
Cumhuriyet:
AKP’ye 18 yaş şoku
Hürriyet:
CHP’den sessiz başlangıç
Evrensel:
'Bir defaya mahsus mülteci statüsü verilebilir'
Şimdi ise köşe yazarları:
…***
İhsan Çaralan, 21 Şubat tarihli Evrensel gazetesinde, “‘Laf’ yetmezse ‘Rüşvet’ de var!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Geçtiğimiz hafta sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan, üç günde beş il mitingi yaptı, saatlerce konuştu; bu konuşmalar onlarca TV kanalından naklen yayımlandı; haber bültenlerinde bu konuşmaların yeniden özet sunumları yapıldı...“Malatya’da söylediğimi Elazığlılar da TV’deki naklen yayınlardan duymuştur” kaygısına kapılmadan Cumhurbaşkanı, ilk miting olan Maraş’ta söylediklerini Adıyaman’da, Malatya’da; Elazığ’da, Gaziantep’te tekrarladı.Sadece Cumhurbaşkanı da değil Başbakan Binali Yıldırım da Almanya’da Avrupa’daki TC vatandaşlarına “evet” çağrısı yapan her gün birkaç konuşma yaptı; bir de miting düzenledi!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bakanlar, AKP’nin siyasetteki ve medyadaki her düzeydeki sözcüleri de TV kanallarından bazen sözcü bazen “yorumcu” olarak hiç eksik olmadı.
Bütün bu zevat; Cumhurbaşkanı gibi meydan, salon demeden saatlerce konuştu; AKP’nin, çeşitli ağızlardan belki yüzlerce kez açıklanan ama vatandaşı inandıramadığı iddialarını yeniden yeniden açıkladılar! Bu konuşmaların da önemli bir bölümü TV kanallarından da “özet” olarak verildi.
Cumhurbaşkanı ve Başbakanın peşinden MHP Genel Başkanı Bahçeli ve MHP sözcüleri de TV kanallarında endam edip, AKP sözcülerinin iddialarını MHP jargonuna çevirerek tekrarladılar.
Bu konuşmalar günler ve geceler boyunca; sadece naklen yayınlarla değil, dönüp dönüp vatandaşın başında boca edildi.
Bütün bir medya, yazılısıyla, görseliyle, devasa bir Erdoğan-AKP-MHP propaganda aygıtı olarak işlerken, CHP ve HDP’nin ya da “hayır” diyen çeşitli çevrelerin sözcülerine “eser miktar”da söz veren bir tutum izlediler.
Böylece referandum sürecinde nasıl bir AKP-MHP propagandasına maruz kalacağımız da ortaya çıktı. Bu kara propaganda şiddetinin giderek artacağını söylemek için de sayısız belirtiden söz edilebilir. Hele de söylenenlere halkın inanmadığı görüldükçe, öfkenin de kışkırttığı laf bombardımanının artacağını söylemek yanlış olmaz.Çünkü; gerek Cumhurbaşkanı, gerek başbakan, gerek Bahçeli gerekse diğer “evetçi” sözcülerin söyledikleri alt alta konulduğunda, belki yüzlerce sayfa tutan konuşma metinleri görülüyor ama bu uzun metinlerin içinde asıl konuyu ilgilendiren bölümün birkaç paragraftan ibaret oluğu, bu birkaç paragrafın da yalan yanlış, iddialar oluğunu artık vatandaş da görmektedir. Bu yüzden de yalanı savunmak, hele de 15 yıllık iktidardan sonra, “Enkaz devraldık” anlamına gelen gerekçelerle “düzen eleştirisi” temelinde “tek parti tek adam yönetimi”nin bütün sorunların çözümü olarak göstererek vatandaşı inandırmak kolay olmamaktadır; olmayacak da görünmektedir.
Nitekim, Cumhurbaşkanının hafta sonunda, beş ilde yaptığı mitinglerde söyledikleri içinde, kendisinin de söylediği gibi tek yeni şey; “Mehmet Şimşek’i Merkez Bankası başkanı yapmak istedim ama dönemin Cumhurbaşkanı Sezer kabul etmedi”den ibarettir!Elbette bunu duyan vatandaş da, “Bunun için sistem mi değiştirilir, rejim mi değiştirilir” diye sormaktadır!Burada belirtmeliyiz ki, AKP’nin referandum kampanyası, geçtiğimiz hafta sonu başlamadı. Tersine aylardan beri AKP propagandası niçin ve nasıl bir başkanlık sistemi istediğini her araçla propaganda etti, etmeye devam ediyor. Bu yüzden de anketlerde çıkan ve “evet”in “hayır”ın gerisinde olması “evet”in gerekçelerinin ve amaçlarının yeterince bilinmemesinden değil, “yeterince biliniyor” olmasındandır.
Öte yandan şubat ayında yapılan anketlerde de “hayır”ın önde çıktığı ve kararsızların yüksekliğine dair veriler öne çıkıyor.
Artık tamamen “AKP elemanı” olduğu bilinen tanınmış anketçi Adil Gür, Milliyet’teki köşesinde, kararsızlara yeniden dikkat çekerken, ev kadınları ağırlıklı olmak üzere kadınlar arasında karasızların yüzde 35.6’yı bulduğunu öne sürdü; işsizler ve emekliler arasında da kararsızların oranının yüksek oluğunu belirtti.
Ki bu alanlar AKP’nin eskiden beri “kapalı av alanı”dır. Ancak bu sefer pek öyle olmadığı anlaşılıyor. Ne var ki, kararsızların bu toplumun en sıkıntı içindeki kesimine sıkışması, AKP’nin bugüne kadar, “yardım” adı altında, bu kesimlerde etkili olacak “rüşvet dağıtımını” siyasi bir araç olarak kullanılmasını yeniden gündeme getirecek görünmektedir.
…***
Esfender Korkmaz, 21 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Referandum tüketicinin moralini bozdu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Açıklanan Şubat ayı Tüketici Güven Endeksi'ne bakarsak, hem geçen sene Şubat ayına göre, hem de bu sene bir önceki ay yani Ocak ayına göre tüketicinin moralinin bozulduğunu görebiliriz.TÜİK her ay, Tüketici Eğilim Anketi yapıyor. Bu anket ile tüketicilerin kişisel mali durumları ve genel ekonomiye ilişkin mevcut ve gelecek için durum değerlendirmelerini soruyor. Endeks değerleri yüzden büyük olursa güveni, yüzden küçük olursa güvensizliği gösteriyor. Tüketici Güven Endeksi 100 güven sınırının çok altında seyrediyor. Endeks değeri geçen sene şubat ayında 66.6 ve bu sene Ocak ayında 66.9 iken şimdi Şubat ayında 65.7'ye geriledi. Yani Tüketici Güven Endeksi Ocak ayına göre yüzde 1.8 ve geçen sene şubat ayına göre yüzde 0.9 oranında geriledi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Güven endeksi içinde yer alan diğer önemli beklentilerde de gerileme var. Tüketici, Hane halkı olarak maddi durum beklentisinin kötüye gideceğini tahmin ediyor. Bu konuda Ocak ayına göre yüzde 2.2 ve geçen seneye göre yüzde 3.4 oranında daha kötümser. Tüketici bugünkü ekonomik durumun geçen seneye göre kötü olduğunu ifade ediyor. Endeks değeri ocak ayına göre yüzde yüzde 3 ve geçen seneye göre yüzde 2.5 geriledi. İşsiz sayısının ocak ayına göre düşeceğini, geçen seneye göre artacağını düşünüyor. Tüketicinin tüketimini sürdürebilmek için borç almak zorunda kalacağım diyenlerin de şubat ayında, ocak ayına göre beklenti endeksi 5 puan artmış. Aslında öteden beri tüketiciler, keyfi harcamaları için değil, hayatını idame ettirebilmek için tüketici kredisi veya kredi kartı kullanıyorlar.TÜİK devlet kurumudur. Siyasi iktidarın ve Hükümetin tüketici eğilimini iyi değerlendirmesi gerekir. Demek ki 14 yıldır, her seçimde ve bugün de referandumda bütçeden para dağıtmakla iş yürümüyor. Eğer iktidar bütçeden dağıttıklarını, insanlara iş yaratmak için kullansaydı, halkın morali daha düzgün olurdu. Ayrıca tüketici bugünkü sıkıntıları yaşamazdı. Büyüme ve kalkınma olarak da şimdi daha iyi bir noktada olurduk.Hükümeti bu anlamda medyanın da uyarması gerekir. Ne var ki medya tersini yapıyor, siyahı beyaz göstererek hükümetin popülizmine destek veriyor.Söz gelimi, TÜİK bir ay öncesine göre tüketicinin güveni düştü derken; Bloomberg, Güven Endeksi'nde tersine güvenin artığı vurgulanıyor. Habertürk gazetesindeki bir köşe yazarı da, Bloomberg Güven Endeksi'ni kaynak alarak güvenin neden arttığını yorumluyor.
…***
Abdülkadir Selvi, 21 Şubat tarihli Hürriyet gazetesinde, “Kampanyanın dili değişiyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hayır kampanyasını yürütecekler henüz meydanlara inmedi ama Cumhurbaşkanı Erdoğan, Körfez gezisinin ardından 5 ilde evet mitingi yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kahramanmaraş, Elazığ, Malatya, Gaziantep ve Adıyaman mitinglerinde yanında olan Başbakan yardımcısı Veysi Kaynak’la konuştum, “Çok güzeldi. Meydanlar birbiriyle yarış halindeydi” dedi. Denilebilir ki bu 5 yer AK Parti’nin güçlü olduğu yerler. Cumhurbaşkanı önümüzdeki hafta Ege’ye gidiyor. Oraya da bakacağız.Mitingler başlayıp Anadolu’ya yayılınca, ‘evet’e mesafeli duran ‘adacıklar’ tespit edildi. Bir yandan, referandumun sonucu belirleyecek olan kararsızları ikna etmeye çalışırken diğer yandan da AK Parti tabanında yer alan ‘kafası karışıklar’ üzerinde duruluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Anayasa değişikliğini MHP ile birlikte gerçekleştiren AK Parti’de, ortak miting yapılıp yapılmaması tartışılıyor. AK Parti açısından MHP konusu ‘iki ucu keskin bıçak’. O nedenle karar verilemiyor. Çünkü AK Parti’nin çok önemli bir Kürt seçmeni var. Kürlerden iki oy alan parti var. Biri HDP, diğeri AK Parti. Referandumda anlamlı bir evet çıkabilmesi için Kürt oyları hayati derecede önemli. Kamuoyu araştırma şirketleri Kürtlerin nabzını tutmaya, strateji heyeti ise Kürtleri kazanmaya yönelik politikaları belirlemeye çalışıyor. Kürtlere yönelik yeni bir yaklaşım ve dil üzerinde kafa yoruluyor.
Bölge halkı, terörle mücadeledeki kararlılığı paylaşıyor, yarım bırakılmamasını, sonuna kadar gidilmesini istiyor. Bölgede devlete olan güven artıyor ama bu AK Parti’ye desteğe dönüşmüş değil. HDP’nin marjinal kesimi, ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ ikliminde yaşamaya devam ediyor. Buna bir de HDP’lilerin tutuklanması eklenince, en kararlı hayır kitlesini oluşturuyorlar. AK Parti, muhafazakâr Kürtleri kazanmaya dönük strateji ve dil arayışında.