Şubat 22, 2017 11:01 Europe/Istanbul

Yurt: AKP’liler de halk da “hayır” diyor

Evrensel:

Cumhurbaşkanı gerçekten yargılanabilecek mi?

Sabah:

7 ilde dev operasyon, çok sayıda gözaltı var

Ortadoğu:

Erzurum merkezli FETÖ operasyonu: 21 gözaltı

Şimdi ise köşe yazarları

...***

Ayça Söylemez, 21 Şubat tarihli Birgün gazetesinde, “Hayır çıkarsa…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Kadıköy’deki ‘hayır’ eyleminde ‘devlet büyüklerine hakaret ettiği’ öne sürülen bir kişi gözaltına alındı.Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, 22 Ocak’ta ‘hayır’ çağrısı yaptı. Açıklamanın ardından Kamu-Sen’in Ankara’daki genel merkezine saldırı düzenlendi. Adana’da Ocak ayında ‘Başkanlığa Hayır’ bildirisi dağıtan Halkevleri üyesi yedi kişi gözaltına alındı.Ankara’nın Yüksel Caddesi’nde dört liseli, ‘Ne yaparsanız yapın başkanlığa liselerden de hayır’ pankartı açtı, dördü de gözaltına alındı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İstanbul’da Yeşilkent Hayır Meclisi üyesi üç kişi duvara ‘başkanlığa hayır’ yazdıkları için gözaltına alındı. 2.5 saatlik gözaltının sonunda 300’er TL’lik para cezası kesilerek serbest bırakıldılar.

‘Hayır’ diyeceğini açıklayan MHP İstanbul Milletvekili Atilla Kaya’nın Denizli’de konuşmacı olarak katılacağı konferansın yapılacağı salon için verilen izin, konferansa bir gün kala iptal edildi.

Kocaeli Üniversitesi Anıtpark Yerleşkesi önünde üniversite öğrencileri ‘hayır’ deklarasyonu için toplandı, açıklama yapmalarına izin verilmedi. Polis TOMA’yla müdahale etti, en az 10 öğrenci gözaltına alındı.

Tüm bunlar ve çok daha fazlası son bir ayda oldu. Uluslararası Şeffaflık Derneği raporuna göre bu sürede ‘hayır’ dediği için 87 kişi gözaltına alınmış.

Sokakta bunlar olurken, kürsülerden şunlar söylendi:

“Evet kampanyasına katılanlara linç yapıyorlar. Sporcular, sanatçılar dediler, neler yaptılar. Acayip bir mahalle baskısı var. Bir tane ‘hayır’ dediği için gözaltına alınmış varsa ben bugün, bu görevden ayrılırım. Yok öyle bir şey, yok öyle bir örnek.” (Adalet Bakanı Bekir Bozdağ)

“Neden ‘evet’ diyoruz? PKK ‘hayır’ diyor, onun için ‘evet’ diyoruz. FETÖ ‘hayır’ diyor, onun için ‘evet’ diyoruz. HDP ‘hayır’ diyor, onun için ‘evet’ diyoruz. ‘Hayır’cılara bakın ona göre kararınızı verin.” (Başbakan Yıldırım)

“Teröristlere karşı çıkanlar ‘evet’ diyecek. Fethi Sekin’i şehit edenler ‘hayır’ diyor.” (Cumhurbaşkanı Erdoğan)

Ama kesin olan bir şey var: ‘Hayır’a savaş açan propaganda tiyatrosunun sonucunda sandıktan ‘hayır’ çıkması, gerçek bir zafer anlamına geliyor.

…***

Esfender Korkmaz, 22 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Dış borç korkuttu” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“2015 yılında 32.1 milyar dolar olan cari açık, 2016 yılında 32.6 milyar dolara yükseldi. Cari açığı önlemek için Türkiye'nin başta ihracatını ve turizm gibi döviz kazandırıcı işlemlerini artırması gerekir. Turizm için Rusya sorunu oldu diyoruz... Ancak ihracatta da artış yok düşme var.   2015 yılında 152 milyar dolar olan ihracatımız, 2016 yılında 150.2 milyar dolara geriledi. Bu durum bildiğimiz iktisadi gerçeklere uymuyor... Zira kurlar arttı. Dolar reel olarak yüzde 30 daha değerlidir. Tersine TL değer kaybetti.”diyen yazxar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Dolar 2.90 iken, ihracatçının bir dolara ihraç ettiği bir mal için eline 2.90 lira geçerken şimdi 3.62  lira geçiyor. Ya da aynı malı şimdi 80 cent'e satabilir. Dışarıda rekabet gücü arttığı için, daha çok ihracat yapabilir. Kur artışına rağmen ihracat düşüyorsa, burada insanlık tarihi kadar eski olan iktisadi kuralları engelleyen önemli bir sorun var demektir. O sorun siyasi ve  özellikle rejim değiştirme sorunudur. O sorun, zarar eden şirketleri işçi almaya zorlamak ve ekonominin günübirlik emir ve komuta sistemine sokulması gibi,  ekonomik anlamda rasyonel olmayan bir sorundur. Ve o sorun ekonomi yönetiminin başarısızlık sorunudur. Cari açık eninde sonuna dış borçla kapatılır. AKP iktidarında 14 yılda 500 milyar dolar cari açık verdik ve dış borç stoku da 420 milyar dolara yükseldi. Dış borç stokumuz da 2016, 3. çeyrekte, 417 milyar dolara yükseldi. Hazine web sayfasında en son 2016, 3. çeyrek dış borç stoku bilgileri var. Aradan 5 ay geçmiş, bugün dış borcumuz ne, bilmiyoruz. Borcunu harcını bilmeyen bir işletme gibi, hazine de borç idaresini yürütemiyor. Dış borçlar için hazine dışında bir borç idaresi kurulmalıdır. Bu dış borçlar için yurt dışına faiz transferi ve yabancı sermayeli kuruluşların kâr transferi de cari açığı artırıyor. Kur artışı da dış borçların TL karşılığını artırdı. Yani dış borç yükü arttı. Özel sektörü zora soktu. Ayrıca diğer yandan da referandum nedeniyle ekonomide kırılganlık arttı. Hükümetin ve AKP yönetiminin, referandumda hayır diyecek olanları, teröriste ve şeytana benzetmesi şeklinde akıl almaz yanlışlar, sermayenin de Türkiye'ye bakış açısını olumsuz etkiliyor. İki önemli sorun kırılganlığı artırıyor. Türkiye'nin dış borçlanma riskini yükseltiyor. Dış borçların çevrilmesi zorlaşıyor. Türkiye'nin 2016 son çeyrekte 356 milyar dolar uluslararası yatırım pozisyon açığı var. Net uluslararası yatırım pozisyonu, Türkiye'nin yurt dışından alacaklarıyla, Türkiye'nin yurt dışına borçlarının netini göstermektedir. Pozisyon açığının yüksek olması da, dış borçlanmayı zorlaştırıyor.Dış borç stokunun Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'ya Oranı (GSYH ) yüzde 50- yüzde 55 arasında değişiyor. Oransal olarak çok yüksek değil. Ancak Türkiye'nin döviz kazanma potansiyeli düşük olduğu için, kurlar da aşırı değerli olduğu için dış borçları çevirme riskimiz yüksektir.Dış borçları çevirme riski yüksek olması, hükümeti korkuttu. Bu nedenle  devletin tüm varlıkları, varlık fonunda toplandı. Artık bu varlıkları teminat gösterip, dış borç alacağız. Aslında devletler, Hazine dış borç alınca teminat göstermez. Zira teminat devlet ve Hazinedir. Ancak dış borç verenler devleti ve Hazineyi haczedemiyor. Şimdi yeni dış borç alındığında, özel hukuk kurallarına göre çalışan fon varlıklarını, söz gelimi Ziraat Bankası'nın hisse senetlerini  haczedebilecekler. Dış borç almak için fon kurulması aynı zamanda yabancıların devlete ve bizim hazinemize güvenmediğinin de bir göstergesidir. Sonuç: Türkiye net dış borç ödeyen ülke konumuna gelince, dış borç ana para, faizi ve ayrıca kâr transferi nedeniyle çıkan paranın GSYH'ya oranı eğer büyüme oranının üstünde olursa, Türkiye fakirleşecektir. Bugünkü yanlışlarımızın bedelini genç kuşaklar çekecektir. 

…***

Kazım Güleçyüz, 22 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, “Başkanlık kılıfında teknokrat kabinesi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ülkenin içte ve dışta onca zorlu problemi varken ve izlenen tartışmalı politikalarla bunlar yer yer daha da kronik hale getirilip üstlerine yeni yeni sorunlar eklenirken hepsi bir kenara itilip en önemli ve âcil mesele olarak gündeme dayatılan sistem değişikliği için iktidar sözcülerinin seslendirdiği başlıca argümanlardan biri “Bütün vesayetler ortadan kalkacak” iddiası.Onlara göre, yürütme yetkisi tümüyle halkın seçtiği cumhurbaşkanına verilmek suretiyle, parlamenter sistemde şimdiye kadar seçilmiş hükümetlere takoz koyan, icraatlarını frenleyip engelleyen mekanizmalar bertaraf edilecek. Ve bürokratik oligarşi tarihe karışacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Peki, bu iddialar ne ölçüde gerçek?İşin aslına bakılırsa, yeni sistemle öngörülen cumhurbaşkanı kabinesinin teşekkül tarzı dahi yeni bir bürokratik vesayet odağının oluşturulduğunu haber veriyor.Cumhurbaşkanının Meclis dışı isimlerden veya hükümete alınırsa vekillik sıfatı düşecek isimlerden kuracağı kabinenin Meclisle doğrudan bir iletişim ve irtibatı olmayacak. Hiçbirinin siyasî sorumluluğu yok. Milletvekilleri bu kişileri denetlemek ve gereğinde hesap sormak şöyle dursun, sual yöneltme hakkına dahi sahip olmayacak.Böyle bir modelin, darbe ve ara rejim dönemlerinde uygulanan “teknokratlar hükümeti”nden ne farkı var? Orada da siyasî sorumluluk yok, bu modelde de.

Bir diğer çok önemli nokta, bu değişikliğin olağan değil, olağanüstü hal rejiminde gündeme getirilmiş ve yine OHAL sürecinde referanduma götürülüyor olması.

OHAL hukukunu bile dikkate almayan bir anlayışla hayata geçirilen hukuk dışı ve keyfî uygulamalar, hak ve hürriyet kısıtlamaları, sorgusuz-sualsiz-yargısız ihraçlar, hukukî geçerliliği son derece tartışmalı gözaltı ve tutuklama kararları, karakol ve cezaevlerinde kötü muamele, hattâ işkence iddiaları söz konusu.İş o hale geldi ki, yaşananların bu boyutunu gözardı ettirmek için olağanüstü çaba sarf eden iktidar medyasında bile, özellikle büyük tepki çeken son akademisyen ihraçları üzerine “Bunlar bürokrasi tuzakları” uyarıları çıkmaya başladı.Bürokratik vesayet, bürokrasi tuzaklarıyla açılan bu yolla mı bitecek!