Şubat 27, 2017 11:35 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: 'Hayır' için sahaya inen Baykal: Millet egemen olmaktan çıkacak

Evrensel:

Esnaf ‘evet çıkarsa ekonomi düzelir’ sözüne inanmıyor

Milli gazette:

İsrail rejimi okul bastı

Birgün:

İşçilerin hayır demek için sebepleri çok

Şimdi ise köşe yazarları

…***

Mehmet Kara, 26 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, “Asıl boy ölçüsünü millet alacak!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Anayasa değişikliği ile ilgili referandum yaklaştıkça ilginç tartışmalar yaşanıyor. MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin başlattığı “boy ölçüsü” tartışması bunlardan birisi.Anayasa değişikliğini kimsenin aklında yokken gündeme getiren Bahçeli’ye en çok parti içinden tepki geliyor. 15 Temmuz öncesi parti kongresinin toplanması için gerekli imzalar bulunmasına rağmen yargıya intikal eden ve neticede toplanamayan kongrede aday adayları arasında bulunan partinin önemli isimlerinin ‘hayır cephesi’ oluşturup kampanya başlatmaları Bahçeli’yi hayli sinirlendirdi. ‘Hayır cephesi’ndeki isimleri veciz ve ağır ifadelerle eleştiren Bahçeli, “Kurmak için uygun zaman kolladığınız partinizle karşımıza çıkın da hepinizin boy ölçüsünü görelim” derken Meral Akşener’den “Haydi kurultayı toplayın ve boyunuzun ölçüsünü alın” diye jet bir cevap geldi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

MHP’de kongre toplanır mı bilemeyiz, ama bu kavga referandum sürecinde ve daha sonra da devam edip gidecek. Bu tartışmaya Başbakan Binali Yıldırım da, “16 Nisan’da hepimiz boyumuzun ölçüsünü alacağız” diyerek katıldı.

Millet 16 Nisan’da vereceği kararla hem siyasete, hem de siyasetçilere boyunun ölçüsünü gösterecek. Burası kesin. 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra sık sık gündeme gelen idam konusu yine gündeme sokuluyor.Bahçeli’nin idam konusunda Salı günkü grup toplantısında AKP’ye söylediği şey ilginçti. “Topu çevirmeyin. İdamı getirin destekleyelim” diye seslenen Bahçeli’ye cevap Başbakan Binali Yıldırım’dan geldi: “Bu meseleleri referandum bittikten sonra MHP ile mutlaka konuşuruz.” Bahçeli, Yıldırım’ın bu sözünü “top çevirme” olarak kabul edecek mi, bilemiyoruz, ama bu mesele siyasetin konusu olmayı sürdürecek.

Referandumda ‘hayır’ ve ‘evet’i savunanlar sloganlar üretmeye başladılar. “Hayırda hayır vardır” sloganına karşı, “Evette bereket vardır” bunlardan birisi…AKP Milletvekili Mehmet Metiner, “Kılıçdaroğlu’nun bu ülkeye hayrı yok ki ‘hayır’ında hayır olsun. Erdoğan’ın ‘evet’inde asıl hayır var” diye bir slogan bulmuş. Demokrat Parti İzmir İl Teşkilâtı da bir slogan bulmuş, bir de klip hazırlamışlar. “Türk milleti hayırseverdir…” diye…Bakalım buna itiraz gelecek mi, ya da buna karşı “Türk milleti evetseverdir” diyen birileri çıkacak mı?

…***

İhsan Çaralan, 26 Şubat tarihli Evrensel gazetesinde, “Anketler ve 'Hayır'ın kazanması için üç şart!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Referandum tartışmasının harareti arttıkça anketler ve anketlerde ortaya çıkan veriler üstünden yürütülen tartışmalar da yaygınlaşıyor.Ocak ayından beri yapılan anketlere bakıldığında üç başlıca özellik görülüyor:AKP’ye yakın anket kuruluşlarının yaptığı anketler de dahil yayımlanan bütün anketlerde “hayır” önde çıkıyor. Başbakan dahil AKP sözcüleri, kendi anketlerinde “evet”in önde çıktığını söylüyorlar ama, bu “evet”in önde dendiği anketlerden bir teki bile kamuoyuyla paylaşılmış değil. Dahası AKP sözcüleri henüz anketlerin gerçeği yansıtmadığını, ancak sahaya çıktıktan sonra anketlerin daha doğru sonuçlar verdiğini söyleyerek aslında anketlerde çıkan verilerin kendi lehlerine olmadığını da kabul etmiş bulunuyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

…***

Ocakta yapılan ilk anketlerde 3-4 puan olarak “hayır” lehine görünen farkın, şubat ayı ortasında yapılan anketlerde daha da büyüdüğü, 15 puan gibi büyük bir farka yükseldiği görülüyor. Son haftalarda Erdoğan-AKP-MHP ittifakının “evet” kampanyasını aslında çoktan başlatmış olduğu da dikkate alındığında, onlar “evet” diye bağırdıkça vatandaşın “hayır”a yöneldiğini söylemek yanlış olmaz.

Bütün anketler, “kararsızlar”ın oranının hayli yüksek olduğunu, AKP seçmeninin bile yüzde 35’inin “evet” demediğini gösteriyor.

Anketlerin “yüksek hayır” gösteriyor olması, kuşkusuz ki, 7 Haziran seçimi dışında, son 15 yıldaki bütün seçimleri kazanmış, referandumlarda açık ara önde bitirmiş bir parti olan AKP’de, yandaş basındaki ağır topların da katıldığı bir kavgayı da başlatmış bulunuyor. “Eskilerle-devşirmeler”, “erdoğanseverlerle-olmayanlar” gibi ayrımlar temelindeki bu tartışma, aslında “Başkanlık sistemine evet mi hayır mı” tartışması olarak da biçimleniyor.

Ama öte yandan anketlerde ortaya çıkan aynı veriler, AKP karşısında uzun zamandır başarılı seçim sonucu alamamış “hayır” cephesi için bir moral-motivasyon dayanağı olarak da ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Her ne kadar AKP saflarındaki basına yansıyan kavga-kargaşa, yanı sıra, anketlerin “hayır”ı açık ara önde göstermesi; “hayır” saflarında moral-motivasyona dayanak sağlasa da;

- Henüz kampanyanın çok başında olunması,

- Anketlerin Türkiye’deki son seçimlerde, İngiltere’de Brexit referandumu ve ABD seçimlerinde de görüldüğü gibi, yanıltıcı sonuçlar verebildiği dikkate alındığında, anketlerde “hayır”ın şu kadar ya da bu kadar önde olması referandumu “hayır”ın kazandığı anlamına gelmemektedir.

Bu yüzden de anketlerdeki veriler hayır cephesini, “Bu kadar farkı kapatamazlar!” diyerek rehavete sürüklerse, bu anketlerden çıkarılacak en kötü (en yanlış) ders olur. Tersine anketler, bir sonuç değil de avantajın, psikolojik üstünlüğünün “hayır” tarafında olduğunu gösteren bir uyarı olarak alınır, bunun sağladığı öz güvenle daha şevkli ve daha geniş katılımla bir çalışmanın dayanağı olarak kullanılabilirse, hayır cephesi kendi üstüne düşeni yapmış olur.Çünkü, “hayır” saflarında sevinçle karşılanan anket verileri, mücadelenin önündeki kişilere ve siyasi çevrelere;

- Rehavete düşmeye izin vermemek,

- Çalışmayı daha büyük bir öz güvenle, 16 Nisan gece yarısına kadar kesintisiz sürdürmek,

- “Hayır”ı daha da güçlendirmek için kararsızlar arasındaki çalışmada yeni çevrelere ulaşmak,

- “Hayır” materyallerini en etkili biçimde kullanmak,

- Merkezi ve yerel yöneticilerden gelecek baskılara boyun eğmemek... gibi önemli görevler yüklemektedir.

Kısacası anketler, referandumda “hayır”ın kazanması için üç şart olduğunu göstermektedir: çalışmak, çalışmak, daha büyük bir gayretle çalışmak!

…***

Remzi Özdemir, 27 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bu vurguna kim el atacak?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Şu ana kadar en az 10 kez yazdım. Bir kez daha yazıyorum bankaların sigorta vurgununu.Tarihinin en sıkıntılı dönemini yaşayan, krizin tam merkezindeki Türkiye'de işsizlik yüzde 12'yi geçti. Enflasyon yükseliyor. Hayat pahalılığı almış başını gidiyor. Esnaf siftah bile yapmadan kepenk indiriyor.Yüzlerce değil binlerce iş yeri kapanıyor, KOBİ olarak nitelendirilen küçük ölçekli işletmeler ya iflas ediyor ya da kapısına kilit vuruyor.Türkiye'de bunlar oluyor.Hükümet ama referandum için ama bu ülkede yaşanan krizi bitirmek için bir şeyler yapıyor.Başarılı ya da başarısız.Teşvikler havalarda uçuyor, vergi affı, SGK prim indirimi ve desteği, kredi ve akla gelmeyecek birçok konuda destek veriyor.Amaç piyasada yaşanan bu durgunluğu ve krizi bitirmek.Maalesef hükümetin bu verdikleri krizin ateşini söndürmüyor.Söndürmemesinin tek nedeni bu ülkede kontrolsüz bir şekilde faaliyet gösteren bankalar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Hükümet istihdam seferberliği ilan ediyor, işçi alımına SGK prim desteği veriyor ama bankalar bildiğini okuyor. Seferberlik ilan edildiğinin ertesi günü yabancı sermayeli bir banka yaklaşık 300 kişiyi kapının önüne koyuyor.Bu ülkenin Çalışma Bakanlığı bu bankaya sormuyor bile "neden" diye.Hal böyle olunca bankalar bildiğini okumaya tam gaz devam ediyor.Bankalar bilançolarını açıklamaya başladılar. Krizin doruk noktaya ulaştığı bir dönemde bankaların kârı yüzde 25 ile yüzde 85 oranında artmış. Burada bir yanlışlık yok mu?Türk ekonomisi tepe taklak giderken, işsizlik patlarken, esnaf kepenk indirirken, koca şirketler iflas ederken bankaların kârları neredeyse rekor kırıyor.Bir de halen oturup ağlıyorlar. Her toplantıda sızlanıp adeta hükümeti "2001 yılındaki banka krizi yaşamakla" tehdit ediyorlar.Hükümet ise bu korku ile bankaları başıboş bırakıyor. Başıboş bırakılan bankalar da bildiğini okuyor.Emekliye işsizlik sigortası!Konu yine sigortalar ve masraflar. Geçen hafta bir banka utanarak personellerini uyardı:"Kredi verirken emeklilere işsizlik sigortası yapmayın." Yuh yani! Emekliye işsizlik sigortası mı olur?Türkiye'de olur! 3 kuruşluk kredi için bankaların kapısını çalan emeklilere hayat sigortası yetmezmiş gibi bir de işsizlik sigortası yapan ahlaksız bir sisteme bakar mısınız? Bu banka bu yasağı bir emeklinin şikâyeti üzerine yaptı. Ya şikâyet edilmeden yapılan binlerce saçma sapan sigortalara ne dersiniz.Geçen hafta 5 özel bankayı araştırdım. 10 bin liralık kredi için şartınız nedir diye. Hepsinin söylediği şu, en az iki sigorta. Biri hayat diğerini sen seç! İster işsizlik, ister diş sigortası istersen cüzdan sigortası. Adeta bu bankalar anlaşmış iki sigorta konusunda iş birliğindeler.Sigorta poliçeleri bankalar için adeta havadan gelen bir para. Çünkü sattıkları poliçeler hiçbir zaman riske dönüşmeyecek türden. Bunun için personeline acımasızca sigorta hedefi veriyor.Gerek BDDK, gerekse Hazine Müsteşarlığı bankaların bu başıboş sigorta poliçe kesme özgürlüğüne bir kısıtlama getirmek zorunda. BDDK'dan artık bir beklentimiz yok. Çünkü bu kurum şu ana kadar sadece bankaların yanında yer aldı. Şu ana kadar en az 20 tane sigorta vurgunu belgesi yayınladım. Hiç biri hakkında işlem yapılmadı.