Mart 01, 2017 09:54 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: AKP'nin tehlikeli seçim oyunu

Evrensel:

Liseler AKP’nin seçim bürosu mu?

Birgün:

AKP ‘yüz yüze temas’tan çekiniyor

Yeniasya:

Doğrudan yatırımda sert düşüş

Şimdi ise köşe yazarları

…***

Kamil Tekin Sürek, 1 Mart tarihli Evrensel gazetesinde, “Halk iradesi ve demokrasi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Sabah gazetesi yazmış: 1961 Anayasası ile ilk defa Yüksek Hakimler Kurulu oluşturulmuş, 1971’de de Yüksek Savcılar Kurulu. YHK’de 18 üye varmış, başkanı kendi içinden seçiyormuş. YHK’nin 6 üye Yargıtay Genel Kurulu, 6 üye birinci sınıf hakimler içinden ve kendileri tarafından, 3 üye TBMM ve 3 üye de Cumhuriyet Senatosu tarafından seçiliyormuş.12 Eylül Anayasası ile hakimler ve savcılar kurulları birleştirilmiş ve HSYK olmuş. Üye sayısı 7’ye indirilmiş. Başkanı adalet bakanı, adalet bakanı müsteşarı tabii üyesi olmuş. 3 üyesi Yargıtay Genel Kurulu, 2 üyesi Danıştay Genel Kurulu tarafından seçiliyormuş.12 Eylül 2010 anayasa değişikliği ile; HSYK üye sayısı 22’ye çıkarılmış. Adalet bakanı yine başkan, adalet bakanlığı müsteşarı genel sekreter. 3 üyeyi Yargıtay, 2 üyeyi Danıştay, 7 üyeyi adli yargı, 3 üyeyi idari yargı, 1 üyeyi Türkiye Adalet Akademisi ve 4 üyeyi cumhurbaşkanı seçiyormuş.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Yeni değişiklikle HSYK, HSK olarak ismini değiştirmiş. Üye sayısı 13’e inmiş. Adalet bakanı yine başkan, müsteşar yine üye. 7 üyeyi TBMM, 4 üyeyi ise cumhurbaşkanı seçiyormuş.

Sabah gazetesine göre cumhurbaşkanı ve TBMM halk tarafından seçildiğine göre, son değişiklikle getirilen sistem 1960’dan bu yana en demokratik yargı sistemini getiriyormuş.

İfade, basın ve örgütlenme özgürlüğü yoksa, basın iktidarın tekelinde ise, seçim sistemi adil değilse ve seçim yarışına eşit katılınmıyorsa seçimleri kazanmak sizi millet iradesinin temsilcisi yapar mı? Üstelik sizi seçen halk, seçtikten sonra beş sene bir daha geri çağıramıyorsa buna millet iradesinin temsil edilmesi diyebilir miyiz?Yargının millet adına karar vermesinin millet tarafından seçilmesinin başka yöntemleri vardır. Örneğin, jüri sistemi. Halk mahkemeleri. Hakim, savcı ve jüri üyelerinin doğrudan halk tarafından seçilme sistemi. Seçilen herkesin, seçenler tarafından geri çağrılabilme sistemi. En alt toplumsal birimlerden yukarıya doğru halkın doğrudan katıldığı meclisler sistemi. 1960’lardan 67 yıl sonra partili hakim, savcı ve iktidara bağlı yargı sistemine gelmişiz. Siz kurnazlar, millet iradesi diye diye yargıyı buralara kadar geriletmişsiniz.

İşte, biz emekçiler böyle bir demokrasi ve millet iradesini idrak edemiyoruz. Kafamız basmıyor. Onun için “hayır” diyoruz.

...***

Güngör Mengi, 1 Mart tarihli Vatan gazetesinde, “Referandum Kurtuluş Savaşı mıdır?”başlıklı yazısını okuyuucularla paylaşıyor.

“Liderlerin yeni anayasa referandumu için sık sık “2’nci Kurtuluş Savaşı” benzetmesi yaptığı görülüyor.Bu değişikliği isteyenler “rejim değişmiyor, yasama, yürütme, yargı aynen kalıyor” dediği halde acaba neden herkes Kurtuluş Savaşı benzetmesi yapıyor, konuyu biraz açmak lazım.Doğru, “yasama, yürütme ve yargı duruyor”, peki itiraz niye?Aslında yapılacak referandum bir “parti meselesi” değil, her vatandaş “demokrasi, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve siyasi kararların denetlenebilir olması” gibi konuları göz önüne alarak oyunu “geleceğini belirleyecek yeni bir anayasa” için kullanacak.Yeni anayasayı isteyenler de, karşı çıkanlar da “demokrasiden, güçlü bir Meclis’ten, bağımsız bir yargıdan” söz ediyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Demokrasi halkın kendi kendini yönetmesi, egemenliğin millette olması demektir. Halk bunu öncelikle “kendi seçtiği vekillerden oluşmuş bir parlamentoyla” yapar.

Mevcut durumda da halk kendi vekillerini seçemiyor.

Pazartesi akşamı Ak Parti İstanbul Milletvekili, hukukçu Burhan Kuzu, TV’de Meclis’in bağımsız olması konusunda “Seçim sistemi değişirse bu sorun ortadan kalkar” dedi.

Bugüne kadar değiştirilmeyen ve “bugün çok daha fazla önem kazanan” seçim sistemi ile siyasi partiler kanunu referandum kararından önce değiştirildi mi; değiştirilmedi.

“Milletvekili bağımsızlığı” sağlandı mı; sağlanmadı..Parlamento, tek başına ‘hükümet yerine geçecek’ cumhurbaşkanlarını denetleyebilir mi, denetleyemez.Bu durumda örneğin; “Yeni sistemde yasamaya ‘yürütme müdahalesi’ olmayacak” diyen Adalet Bakanı’nın bunun nasıl sağlanacağını da açıklaması iyi olurdu.Yeni anayasaya göre yargıyı belirleyecek HSK ve yüksek yargı üyeleri “cumhurbaşkanları ve Meclis çoğunluğu” tarafından seçilecek.Özellikle tek parti iktidarlarında yargının bağımsız ve tarafsız olması mümkün müdür, değildir.Demek ki böyle oluşacak yargının da “bir başkanı-cumhurbaşkanını ve parlamentoyu denetlemesi”, çıkacak yasa veya kararnameleri durdurması beklenemez.

 “Bugüne kadar partisiz cumhurbaşkanı olmadı ki” sözü de sıkça tekrarlanıyor.Doğrudur, çoğu önceden “bir partiye mensup” kişilerdi ancak bir ölçüye kadar da olsa “partiler üstü ve tarafsız” davranmak zorundaydılar.Tek başlarına hem cumhurbaşkanı, hem parti başkanı, hem hükümet değillerdi. Tek başlarına “devletin tüm bürokratlarını atama”, istedikleri anda parlamentoyu fesh etme yetkisine sahip değillerdi.Seçilmemiş kişilere kendileri yokken “cumhurbaşkanı yetkilerini devretme” hakkına sahip değillerdi.Bu sistemle “koalisyonların kalkacağı” konusu başlı başına önemlidir, çünkü milli iradenin seçeceği diğer partiler tamamen sistem dışına itilecektir.Her iki taraf da “Kurtuluş Savaşı” dediğine göre liderler TV’de bu sözün nedenlerini halka karşılıklı olarak, tartışarak anlatmaktan kaçınmamalıdır.

...***

Özgür Mumcu, 1 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Karargâh muhalefetten rahatsız”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Taşı sıkar mağduriyet çıkarır bir iktidar bu. Bu sebeple de hem öfkenin hedefindeki düzenden nemalanır hem de kendini geniş halk kitleleriyle beraber o düzenin mağduru gibi gösterir. Eski ancak son derece geçerli ve işleyen bir stratejidir bu. Hele dünya bugünküne benzer zamanlardan geçerken. İşte her yerde kendine karşı büyük bir oyun oynandığına inanan ve mağduriyet detektörleri haldır haldır çalışan bu anlayış en son Hürriyet gazetesinin haberinden nur topu gibi bir mağduriyet devşirdi. Haber, muhalif çevrelerin yönelttiği eleştirilere Genelkurmay’ın verdiği cevapları içeriyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

TSK’den yapılan resmi açıklamada da görüldüğü üzere haber kaynağı bizzat TSK.

Ne diyor açıklama:

“Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve Genelkurmay Başkanı’nın şahsına yönelik eleştiri kisvesi altında iftiraya varan iddialar ile ilgili bir basın mensubuna bilgilendirmede bulunulmuş ve bu hususlar 25 Şubat 2017 tarihinde yayımlanmıştır.” Nedir bu “iftiraya varan iddialar”: Silahlı Kuvvetler’de başörtüsü yasağının kaldırılması, Akit’e başsağlığı telefonu açılması, Genelkurmay Başkanı’nın Cumhurbaşkanı ile yaptığı ziyaretler, Genelkurmay Başkanı’nın ABD’li generalin ayağına gittiği iddiası, Kardak ziyaretinin “turistik gezi” olarak değerlendirilmesi, Çuvalcı komutanın madalya takması, Hulusi Akar’ın darbe girişimi sebebiyle tutuklu General Dişli ile ortak villası olması. Bu iddiaların ilki hariç hepsinde TSK’nin ya iddiaları yalanladığı ya da kendince izah edip eleştirilerin haksızlığını göstermeye çalıştığı anlaşılıyor. Başörtüsünün serbest bırakılması meselesinde ise herhangi bir yargıda bulunmadan kararın Milli Savunma Bakanlığı tarafından verildiği söyleniyor. İktidara yönelik herhangi bir eleştiri, bir ima yok. Gazete haberin devamını iç sayfalarda “Karargâh Rahatsız” şeklinde duyurmuş. Dünkü TSK açıklaması ise kendilerinin böyle bir ifadesi olmadığını belirtiyor. Zaten bu bir manşet. Genelkurmay’ın ifadesi değil. Kaldı ki Karargâh gerçekten rahatsız. Ama Cumhurbaşkanı ya da hükümetten değil muhalefetten rahatsız. Haberin içeriğini de takip eden TSK açıklaması da bunu açıkça ortaya koymakta.

O vakit iktidar medyası neden ayaklandı? Neden TSK’nin resmi kaynaklarına dayanılarak yapılan haberi “uydurma, masa başı” haber diye okurlarına aktardı? Cumhurbaşkanı neden haberi “terbiyesizlik ve seviyesizlik” diye değerlendirerek “bedelini ağır ödeyecekler” dedi? Tekrar edelim. Karargâh rahatsız ama muhalefetten rahatsız. Haberin içeriği muhalefetin iddialarına yanıttan ibaret. Bu hangi sebeple iktidarı da rahatsız ediyor? Referandum öncesi mağduriyet sızlanmasıyla kafaları bulandırmak gibi basit bir amaç haricinde iktidar çevreleri hangi sebeplerle Hürriyet’in bu haberine saldırıyor? Anlayan var mı?