Türkiye'den köşe yazarları
Yeniçağ: Kılıçdaroğlu: Kutuplaştırmayacağız
Cumhuriyet:
AKP'li isimlere yine izin yok... Hollanda Başbakanı Mark Rutte rest çekti: Kabul edilemez
Evrensel:
Almanya Adalet Bakanı’ndan Bozdağ’a mektup
Birgün:
Almanya’dan Erdoğan’a ajan yanıtı
Şimdi ise köşe yazarları
...***
İhsan Çaralan, 3 Mart tarihli Evrensel gazetesinde, “‘Evet’ cephesinde sıkıntılar büyüyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Referanduma bir buçuk aydan az bir zaman kaldı. Ama süreç ilerledikçe, “evet” cephesindeki sıkıntıların büyüyüp dışa vurduğuna da tanık olmaya başladık. Söylediklerinin halk içinde itibar görmediğini fark ettikçe, sıkıntıların daha da büyüyüp iç çatışmalara dönüşmesi de kaçınılmaz görünüyor.Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Antalya’da halk pazarında, “Kaçma gel konuşalım” diyen esnaftan “kaçması”ndan sonra MHP Genel Başkan Yardımcısı Adana Milletvekili Prof. Dr. Mevlüt Karakaya’nın da, Aydın’da düzenlediği basın toplantısında, referanduma neden ’evet’ diyeceklerini açıklayamaması da bir mini skandale dönüştü. “Neden evet demeliyiz” soruları üzerine ne dediği pek anlaşılamayan profesör unvanlı Karakaya, “evet” denmesi için ikna edecek bir şeyler söylemediğini fark etmiş olacak ki, durumu “Sonra anlatırım!” diyerek geçiştirmeye çalıştı.Öte yandan, “evet” için anketlerde çıkan verilerin kötü gelmesi üzerine, “motivasyonu bozduğu” gerekçesiyle, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “anket çalışmalarına ara verilmesini” istediği belirtiliyor. Ama, Türkiye gazetesi Erdoğan’ın isteğine aykırı olarak ama, ‘evetçiler’ arasında “motivasyonu yükselteceği” için “mahzur” yaratmayacak bir sonuç açıkladı!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
“Evet”în çığırtkanlarından Türkiye gazetesinin “haberinde”, hafta sonunda toplanan AKP MKYK’sinde konuşulan “anket sonuçları” yayımlandı! Buna göre, güneydoğu ve doğu illerinde “evet” yüzde 60’larda, Karadeniz ve İç Anadolu’da yüzde 70, Ege, Marmara ve Akdeniz’de ise “hayır”la “başa başmış! Türkiye ortalamasında ise evet yüzde 57!
Motivasyon için büyük yalan. Ama kimsenin inanmayacağı bir yalan! Bu rakamlar hangi araştırmaya dayandırılıyor bu belli değil. Çünkü bugüne kadar kamuoyuna açıklanmış hiçbir araştırmada bırakalım böyle yüksek rakamları, “evet”in önde olduğunu gösteren bir tek anket çalışması yok!
Dahası, “evet”in itibar görmemesi ve MHP tabanında “Bahçeli’ye hayır”la da birleşen “hayır” tutumunun hızla büyümesi, AKP-MHP yönetimi arasındaki kutsal ittifakta da çatlaklar yarattı. Bunun farkında olan Bahçeli, tabandaki rahatsızlığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetlisi olarak Ankara’ya gelen Barzani’nin ziyareti sırasında Kürdistan Bayrağı asılmasına tepki göstererek aşmaya çalışıyor. Bahçeli tepkisini “Bize karşı Barzani tercih ediliyorsa, bunu iyi niyetli görmeyiz”e kadar götürdü. Böylece AKP’nin MHP ile ittifakının, onu “evet” için Kürtlere rüşvet vermeye bile zorlanacağı bir köşeye sıkıştırdığı da ortaya çıkmış oldu.
“Evet” cephesinde sıkıntı sadece yukarıyla sınırlı da değil. Önceki Gün Amasya’da, referandum kampanyasının ilk resmi mitingini yapan Başbakan Binali Yıldırım ise, mitingde, toplanan kalabalığı heyecanlandıracak bir şey bulma sıkıntısı yaşadı. Çünkü “evet”i savunacak “Yeni bir şey söylemek” için kıvranan Yıldırım’ın sıkıntısı alana da heyecansızlık olarak yansıyordu. Kürsünün önünde toplanmış belki birkaç yüz kişilik kalabalık bir yana bırakılırsa kalabalığın büyük çoğunluğu Başbakanı, mitinglerde pek muteber sayılmayacak bir sükunetle dinledi! Bu yüzden de Yıldırım, Amasya’ya 15 yıllık AKP iktidarı boyunca kaç okul, kaç hastane kaç milyarlık yatırım yaptıklarıyla övünmeye sığınarak mitingi kurtarmaya çalıştı. Sanki yapılanlar, “tek adam yönetimi” tarafından yapılmış da “tek adam rejimi”ne evet denirse bundan sonar da devam edilecekmiş gibi!
Başbakan, miting boyunca söyleyecek şey bulamadıkça, topluluğu heyecanlandırmak için yerli yersiz yaptığı “evet” dedirtecek önceden hazırlanmış, laflara sarıldı. Ne var ki, meydana toplanmış kitle de Başbakan kadar heyecandan yoksun olduğu için olacak, Yıldırım’ın soğuk esprileri bile bir canlılık yaratmadı. Yani mitinge giden kararsız Amasyalıları Başbakanın “evet” demeye ikna etmiş olduğunu söylemek çok zor.
…***
Orhan Uğuroğlu, 3 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Eski Cumhurbaşkanları ve Başbakanlara soruyorum: Fikriniz yok mu?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Eski Cumhurbaşkanları, eski Başbakanlar Anayasa değişikliği konusunda neden hiçbir açıklama yapmıyorsunuz? Fikriniz yok mu?Türkiye Anayasa değişikliğini tartışıyor, ama bu ülkede Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlık mevkilerine kadar yükselen ve hayatta olan Cumhurbaşkanları ile Başbakanların sessizliği dikkatimi çekiyor.Özellikle Ahmet Necdet Sezer'in suskunluğunu hayret verici buluyorum.Türkiye Cumhuriyeti'nde, Anayasa Mahkemesi'nin 15. Başkanı ve 10. Cumhurbaşkanı'dır.1962'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Sezer 55 yıllık hukukçu ki son 2 yılı Başkanlık olmak üzere 12 yılı Anayasa Mahkemesi üyeliğinde geçmiştir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in "hukukçu" kimliği ile "Cumhurbaşkanı" kimliği olması ve bu iki kimliğin buluştuğu tek devlet adamı olması Anayasa değişikliği konusundaki fikirlerini açıklaması açısından hem önemli hem de zorunludur.Zorunluluk devlete ve millete olan vefa borcundan kaynaklanmalıdır.Sayın Sezer, konuşsanıza, görüşlerinizi açıklasanıza.11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün durumu daha farklı tabii.Gül 1991, 1995, 1999, 2002 ve 2007 seçimlerinde milletvekilliği ve bakanlıklar yaptı. 2002'den 2003'e kadar Başbakanlık yapan Abdullah Gül 2007'de Cumhurbaşkanı seçildi.Anayasa değişikliği döneminin suskun kalan önemli bir ismi kuşku yok ki Abdullah Gül.Gül'ün; Turgut Özal'ın "Başkanlık sisteminde kuvvetler ayrımı var kesin olarak, yani karşılıklı bir denge vardır. Cumhurbaşkanı'nın kuvveti vardır icra olarak icra odur, buna mukabil Meclis'in de yetkileri vardır. Meclis bu sefer tam kontrol yetkisini yapar" şeklindeki görüşüne benzer kısa bir açıklaması vardı.Ancak AKP ile MHP arasında uzlaşı sonunda Meclis'ten geçerek 16 Nisan'da halkoyuna sunulacak olan Anayasa değişikliği metni konusunda Gül herhangi bir açıklama yapmadı.1989-1991 yılları arasında görev yapan 47. Hükümetin Başbakanı dönemin Anavatan Partisi Genel Başkanı Yıldırım Akbulut ısrarlı sorularıma karşın Anayasa değişikliği konusunda görüşlerini açıklamayacağını söyledi. 2014-2016 yılları arasında AKP Genel Başkanlığı ve Başbakanlık yapan Ahmet Davutoğlu bir gazeteye verdiği açıklamada, "Türkiye'de siyasi yapı itibari ile bakıldığında, demokrasinin omurgası, demokrasinin koruma kalkanı Meclis'tir. Meclis'in, milletvekillerinin güçlü kılınması bu anlamda önemli. Cumhurbaşkanlığının burada tahkim edilip güçlü kılınması doğru olmuştur yürütme erki bakımından. Yürütmenin bir elde toplanması doğrudur. Bu çerçevede, yasama ve yürütmenin güçler ayrılığı prensibi etrafında, sağlam bir zeminde yürümesi icap eder" demişti.Davutoğlu'nun Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yazılı olarak da ilettiği bu görüşü anlaşılan o ki karşılık bulmadı.
…***
Mehmet Yılmaz, 3 Mart tarihli Hürriyet gazetesinde, “‘Hayır’ endişesi baskıyı getiriyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“SAADET Partisi (SP) Necmettin Erbakan’ın ölüm yıldönümü nedeniyle bir dizi anma toplantısı düzenledi.SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun açıkladığına göre, belediyeler ve valilikler, anma etkinliklerinin düzenlenmesini engelliyorlar.Karamollaoğlu şöyle diyor: “Türkiye’nin dört bir yanında hocamızı anma toplantıları tertip ederken, her yerde belediyeler, valilikler önümüzü kesmeye çalışıyor. Bize tahsis edilen belediyenin imkânlarını ‘Kusura bakmayın biz bunu başka yere tahsis ettik’ diyorlar. Valilik, programları iptal ediyor.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Necmettin Erbakan’ı anma etkinliklerinin önüne bu engellerin çıkarılmasının bir tek nedeni var: SP, referandumda Anayasa değişikliklerine “Hayır” diyor.“Hayır” diye propaganda yapmak isteyen kim olursa olsun, engellerle karşılaşıyor.Karamollaoğlu’nun şu sözlerini de not edelim:“Siz böyle bir ortamda diyeceksiniz ki eğer evet denirse ülke kurtulacak. Ya giderek korkumuz artıyor. Bu baskı bizim üzerimizde bile varsa başkaları nasıl cesaret gösterip çıkacak meydana.”Sorun da tam olarak bu zaten.Bir yanda devletin bütün olanakları “evet” propagandası için sonuna kadar kullanılırken, diğer yandan da “hayır” propagandası yapmak isteyenlerin önüne devlet tarafından engeller çıkarılıyor. Düşünün ki SP’nin son seçimde aldığı oy, yüzde 1’in altında. Haziran 2015 seçiminde ise yüzde 2.1 oy almıştı.
“Hayır çıkarsa” endişesinin ulaştığı boyutu gösteren bir durum bu. Baskıların temel nedeni de bu.İktidar’ın, referandum endişesinin gerisinde, ekonominin hiç de parlak olmadığı gerçeği yatıyor.
İstiklal Caddesi’nin ardından Bağdat Caddesi’nde de dükkânlar birbiri ardına kapanıyor. Dün Sözcü’de, 3 kilometrelik caddede kapanan dükkân sayısının 74’e ulaştığı haberi vardı. Metropoll’ün araştırması da halkın yüzde 45.8’inin ekonominin kötüye gittiğine inandığını ortaya koydu. “İyiye gidiyor” diyenler yüzde 35.7. Son bir yılda refah düzeylerinin kötüleştiğini söyleyenler yüzde 57.1. Ekonominin kötü yönetildiğini söyleyenler yüzde 54.2. Ekonominin kötüye gidişinden hükümetin politikalarını sorumlu tutanlar yüzde 47.8. AKP’ye oy verenlerin yüzde 22’si, ekonominin önümüzdeki bir yıl içinde daha da kötüye gidebileceğini düşünüyor.MHP seçmeninin yüzde 78.9’u refah düzeyinin düştüğünü söylüyor, yüzde 80’i kötü yönetildiği kanısında.