Mart 06, 2017 10:59 Europe/Istanbul

Birgün: Tutuklu gazetecilerin eşleri kaygılı

Cumhuriyet:

FETÖ’cü subayların yükselişine 17-25 Aralık da engel olamamış

Evrensel:

Referandumda sonuç ne olursa olsun, tedirginlik hakim

Milli gazette:

Filistinlileri topla tüfekle yenemeyeceğini anlayan İsrail, saçtığı kanserlerle Filistin halkını yok etmeyi hedefliyor

Şimdi ise köşe yazarları

…***

Mehmet Kara, 5 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, “Duyduk duymadık demeyin! Mutluyum, mutlusun, mutlular...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Gündem yoğunluğu ya da ülkenin referanduma odaklanması itibariyle bazı meseleleri göremiyor, kendimizi gündeme kaptırıp gidiyoruz.Ülkenin ekonomik durumu, eğitimin sıkıntıları, işsizlik, 28 Şubat sürecinin daha etkilerinin sürmesi gibi birçok mesele ülkenin gündeminde iken, sadece referandumu konuşuyoruz.Bir gazetede yer alan ve 28 Şubat döneminde atılan manşetleri hatırlatan bir haber üzerinden gelişen hadiseler gündemi meşgul ediyor. Tabiî bunları konuşurken de milletin ekseriyetini ilgilendiren birçok mesele es geçiliyor.Milletin ekseriyetini ilgilendiren bir konu da, Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı bir araştırma sonucu…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Şimdi sıkı durun. Duyduk duymadık demeyin… Duyanlar duymayanlara anlatsın. (TÜİK) 2016 yılına ilişkin ‘Yaşam Memnuniyeti Araştırması’ sonuçlarına göre, geçen yıl Türkiye’de mutlu olduğunu beyan edenlerin oranı 2015 yılına göre artmış! Hem de yüzde 5’e yakın…

Araştırma sonuçlarından birkaç veri açıklayalım: 2015 yılında yüzde 56.6 olarak kayıtlara geçen mutlu olduğunu beyan edenlerin oranı, geçen yıl yüzde 61.3 olmuş. Mutsuz olduğunu beyan edenlerin oranı ise yüzde 11.4’ten yüzde 10.4’e düşmüş. Kadınlarda mutluluk oranı, 2015’te yüzde 60.2 iken 2016’da yüzde 64.5’e yükselmiş, erkeklerde bu oran, yüzde 52.9’dan yüzde 58.1’e çıkmış.

En çok sağlıklı olmanın mutlu ettiğini ifade eden şahısların oranı yüzde 72.1 olarak belirlenmiş.

Çarpıcı bir sonuç da şu: Bir okul bitirmeyenlerde mutluluk oranı yüzde 63.5 iken bunu sırasıyla yüzde 62.9 ile ilkokul, yüzde 61.4 ile ilköğretim veya ortaokul, yüzde 60.2 ile yükseköğretim, yüzde 57.8 ile lise ve dengi okul mezunları takip etmiş.

Geleceklerinden umutlu olduğunu beyan edenlerin oranı 2015’te yüzde 74.4 iken 2016’da yüzde 76.8’e yükselmiş.

Öncelikle insanların mutlu olmasından son derece ‘mutlu’ olacağımızı beyân edelim... İnsanlar hep mutlu olmalı, mutlu kalmalı. Ancak bu rakamlara bakınca birçok soru da aklımıza takıldı.2016 yılında işsizlik artmışken, terör olayları azmışken, yılın ortasında darbe teşebbüsü yapılmışken insanların mutluluğunun artması garip değil mi?2015 yılında insanları mutsuz eden hangi mesele geçen yıl çözüldü de, yüz kişide 5 kişinin mutluluğu arttı? Bu nisbeti 80 milyonluk nüfusumuza oranlarsak 400 bin kişi 2015 yılında mutsuz olduğunu söylerken, geçen yıl hangi sorun çözüldü de mutlu olduğunu ifade etmeye başladılar?Sonuç olarak bu araştırmanın sonuçları şaşırtıcı geldi. Sizce de öyle değil mi?

…***

Saygı Öztürk, 5 Mart tarihli Sözcü gazetesinde, “AKP’liler açıkta kalınca isyan çıktı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Milli Eğitim Bakanlığı'nın uygulamaları için “boz‐yap”, “yap‐boz” sözcükleri sıkça kullanılır. Üstelik bunları yapan da aynı bürokratlar. Yaparken de “reform”, bozarken de bunları “reform” diye yuttururlar. Milli Eğitim Bakanlığı Müfettişliği de bu hükümet döneminde kaldırılmıştı. Bu kez sıra yine yapmaya geldi. Mevcut 2 bin 304 müfettiş arasından 430'unu, bakanlık müfettişi yapmaya karar verdiler.Mülakatın nasıl skandallarla dolu olduğunu geçen çarşamba günü bu köşenin okurlarına duyurmuştuk.Tam bir ay süren mülakata bin 960 maarif müfettişi katıldı. Alınacak 430 kişi olduğuna göre, mülakatta bin 530'unun elenmesi gerekirdi. Ama hiç öyle olmadı.Tam bin 528 kişi başarılı sayıldı. Yani mülakata katılıp da başarılı olamayan sadece 2 kişi. Merak ediyorsunuz, o kadar kişi sınavı kazanıyor da, o iki kişi niçin başarılı olamadı? Siz merak etmeye devam edin…Bakanlık maarif müfettişi olacakların maaşı 7 bin, diğer müfettişlerin ise 3 bin 800 lira. Emeklilik ikramiyeleri arasında da önemli fark oluşuyor. Mülakata alınan herkes başarılı sayılacaksa onca kişiyi bir ay süren mülakata niçin aldınız? Cevabı şöyle, AKP'ye, onunla bağlantılı sendikaya, bazı dini vakıflara yakınlığı ile bilinenlerin yüksek maaş almaları hesaplandı. Bunun için AKP'nin dışında, halk oylamasında “Evet” diyecek siyasi parti için de 24 kişilik bir liste verildiği konuşuluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Herkes mülakatta kazanıyor ama, 430 kişinin dışındakilere “Kontenjan yetersizliği yüzünden atamanız yapılamamıştır” deniliyor. Peki, mülakatta başarılı sayılıp da görev verilecekler kimler? İl adı vermeyeyim ama o il'de halen görevli 9, o ilde

çalışıp da başka yere daha önce atanmışlardan 10, o il nüfusuna kayıtlı olup da başka illerde görev yapan 14 olmak üzere toplam 33 müfettiş mülakatta başarılı olup göreve başlatılacaklar arasında yer aldı. Mülakattan önce bakanlık müfettişliğine geçici olarak alınan 23 kişiden 22'si başarılı sayıldı ve göreve başlatılacaklar arasında yer aldı. Açıkçası gariplikler çok.

Bakanlık maarif müfettişliği mülakatına katılan bin 960 maarif müfettişinden sadece iki kişinin mülakatta başarılı sayılmadığını belirtmiştim. İçinizden, “Yazıklar olsun sizin müfettişliğinize, bu kadar insan başarılı oluyor da sadece ikiniz olamadınız” diye söyleniyorsunuzdur. Ama durum bildiğiniz gibi değil. Mülakata başarılı sayılmayanlardan birisinin Ankara Milli Eğitim Müdürlüğü müfettişlerinden Veli Akdal, diğerinin ise Kırşehir Milli Eğitim Müdürlüğü müfettişlerinden Tarhan Kozan olduğunu öğrendim. Neden mi onlar mülakatta kazanamadı? Çünkü, ikisi de mülakatın yapılış şekline itiraz etti ve her ikisi de “Sorulan sorulara cevap vermek istemiyorum” dedi.  Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin'e sormak gerekiyor, madem herkes mülakatta başarılı sayılacaktı bir ay boyunca mülakat yapmanıza ne gerek vardı? Yasa ve yönetmeliklerin pek işlemediği bakanlıkta o yüzden yapılan her çalışma sonunda yargıya götürülüyor. Müfettişlik mülakatı ne zaman yargıya götürülecek diye merak ediyordum. Eğitim İş Genel Başkanı Mehmet Balık'ın açıklaması geldi. Şöyle diyor: “Kariyer mesleği olan müfettişliğin seçiminde yalnızca mülakat yapılması yanlıştır ve hukuka aykırıdır. Açıklanan bu mülakat sonuçlarında da görüldüğü üzere tamamıyla komisyonca soyut değerlendirmeler yapılmış, kariyer ve liyakat kriterleri seçilmede belirleyici olmamıştır. Bu nedenlerle Millî Eğitim Bakanlığı Bakanlık Maarif Müfettişi Mülakatlarının ve buna bağlı yapılacak atamaların tümüyle iptal edilmesi için sendikamızca dava açılmıştır.”

Milli Eğitim Bakanlığı, kadrolaşmak için almak istediklerini aldı. Diğerlerine de “kadro aldıkça sizi de alacağız” denildi. AKP'ye yakın müfettişlerden “kadro yok” denilip göreve başlatılmayanlar boş durmadı. Onların çabaları sonucu, apar‐topar 100 kişilik Bakanlık müfettiş kadrosu daha alındı. Bu durum bile devlet işlerinin torpille yürüdüğünün göstergesidir.

Sonuçlara itiraz eden müfettişler de var. “Yapılan mülakatın, yayımlanan kılavuz ile yapılmasının kanuna aykırı olduğu”, “Mülakat komisyonu üyelerinin sürekli değiştirilmesi”, “Puanlamada ölçme ve değerlendirme ilkelerine uyulmadığı” da itiraz gerekçelerinden sadece bir kaçı… İyi de bu rezaletler ne zamana kadar sürecek, buna yol açanlardan hesap sorulmayacak mı?

…***

İhsasn Çaralan, 6 Mart tarihli Evrensel gazetesinde, “Almanya’yı eleştirmekle bu sorun çözülür mü?”başlıklı yazısını okuyuucularla paylaşıyor.

“Şubat ayında Batı ile krizin ağırlık merkezi Yunanistan’dı. Bu ay ise Almanya “yeni kriz merkezi” olacak görünüyor.Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin Almanya’da yapacağı “evet” kampanyasıyla bağlantılı toplantılara yerel yöneticilerin, toplantı yapılacak mekanların fiziki özelliklerini gerekçe göstererek izin vermemesi bir anda iç politika malzemesi olarak Almanya’ya yönelik eleştiri sağanağına dönüştü. Bozdağ, toplantı yapmasına izin verilmemesini gerekçe göstererek, Almanya Adalet Bakanı ile yapacağı toplantıyı da iptal ederek Türkiye’ye döndü.Cumhurbaşkanı bu sert eleştirileri daha da sertleştirdi.Bu arada CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da bu gelişmeleri “milli bir sorun” olarak görmüş olmalı ki Hükümet cephesiyle aynı dozda sert açıklamalarla Almanya’yı suçladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Toplam açısından bakıldığında; Hükümet cenahı eleştirilerini, Almanya Hükümeti’nin ve yerel yöneticilerinin, Almanya’daki Türkiye kökenli kişilerle toplantılar yapmasını istemediği, bunun için türlü zorluklar çıkardıklarını, bunun antidemokratik, faşizan, dahası Türkiye’ye, onun hükümetine yönelik düşmanca bir tutum oluğuna kadar götürüyorlar. Ve bu varsayım üstünden de Almanya’ya yönelik eleştiriler yapıyorlar.Almanya ise resmiyette, bu toplantıların engellenmesinin Federal Hükümetle bir ilişkisinin olmadığı tamamen yerel yöneticilerle ilgili olduğunu öne sürüyorlar.

Ne var ki, fiiliyatta yerel yöneticilerin tasarrufu olarak görülen bu uygulama, kuşkusuz ki, Almanya kamuoyunda Türkiye’de son yıllarda giderek daha çok “yerli ve milli normlar”a dönme bahanesiyle ülkeyi “tek adam yönetimine” sürükleme girişimleri etrafında oluşan;

* Gazetelerin TV’lerin, dergilerin kapatılması, basım ve yayın araçlarına el konulması, gazetecilerin cezaevine atılmasının yabacı basın mensuplarının tutuklanmasına kadar varması,...gibi basın üstündeki baskıların ayyuka çıkması,

* Barış imzacısı akademisyenlerin üniversitelerden atılması,

* OHAL ve KHK’ler çerçevesindeki antidemokratik uygulamalar,

* Anayasanın geriye doğru değiştirilmesi için yapılan dayatmaların Türkiye’yi Ortaçağ koşullarına doğru iten güçleri daha da pervasızlaştıracağı endişeleri,... Alman kamuoyundaki Erdoğan-AKP Hükümetine yönelik tepkileri Almanya Hükümeti’nin, siyasi partilerin ve basının görmezden gelemeyeceği bir düzeye yükseltmiş görünmektedir.