Mart 07, 2017 11:34 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Meral Akşener'den referandum için şoke eden iddia: Duyum aldım, endişeliyim

Evrensel:

Türkiye, ABD ve Rusya Genelkurmay başkanları görüştü

Milli gazette:

İsrail'den referandum açıklaması: "Erdoğan'ın siyasi geleceği önemli"

Yeniçağ:

AKP'liler 'evet'e ikna olmuyor!

Şimdi ise köşe yazarları

...***

Esfender Korkmaz, 7 Mart tarihli, Yeniçağ gazetesinde, “Çifte istikrarsızlık”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Enflasyon ekonomide istikrarsızlığı gösteriyor. Ancak Eylül 2016'da 1.78 olan Yİ-ÜFE'nin beş ayda yüzde 863 oranında, yani 9 kata yakın artarak Şubat 2017 ayında 15.36'ya çıkması istikrarsızlığın da ötesinde bir sorundur. Bu durumda bizim ekonomiyi dünyanın en kırılgan ekonomisi olarak ilan edenlere kızma hakkımız yoktur. Tersine bu sorunu nasıl çözeriz sorusuna odaklanmamız gerekir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Enflasyonda üç temel sorun var... Birincisi, yapısal sorunlara bağlı olarak enflasyon da kronikleşti. Zira  2004 Nisan ayında TÜFE olarak yıllık enflasyon yüzde 10.18 idi. Aradan 13 yıl geçti... Bugün de Şubat ayında TÜFE oranı yüzde 10.13'tür.Oysa ki şimdi küresel enflasyon, gelişmiş ülkeler ortalaması olarak yüzde 1.8  ve gelişmekte olan ülkeler ortalaması olarak yüzde 4.0'tür.İkincisi Yİ-ÜFE'nin kur artışlarına aşırı duyarlı olmasıdır. Zira üretimde yüksek oranda girdi olarak ithal ara malı ve ham madde kullanılıyor. Başka bir ifade ile üretim dışa bağımlıdır. Bu şartlarda ara malı ve ham madde üretimini artırıp, ithal girdiyi daha az kullanmamız gerekir.Üçüncüsü ve en temel olanı da, Merkez Bankası dahil, ekonomi yönetiminin başarısız olmasıdır. 2001 krizi ile güçlü ekonomiye geçiş programı, tarım desteklerinin yarıya indirilmesi, çalışanlara yalnızca hedef enflasyon kadar zam yapılması gibi, toplam talebi kısıcı önlemler içeriyordu. Bu nedenle enflasyon yüzde 10'lara geriledi... Ancak siyasi iktidar arkasını getiremedi.Ekonomi yönetimi, bütçe dengesi ile her sorunu çözeceğini düşünüyor. Yapısal sorunları mevzuatla çözeceğini düşündüğü için ve iktisat politikalarında devleti sürekli dışarıda tuttuğu için sittin sene enflasyonu çözmez.Mamafih, Merkez Bankası 2006 yılından beri enflasyon hedeflemesi uyguluyor. Hiçbir sene tutturamadı. Bundan sonra hiç tutturamaz, çünkü güven kaybetti. Kaldı ki, siyasi iktidar her seçimde, her referandumda istikrarı çığırından çıkaran popülist politikalar uyguluyor.

2017 yılı içinde enflasyondan umut yoktur. Aylık ve yıllık olarak, Kasım ayından beri Yİ-ÜFE, TÜFE'den daha yüksek çıkıyor. Bu demektir ki, işletmelerin kur artışından dolayı üretim maliyetleri de arttı. Üretici bu maliyetleri, talep yapısı ve şartlar uygunsa perakende fiyatlara yansıtacak. TÜFE artacaktır. Yansıtamazsa, işçi çıkaracak veya zarar edecektir. Yani tersi işsizliktir. Petrol ve enerji bütün üretime girdi olmaktadır. Yİ-ÜFE olarak bu grupta aylık yüzde 9.68 ve yıllık 104.22 artışın, üretim maliyetlerini daha da artıracağını gösteriyor.  Ocak ayında yüzde 8.49 olan çekirdek enflasyon, Şubat ayında yüzde 9.40 oldu. Bu artış da TÜFE enflasyon trendinin artış yönünde olduğunu gösteriyor.

Sonuç: Bu yılda enflasyonda yine gözyaşı var.

...***

Cevher İlhan, 7 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, “İnsafsızca söylem ve savurmalar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Diğer yandan, meselenin bir “parti meselesi” olarak değil, bir “sistem değişikliği” olarak gösterilmesinin, yüzde 20’ye vardığı söylenen kararsızları arttırıp “hayır”a yönelttiği kaydediliyor.Buna mukabil, Emniyet’in ihbar ettiği ortalıkta dolaşan yüzlerce canlı bomba ile süren terör tehdidi, kırılganlık alâmetleri iyice açığa çıkan ekonomi ve çıkmaza giren Suriye krizi başta olmak üzere Türkiye’nin önünde devâsa iç ve dış problemler dururken, iktidar cephesinde ayrıştırıcı, kutuplaştırıp kamplaştıran, ötekileştirin sert söylemlerin ardı arkası gelmiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Görünen o ki, söylemlerin aksine, iktidar için “evet” bütün canhıraş çabalarına rağmen “çantada keklik” değil; ciddî endişeleri devam ediyor.

Bu yüzden her türlü yanıltmaya başvuruluyor. Her ne kadar açık açık “Evet çıkmazsa Türkiye iç savaşa sürüklenir” diyen bir il başkanı yardımcısı görevden alınsa da, Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’a her defasında onlarca televizyonda yapılan canlı yayınlarla hâlâ “terör örgütlerinin ‘hayır’dediği” söylemiyle yoğun algı operasyonu sürüyor.

Kitleler, “evet” ve “hayır” üzerinden farklı taraflara yığdırılıp kamplaştırılarak karşı karşıya getiriliyor. Dün “çözüm süreci”nde HDP’yle birlikte PKK’lılarla İmralı’da, Kandil’de, Oslo’da müzâkerelerde bulunan AKP iktidarı, bugün “hayır”ı “Kandil’le olmak”la suçluyor; “HDP de ‘hayır’ diyor” diye “hayır” diyenleri “düşmanlaştırarak” propaganda yapıyor.

Buna mukabil cumhurbaşkanlığı seçimde karşı karşıya olduğu MHP yönetiminin tam desteğine rağmen, partili seçmenin en fazla üçte birinin “evet” demesine karşı, Güneydoğu’daki bazı aşiret ağalarının oylarını çekmek hesâbıyla bu kez Barzani’ye yaklaşılıyor. Ve bütün bunlar yetmiyor; bu vetirede “evet”lerin bir türlü öne geçmemesi üzerine insafsızca söylem ve politik yanıltmalara devam ediliyor.

...***

İhsan Çaralan, 7 Mart tarihli Evrensel gazetesinde, “‘Hayır’ şimdiden kazandırıyor!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bütün gayretini sermayeye hizmet için harcayan sermaye hükümetleri, ancak vatandaşı yedekleme ihtiyacı duyduklarında halka da bir şeyler vermek, en azından veriyor görünmek ihtiyacı duyarlar. Bu politika, genellikle “seçim ekonomisi”, “popülist politikalar” diye aşağılansa da elinde devletin imkanlarını bulunduran her sermaye partisi ve hükümeti bunu yapar. Ama AKP Hükümetleri böyle vatandaşa seçim rüşveti vermede gelmiş geçmiş bütün hükümetleri yaya bırakacak bir uzmanlığa sahiptir.Bir seçim kampanyasına dönüşen referandumu da AKP Hükümetinin, rüşvet dağıtımıyla sürdüreceği de ortaya çıkmıştır. Özellikle de "hayır"ın gücünün büyüklüğünü gördüklerinden rüşvet dağıtımının da mümkün olduğu kadar geniş kesimleri kapsamasına özen göstermektedir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Başka bir söyleyişle "hayır"ın gücünün büyüklüğü karşısında Hükümet, rüşvetin bu ölçüde yaygın olmasına başvurmak zorunda kalmıştır.Referandum ve “hayır” tehdidi olmasaydı, Hükümet neler yapacaktı?

Hükümet, işçilerin kıdem tazminatını kaldıracaktı ama bu uygulamaya referandumda milyonlarca işçinin “hayır”la yanıt vereceğinden çekinerek, kıdem tazminatını fona bağlayacak düzenlemeyi referandum sonrasına erteledi.Kamu emekçilerinin iş güvencesi kaldırılacaktı, bunu bizzat Cumhurbaşkanı ilan etmişti. Ama kamu emekçilerinin ve emek cephesinin tepkisinin "hayır"a dönüşmesini önlemek için iş güvencesini kaldırma girişimi referandum sonrasına ertelendi.

Beyaz eşyada ÖTV, mobilyada KDV nisan sonuna kadar kaldırıldı. Ev alacaklar için KDV yüzde 18’den yüzde 8‘e düşürüldü.Çocuk bakacak büyükannelere maaş: Bu paralar AB projesinden yapılan bir maaş bağlama; üç yıldır bekliyordu ve Hükümet bunu şimdi referandum öncesinde “pilot uygulama” olarak olsa da devreye sokarak, "evet" için rüşvete dönüştürdü.

2011’den beri tartışılan ama bir türlü sonuçlandırılmayan Hükümetle bankalar arasındaki anlaşma, referandum kampanyası başlarken, sonuçlandırıldı. Böylece emeklinin yıllardır ve çok fazlasını hak ettiği ve emekliye bankalar üstünden verilen “üç kuruş” bile referandum rüşvetine dönüştürüldü.

Esnafa faizsiz kredi: Ekonomik gerekçelerle faizsiz kredi kapsamında 15 bin KOBİ’ye kredi verileceği ilan edilmişti. Ancak referandum söz konusu olunca, krediden yararlanacak sayı 445 bine kadar çıkarıldı.

Evet, sermaye partilerinin rüşvet dağıtımı biçimindeki uygulamalarda amacı, geniş halk yığınlarını aldatma, dolayısıyla kendinin politikasına yedeklemedir.Yukarıdaki “rüşvet” amaçlı uygulamalardan ilk ikisi, kıdem tazminatı ve iş güvencesi, referandum sonrasına ertelenmiştir ve eğer referandumda "evet" çıkarsa ilk fırsatta bu düzenlemeleri yapacaklardır. “Hayır” çıkarsa da muhtemelen bu amaçlarını daha sonraki yıllara ertelemek zorunda kalacaklardır.Rüşvetin küçük paralar olarak emekçilere yansıyan kalemlerini ise, elinde devlet gücünü bulundurduğu için bunları bir süre sonra, enflasyon, yeni vergiler ya da başka türden uygulamalarla geri alabilecektir. Bu yüzden de eğer emekçiler, Hükümetlerin istediği doğrultuda oy kullanırlarsa, rüşveti bile fazlasıyla geri alacak uygulamalara da oy vermiş olurlar. Tarihteki seçimlerle bunun sayısız örnekleri vardır.