Türkiye'den köşe yazarları
Birgün: Bilimsel araştırmalara da ‘başkanlık’ tehdidi geldi
Aydınlık:
BBP’nin ‘evet’ demesinin perde arkası
Cumhuriyet:
Hollanda'dan krize ilişkin ilk açıklama
Yeniasya:
Hollanda: tehdit edildik, iptal ettik
Şimdi ise köşe yazarları
...***
Mehmet Kara, 11 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, “Artık hakikaten yeter!”başlıklı yazısını okuyuucularla paylaşıyor.
““Türk tipi Cumhurbaşkanlığı hükümeti sistemi”nin oylanacağı referanduma 36 gün kalmışken, millet adeta nefes alamıyor. Referandumun ne getirip ne götüreceğinden ziyade toplumu daha da kutuplaştıracak, insanları tedirgin edecek ne varsa yapılıyor.Hakikaten artık yeter, milleti bu kadar sıkboğaz etmeyin, kutuplaştırmayın.Tehdit etmeden tutun da, terör örgütü ile irtibatlandırmaya, 15 Temmuz hatırlatmasından tutun, vatanseverlik yarışına kadar birçok yanlış ve hatalı söylemle bir kampanya yürütülüyor. İnsanlar birbirlerinin kararına saygı göstermiyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Zaten olağanüstü hal (OHAL) şartlarında yapılan kampanyalarda sıkıntılar yaşanıyor. Bir de buna bunlar ilâve edilince gerginlikler, kavgalar daha da artıyor.Çok mu zor, kutuplaştırmamak yerine kucaklaştırıcı şeyler anlatmak. Çok mu zor, insanların kararına saygı duyulduğunu söyleyebilmek… Çok mu zor “karar ne çıkarsa başımızın üstündedir” diyebilmek. Çok mu zor, “bu bir demokratik yarıştır hayır da çıkar, evet de çıkar, neticede 17 Nisan’da beraber yaşayacağız” diyebilmek…
“Hayır oyu vereceksen teröre destek vermiş olursun” diye insanları tedirgin etmenin demokrasiye zararı olacağı hiç mi düşünülmüyor? Herkesin “hayır” veya “evet” gerekçesinin farklı olduğu hiç hesaba katılmıyor mu? İnsanların tercihlerine neden saygı gösterilmiyor?
“Hayır” vereceğini açıklayan partilerin 15 Temmuz darbe girişimine karşı demokrasinin yanında yer aldıklarını ne çabuk unutuyorsunuz? Böyle bir ayrım haksızlık olmaz mı? Yenikapı ruhu ne çabuk unutuldu? Allah muhafaza etsin, yine darbe girişimi olursa bu partiler darbelerin karşısında demokrasinin yanında yer alacaklardır, bunu unutmamak lâzım…Bu bir parti seçimi değildir. Bir sistemin değişip değişmeyeceğinin oylanmasıdır. Demokrasinin temel değerlerinden olan düşünce ve fikir hürriyetine saygıyı ön planda tutmak gerekirken, bu tür yaklaşımlar bu değerleri yıpratacaktır.
Referandum “vatanseverliğin” test edileceği bir oylama olmayacağı gibi tercihini kullandığı için hiç kimse “vatan haini” de olmayacaktır. Sonuç ne olursa olsun yine birlikte yaşamayı sürdüreceğiz.Bırakın kutuplaştırıcı ve ötekileştirici konuşmaları da millete paketin ne getirip ne götürdüğünü anlatın.
Meselâ şu soruların cevaplarını verin: Güçlendirilmiş bir parlamenter sistem mi, yoksa başbakanın olmadığı, bakanları ve yardımcılarını cumhurbaşkanın seçtiği, Anayasa Mahkemesi ve HSK üyelerinin çoğunluğunu bir kişinin atadığı, cumhurbaşkanının aynı zamanda bir partinin genel başkanı olduğu, bu durumda tarafsız olup olmayacağı, bakanlar için gensorunun olmadığı, seçilmeyen bir cumhurbaşkanı vekilinin cumhurbaşkanı yetkisinde olmasının sıkıntılı olup olmayacağı, Cumhurbaşkanı’nın OHAL ilân etmesi ve KHK’yla ülkeyi yönetmesi milletin hayrına mı, değil mi?
Bu tür kutuplaştırıcı ifadeler kullananlara diyoruz ki: Artık cidden millet bunaldı, nefes alamaz hale geldi. Farklılıklara saygı gösterin, kimseyi dışlamayın, ötekileştirmeyin, milleti kutuplaştırmayın.
…***
Esfender Korkmaz, 12 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İşsizlik için kötü haber”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hükümet 16 Nisan referandumu için şimdiye kadar yapılan seçim ve referandumlardan daha fazla popülist davranıyor. Bütçe kaynaklarından yalnızca referandum amaçlı ve referandum takvimi ile sınırlı olmak üzere yardımlar, vergi indirimleri, vergi afları kararları alıyor. Referandum için Kamu harcamalarının geçici artması yine geçici olarak toplam talebi artırıp, 2017 yılı ikinci çeyrekte GSYH'da büyüme oranını destekleyebilir... Ancak ardından ekonomide daha büyük durgunluğa yol açar.Hükümet üyeleri 2017 için yüzde 4 büyüme beklediklerini söylüyor...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu tahminin referandum amaçlı ve popülist bir tahmin olduğunu söyleyebiliriz. Ne var ki gerçekçi olmayan tahminler tutmayınca güven sorunu oluşuyor. Halk büyüme oranları ile ilgilenmiyor. Ancak güven sorunu yatırımları engelliyor, işsizlik artıyor ve sonuçta halkın cebine giren para da kaçınılmaz olarak azalıyor. Ayrıca Türkiye dış borç ödemede zorlanıyor. Türkiye'nin 2017 büyüme oranları için en son Dünya Bankası, 2017 yılı için yüzde 2.7 oranında bir büyüme tahmin ediyor.
Merkez Bankası Şubat ayı imalat sanayi beklenti anketinde imalat sanayiinde son üç ayda toplam siparişlerde arttı diyenlerin oranı yüzde 18.5 iken azaldı diyenlerin oranı yüzde 28.5'tir. Yine Merkez Bankası'nın aynı anketinde, kayıtlı siparişlerimizin miktarı normal üstü diyenlerin oranı yüzde 6 iken normal altı diyenler yüzde 16.1'dir. Referandum tavizlerine rağmen, fiilen yapılan siparişlerin azalması, ekonomide durgunluğun artacağını gösteriyor. Türkiye 2012 öncesi yatırım ve üretim artışına, ihracat artışına dayanan bir büyüme değil, sıcak para, dış borç şeklinde giren yabancı sermayeye dayanan bir büyüme yaşadı.Dış kaynak girişi büyümeyi artırdı. Sonrasında daha düşük yabancı sermaye girişi ve daha az dış borçlanma, büyümenin de düşmesine neden oldu. Türkiye bu nedenledir ki, 5 yıldır orta gelir tuzağına düştü. Fert başına gelir, 10 bin dolar civarında kalıyor.4- Yatırım ve büyüme olmazsa, istihdam da artmaz. Nüfus artışı istihdam artışının üstünde olduğu için, işsizlik artıyor. Bu şartlarda 2017'de açıklanan işsizlik oranı yüzde 12, fiili işsizlik oranının ise yüzde 20 olur. Bizim gibi dış borç stoku yüksek ve buna karşılık döviz kazanma potansiyeli düşük ekonomilerde, dış borçların çevrilmesi için önce fert başına büyümenin artması, yani gelir yaratılması, sonra da bu gelirin dövize çevrilmesi gerekir. 2017 yılında kurlar arttığı için, ithalat artışı ihracat artışının altında kalabilir. Bu durum büyümeyi olumlu etkiler. Ne var ki bütün bu tahminlerin büyümeye doğru yansıtılması önemlidir. Tersine bizde TÜİK son on yıllık büyümeyi revize etti ve söz gelimi 2013 yılında yüzde 4.2 olan büyümeyi yüzde 100 artırarak yüzde 8.5 yaptı. Büyüme tahminlerinde yüzde 5'e kadar yanılma olabilir. Ancak yüzde 100 yanılma varsa, onun adına tahmin denilmez. Bu kadar yanılan bir kurumun rakamlarına da güvenilmez.
...***
Güngör Mengi, 12 Mart tarihli Vatan gazetesinde, “İç ve dış politikada zor süreç!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Hollanda’ya gitmek üzereyken Hollanda görülmemiş bir kararla Çavuşoğlu’nun “uçuş iznini iptal ettiğini” duyurdu.Bakan Çavuşoğlu “Bugün Rotterdam’a gidiyorum, Hollanda uçuş iznini iptal ederse çok büyük yaptırımlarımız olur” dedi.Cumhurbaşkanı Erdoğan da sert bir açıklama yaparak şunları söyledi:“Bugün Çavuşoğlu Hollanda’da vatandaşlarımızla buluşmaya gidecekken kendisine ‘uçuşa yasak’ haberi geldi… Bunlara yönelik uygulamaları 16 Nisan’dan sonra başlatacağız.Bakalım senin uçakların Türkiye’ye nasıl gelecek? Tabii burada diplomasiyi konuşuyorum, vatandaşların seyahatini değil.Bunlar bu kadar korkak, bunlar Nazi kalıntısı, faşist”…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Almanya’nın “Türk yetkililerin yapmak istediği referandum etkinliklerine izin vermeyeceğini” açıklamasından sonra 4 Mart’ta Hollanda da “aynı kararı aldığını ve Ankara’ya bildirildiğini” açıklamıştı.Hollanda’nın 4 Mart’ta açıkladığı karardan sonra bu ülkeye gitmemek, olayı inatlaşma noktasına getirmemek diplomatik açıdan daha doğruydu.Türkiye eğer bir yaptırım uygulayacaksa bunun için “16 Nisan’ı, referandum sonucunu beklemek” neden gerekli anlaşılmıyor ama beklense de, beklenmese de “AB ülkelerinin tepkiyle topluca benzer kararlar almasına neden olacak açıklamalar” yapmamak yerinde olur.
Türk vatandaşlarına AB’de “vizesiz dolaşma izni” verilecek derken, Hükümet üyelerine izin verilmeyecek noktaya gelmek imajımıza büyük zarar verir.Dış politikada bu beklenmedik gelişmelere üzülürken içerde de şiddet olaylarının arttığı bir kampanya süreci yaşanıyor.Bazı illerde broşür dağıtanlar gözaltına alındı.Meral Akşener’in billboard afişleri toplatıldı. Mersin’de Yusuf Halaçoğlu ve Ümit Özdağ’ın katıldıkları toplantı bir kez daha kalabalık bir grubun saldırısına uğradı.Sinan Oğan’ın bir üniversitede konuşurken uğradığı saldırıdan sonra Devlet Bahçeli “Ülkücüler başladığı işi yarım bırakmaz” demişti, bu sözden sonra dün Oğan’ın aracının lastiklerinin bıçaklandığı haberi duyuldu.Bu olayları yaratanlar “Hareketin lideri Devlet Bahçeli” sloganları atıyor ancak burada “kimin yaptırdığı” kadar önemli diğer nokta “nasıl yapılabildiği”dir.Tüm siyasetçi ve sivil grupların kampanyaları “devlet güvencesinde” olmalı, İçişleri Bakanlığı güvenliği sağlamalıdır.