Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Kemal Kılıçdaroğlu'ndan flaş '15 Temmuz' iddiası: Elimde özel dosya var
Evrensel:
Bir kişinin aşırı güçlenmesi tarihin akışına ters
Yeniçağ:
CHP'den 'enflasyon' tepkisi
Birgün:
CHP, İstanbul'da 'Hayır' oylarının oranını açıkladı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
…***
Orhan Bursalı 2 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “‘Güçlü Meclis’ yalanı: 360 milletvekili ancak 1 cumhurbaşkanı ediyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
““Meclis’in gücü artırılıyor...” Nasıl da tam tersi bir olayı gerçekmiş gibi yazıyor, çiziyor, TV’lerde durmadan dile getiriyorlar? Bunun için özel yetenek gerekmiyor tabii ki... Tam tersine, sıradanlık “görev adamlığı” şart. Bir de bugünkü konumunu korumak için, “mecburiyetten”... Tıpkı, yakın zamana kadar iktidar ortağı Cemaati öve öve gökyüzüne çıkarttığınız ve şimdi de yerin dibine batırıp lanetlediğiniz gibi “mecburiyetten”...
Anlıyorum hepinizi... İnsanlık hallerinden biridir bu. Siz olmasanız bir başkası olacak. O halde, siz niye olmayasınız? Referanduma sunulacak anayasa taslağında Meclis’in yetkileri budanıyor, diyorsunuz, hayır tam tersine artıyor diye haykırıyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Mesela, şimdiki anayasada Meclis bir yasa yaptı. cumhurbaşkanına gönderdi, o beğenmeyip Meclis’e iade etti. Meclis yasayı aynen cumhurbaşkanına gönderince, Meclis’in dediği oluyor, yasa yayımlanıyor.
Önerdikleri anayasada ise, cumhurbaşkanı yasayı geri çevirirse, Meclis yasada ısrar etmek isterse en az 360 milletvekili gerek. Yani yasa çıkartması zorlaşıyor. Sözde güçlü Meclis palavrası! Tam tersine cumhurbaşkanının vesayeti altına sokulmuş bir Meclis oylanacak!
Yeni anayasa önerisinde, cumhurbaşkanı bir gerekçe bile göstermeden Meclis’i feshedebiliyor. Tabii kendisi de Meclis’le birlikte seçime gidiyor.
Peki, cumhurbaşkanının bu hakkına karşılık, Meclis’in de “karşı-hakkı” var. Ama ancak 360 milletvekili, tamam kardeşim biz de hem seni hem kendimizi feshediyoruz, seçime gidiyoruz, diyebiliyor.
Ama orantısızlığa bakın: Cumhurbaşkanı tek başına bu hakka sahip iken... Meclis ise 360 milletvekili ile bu hakka sahip oluyor, yani 360 milletvekili tek cumhurbaşkanı ediyor. Oysa, cumhurbaşkanını ve Meclis’i doğrudan bu millet seçiyor! Üstelik diyelim ki cumhurbaşkanı yüzde 50+1 oyla seçildi. Oysa milletvekilleri ise tüm Türkiye’nin milletvekili statüsünü taşıyor.
Şimdiki anayasa da cumhurbaşkanına Meclis’i feshetme yetkisi veriyor. Ama feshetme yetkisi ancak anayasanın belirttiği koşullara dayandırılıyor. Keyfiyet yok!
Şimdi ise cumhurbaşkanına verilen Meclis’i feshetme yetkisinin hiçbir şartı-şurtu yok. İstediği zaman bu hakkını kullanabilir.
Hani deniyor ya, sadece iki dönem başkan seçilebilir. Yalan kardeşim! İki dönem seçildi diyelim, Cumhurbaşkanlığı görev süresinin sonuna doğru, eğer seçimlerde kazanabileceğine inanırsa, seçimlere birkaç ay kala Meclis’i feshedip, üçüncü dönem için de başkanlığa aday olabiliyor!
Asıp kesen Kenan Evren’i bile neredeyse minnetle anacağımız zamanlara gidiyoruz. Adam yaptırdığı 1980 Anayasası’na kendisini mutlak hâkim yapacak yetkiler koydurma cesaretini gösterememiş. Ama kötüledikleri, askeri anayasayı değiştireceğiz diyen iktidar, Kenan Evren’e rahmet okutacak, mezarından dayanamayıp kalkarak “utanmıyor musunuz, ben bile böylesini yapmadım”, dedirtecek bir diktatörlük anayasasını dayatıyorlar!
Cumhurbaşkanına hiçbir fren konmuyor. Tüm gücü elinde toplamış bir adamın, bir dengesi-freni olabileceğini sanmayın.
Kontrolsüz güç, güç değildir, freni yoktur! Sadece ağaca bindirse, kendine zarar verse neyse... Söz konusu olan tüm Türkiye! Avrupa ve Ortadoğu’da çuvallayan politikaları, ekonomiyi duvara toslatma başarıları, daha büyük felaketlerin habercisi... Meclis’i güçsüzleştiren ve sıradanlaştıran daha pek çok olgu var... CNN’den dostuma rastladım... Sordum: ne oluyor, referanduma götürülen anayasa taslağının mimarlarını oturtmuşsunuz ekrana, karşılarında da soru soracak bir dizi insan... Halkı ikna etme meclisi mi kurdunuz. Saray’ın programına benziyor...
Yanıtı: Hayır daha aşağıdan, ilgili bakanlık kısmından öneri. Önce NTV’de yayımlandı şimdi bizde.. ve diğerlerinde de bu formatta yayına girecek... Format, belli ki iktidar kanadından empoze edilmişti. Dostum doğrulamış oldu. Kendi kanalları yetmiyor, ana akım kanallar da iktidarın dayatması altında...
…***
İhsan Çaralan, 2 Nisan tarihli Evrensel gazetesinde, “'Nisan 1 şakası' gibi 'evet' isteği!” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan Diyarbakır’da miting düzenledi. Cumhurbaşkanının geçeceği yolları ve meydanları, Valilik ve Büyükşehir Belediyesi’nin kayyım yönetimi bayraklar ve Erdoğan posterleriyle süsleyerek karşıladılar. Cumhurbaşkanının Diyarbakır’a resmi geliş nedeni, “Yapılacak toplu açılış törenine katılmak”tı. Gerçek geliş nedeni ise; ülkeyi “Tek parti, tek adam yönetimine” götürecek anayasa değişikliği için Diyarbakır halkını “evet” demeye ikna etmekti! Nitekim mitingde söylenenlerde baştan aşağı, “tek adam yönetimi”nin ülkeyi nasıl “uçuracağı”, Diyarbakır başta olmak üzere bölge illerinde ne hizmetler yapıldığı ve sorunların nasıl hızla çözüleceği, bunun için referandumda “evet” demelerinin yeteceği idi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Diyarbakır halkı, bugün Türkiye’nin siyasi bilinci en yüksek halk kesimidir. Son 30 yılda başlarına gelenlerle Diyarbakır halkı, sermaye politikacılarının sorunlarını nasıl istismar ettiklerini ve ancak kendi talepleri etrafında birleşip mücadele ettikleri ölçüde taleplerinin gerçekleşebileceğini yaşayarak öğrenmiş bir halktır. Bölge halkının taleplerini istismarda Erdoğan’ın başında bulunduğu AKP bütün diğer sermaye partilerini fersah fersah geçmiştir. Bu yüzdendir ki, Cumhurbaşkanının vaatlerinin Diyarbakır halkının son 30 yılda kan ve gözyaşıyla su verilmiş siyasi bilincine çarparak kırılacağını söylemek yanlış olmaz. Kaldı ki, bugün Erdoğan-AKP hükümetlerinin bölge politikası, Kürt sorununun “ezilerek çözülmesi” biçiminde formüle edilen 100 yıllık ırkçı-milliyetçi temelde çözümün envai türde şiddet biçimlerini devreye sokmada öncekilerle kıyaslanamayacak bir düzeydedir.
Nitekim referandum tartışmasının başlamasından sonra Kürt halk kesimleri arasında yapılan haberler de Kürt sorununun barışçıl çözümünü ve özgürlüklerin geliştirilmesini içermeyen bir anayasa değişikliğinin anlamsız olduğu, “tek adam rejimi”ni kabul etmeyeceklerini, bu yüzden “Hayır” diyeceklerini göstermektedir. Dahası son günlerde yapılan anketlerde bölgede “Hayır”ın 7 Haziran’da HDP’ye verilen desteğin düzeyine ulaştığını göstermektedir. Nitekim, AKP’nin kurmayları bile bölgeden yüzde 30-39 evet çıkmasını büyük bir başarı olduğunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a rapor olarak sunmuşlardır.
Bütün bu ağır koşullara; her gün derinleşen ve yayılan yoksulluğu, bölgede yüzde 30’lara varan işsizliği, her gün sayısı artan esnaf iflaslarını, eğitimin çökmesini ekleyin. İşte bu tablonun sorumluları, kendilerini daha çok yetkilendirmek için “hazırladığımız tek parti, tek adam rejimini yasallaştırabilmemiz için referandumda ‘evet’ deyin” demektedir.
…***
Esfender Korkmaz, 2 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “2016 makyajlı büyüme”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“2016 yılının dördüncü çeyreğinde Gayri Safi Yurt İçi Hasıla yüzde 3.5, 2016 yılının tamamında ise yüzde 2.9 oranında büyüdü.2016 yılı için yıllık nüfus artış oranını da yüzde 1.3 olarak alırsak, fert başına gelirde büyüme oranı yüzde 1.6 demektir. Türkiye şartları açısından fert başına gelirin yüzde 1.6 artması, Türkiye'nin işsizlik, dış borç sorununu çözmekte yetersiz kalacaktır.Özellikle 405 milyar dolara ulaşan dış borçları çevirebilmek için önce gelir yaratmamız, sonra da bu geliri dövize çevirmemiz gerekir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Büyüme rakamları ekonomik gidişatı gösteren en önemli temel göstergedir. Geçen sene bu sene TÜİK' in büyüme oranları ile çok fazla oynaması , güvenirliği konusunda sıkıntı yaratıyor.2016 Aralık ayında, TÜİK revizyon çalışması yaptığını, yeni GSYH serilerini daha güvenli kaynaklardan topladığını açıklamıştı. Ne var ki 3 ay sonra 2016 büyüme oranlarını da revize etti.Söz gelimi 2016 yılı üçüncü çeyrekte yüzde eksi 1.8 olarak açıklamış olduğu büyüme oranını revize ederek, yüzde eksi 1.3'e düşürdü. 2016 yılında tarım sektörü yüzde 4.1 oranında daraldı. Sanayi sektörü ise yüzde 4.5 , İnşaat sektörü yüzde 7.2 oranında, finans ve sigorta sektörü yüzde 7.1 oranında büyüdü.
2016 yılında sanayi sektöründe bir çok firma işçi çıkardı. İşsizlik oranı arttı. Kapasite kullanım oranı yatay seyretti. Sanayide % 4.5 büyüme nasıl sağlandı?Türkiye Bankalar Birliği (TBB), Eylül 2016 raporuna göre, 2015 Eylülü ile 2016 Eylül arasındaki bir yılda bankaların şube sayısı 295 adet ve personel sayısı 3 bin 872 kişi azaldı. Ama finans sektörü yüzde 7.1 oranında büyüdü! Harcamalar yöntemiyle yapılan GSYH hesaplarına göre 2016 yılında hane halkı tüketim harcamaları % 2.3 oranında büyüdü. GSYH 'ya katkısı 1.37 puan oldu. Büyümeye en yüksek katkıyı sağladı. Devletin tüketim harcamaları yüzde 7.3 oranında büyüdü ve yüzde 1.07 puan katkı sağladı. Gayri safi sabit sermaye yüzde 3 büyüdü ve 0.89 puan katkı sağladı.2016 yılında ihracat daraldığı için , ithalat ta arttığı için her ikisi de GSYH düşürme yönünde etki yaptı. İhracat eksi 0.44 puan ve ithalat eksi 0 .98 puan GSYH 'da büyümenin düşmesine neden oldu.
Hükümet tarafından İnşaata aşırı destek verilmesi, bu günkü büyümeyi bilerek makyajlamaktır… Çünkü sonrasının ne olacağı dikkate alınmamıştır.