Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Eski TBMM başkanlarından 'HAYIR' çağrısı
Evrensel:
Mart ayında en az 148 işçi can verdi
Yeniçağ:
CHP'li vekilden 'erken seçim' açıklaması
Yeni Mesaj:
Referanduma doğru kontrollü darbe tartışması
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
...***
Emre Kongar 4 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “70 yıllık demokrasi birikimi oylanıyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“16 Nisan Referandumu, bir rejim oylaması olarak düzenlenmiş görünüyor... Türkiye’nin 70 yıllık Demokrasi birikimini tehlikeye sokan bir oylama: “Evet” denirse, rejim bir Diktatörlüğe dönüşecektir! AKP iktidarı bu nedenle, Referandumdaki Anayasa değişiklik önerilerini saptırıyor, tam ters biçimde halka anlatıyor.Meclisi zayıflatıyorlar, “Güçlendiriyoruz” diyorlar. Cumhurbaşkanının sorumlu tutulmasını neredeyse olanaksızlaştırıyorlar, “Hesap sorulabilirliğini arttırıyoruz” diyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yargıyı tümüyle Cumhurbaşkanının emrine veriyorlar, “Tarafsızlaştırıyoruz” diyorlar. Yönetimi, Cumhurbaşkanının eliyle tümüyle atanmışlara veriyorlar, “Milli iradeyi güçlendiriyoruz” diyorlar. Sanki ülkeyi 15 yıldır başkası yönetiyormuş, AKP iktidarı her istediğini yapamamış, yapamıyormuş gibi, yeni yetkiler istiyorlar. Ayrıca kendileri için, ömür boyu dokunulmazlık da tezgâhlıyorlar.Aslında AKP iktidarının nereden gelip nereye gittiğini, Türkiye’nin bu noktaya nasıl getirildiğini anlamak için bazı kitaplara bakmak yeterlidir:
Örneğin, Merdan Yanardağ’ın bugünlerde Kırmızı Kedi Kitabevi tarafından 8. basımı yapılan “Bir ABD Projesi Olarak AKP”, adlı kitabı, AKP’nin ABD tarafından nasıl sahneye sürüldüğünü anlatıyor. Yine Yanardağ’ın “Kuşatılan Türkiye” adlı, Destek Yayınlarından 28. basımı yapılan kitabı, AKP iktidarının şimdi düşman ilan ettiği, ama Türkiye’yi dönüştürürken büyük müttefiki olan Gülen Cemaati hakkındaki gerçekleri bütün çıplaklığıyla dile getiriyor. Yanardağ ayrıca, Referandum ile Demokrasisi tehdit ve tehlike altına giren ülkemizi, “uçurumun kenarına getiren” aydın ve yarı-aydınların aymazlıklarını, “Liberal İhanet” adlı kitabında uzun uzun anlatıyor.Ne yazık ki, AKP iktidarında, “Demokrasi ve İnsan Hakları diye diye Demokrasi ve İnsan Hakları tepelendi.”
Şimdi sıra, 1946’dan beri kör topal yürütmeye çalıştığımız Demokratik Rejimin tümüyle rafa kaldırılmasına gelmiş görünüyor: Referandumu getirenler, Demokrasi ile Diktatörlük arasında seçim yapmamızı istiyorlar!
…***
Esfender Korkmaz, 4 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde “Hükümet ekonomiyi yönetemiyor”başlıklı yazısını okuycularla paylaşıyor.
“Türkiye, Referandum macerası uğruna ekonomide hak etmediği sorunları yaşıyor. Açıklanan 2016 büyüme oranlarının, sürekli revizyon edilmesi nedeni ile güvenilirliği kalmadı.Enflasyonda, bizim de üye olduğumuz OECD ülkeleri ile arayı açtık. OECD 28 ülkenin Şubat 2017 yıllık ortalama enflasyon oranı yüzde 1.9 olurken, bizde 10.1 oldu. Yine OECD içinde bizden sonra en yüksek yıllık enflasyon yaşayan ülke Meksika'nın enflasyon oranı da yüzde 4.9 oldu. Yüzde 3.4 yıllık enflasyon oranı ile üçüncü sırada Estonya var.İşsizlikte de tırmanıştayız.Açıklanan Mart ayı yıllık enflasyonu da, Yİ-ÜFE'de yüzde 16.09 ve TÜFE'de yüzde 11.29'a yükseldi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bir ekonomide kur artışı veya herhangi bir maliyet artışı nedeniyle üretim maliyetleri ve perakende fiyatlar artabilir. Yani fiyatlar genel düzeyi bir defa artabilir. O seviyede kalmaz ve sürekli artış olursa, enflasyon demektir.2016 son çeyrekte ve bu sene ilk çeyrekte, referandum nedeniyle hükümet kesenin ağzını açtı. Bütçeden mali destekleri artırdı. Bankalar ekonomi yönetiminin baskısı nedeniyle nerdeyse teminatsız kredi veriyor. Hatta kendileri arayıp, 'kredi ister misiniz?' diye soruyorlar.Her şeyden önce hiç bir Hükümet halkın bütçesini istediği zaman seçim için, popülist amaçla kullanma yetkisine sahip değildir. Ayrıca AKP iktidarının, devlet kaynaklarını ve imkanlarını da, referandumda kendi isteği doğrultusunda propaganda aracı olarak kullanma hakkı ve yetkisi de yoktur.Bu uygulamalardan ötürü enflasyonun temel nedeni arz-talep dengesi bozuldu. Toplam talep artıyor ve fakat üretim artmıyor. 2016’da tarım üretimi geriledi. Sanayide, imalat sanayii kapasite kullanım oranı giderek düşüyor. T.C. Merkez Bankası verilerine göre 2007 yılı Mart ayında yüzde 82.3 olan kapasite kullanım oranı, 2011 Mart ayında yüzde 75.1'e ve 2017 Mart ayında ise yüzde 74.6'ya geriledi.
Teknik olarak enflasyon ''Nominal millî gelirin, bu gelirle satın alınan mal miktarına, yani reel millî gelire, göre şişmesi'' demektir. Türkiye'de kur artışları sanayide kullanılan ithal ara malı ve hammadde fiyatlarını artırdı. Mart ayında yıllık Yİ-ÜFE oranı yüzde 16.09 olmasına rağmen, ara malında Yİ-ÜFE oranı yüzde 21.73 oldu. Sanayide kullanılan ithal ara malı oranı yüzde 50'nin üstündedir. Ekonomi yönetimi üretimi dışa bağımlı yaparak, ekonomik bünyenin kimyasını bozdu.Geçen aylarda da Yİ-ÜFE, TÜFE'den daha yüksek çıkmıştı... Perakende fiyatlara yansıdı ve TÜFE yükseldi. Bundan sonraki aylarda yansıyacaktır. Enflasyon istikrarsızlık demektir. Ancak uygulanan günübirlik politikalar ve siyasi sorunlar da eklenince, belirsizlik-kırılganlık tırmandı. Bu tırmanışı enflasyon rakamlarında da görüyoruz. O kadar ki yıllık Yİ-ÜFE geçen sene Mart ayında 3.80 iken bu sene Mart ayında 16.09 oldu.
…***
Atilla Özsever, 4 Nisan tarihli Birgün gazetesinde, “Emekliler neden HAYIR demeli?”naşlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Başkanlığın gelmesi durumunda emeklilerin haklarını daha da geriletecek uygulamalar artık tek bir kişinin imzası ile yürürlüğe girebilecek. Bu sistemde TBMM işlevini yitireceğinden emekliler için olumlu girişimler de sona erebilecekTürkiye’de 12 milyona yakın emekli var. Emeklilerin büyük bir bölümünü işçi (SSK) emeklileri oluşturuyor. Halen en düşük işçi emekli aylığı, 1.350 TL.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
En düşük Bağ-Kur emeklisinin aylığı ise 1.204 TL (308 Euro), en düşük memur emekli aylığı da 1.752 TL (449 Euro). Türk-İş’in Mart 2017 itibariyle açlık sınırı, yani dört kişilik bir ailenin sadece mutfak masrafı 1.481 TL. Emeklilerin yüzde 70’i açlık sınırının altında yaşıyor. Yine Türkiye’deki emeklilerin yüzde 33’ü geçinemediği için çalışıyor. Çalışan emeklilerin de yüzde 30’u da 65 yaş ve üstü kişilerden oluşuyor.
Türkiye’deki mevcut durum böyle. Peki Avrupa’da nasıl? Avrupa’daki birkaç ülkenin en düşük emekli aylıkları ise şöyle: Almanya’da 1.300 Euro, Fransa’da 1.032 Euro, İspanya’da 1.021 Euro, İtalya’da 900 Euro, Yunanistan’da 882 Euro, Polonya’da 504 Euro.
AB ortalaması, 713 Euro. Türkiye’deki en düşük emekli aylığı ise 350 Euro. En az iki katı fark var. Türkiye’deki ortalama emekli aylığı ile en düşük aylığı arasında çok fazla bir fark bulunmuyor. Oysa AB’de ortalama emekli aylığı 1.700 ile 2.000 Euro arasında. Bu durumda Türkiye emeklisi ile Avrupalı emekli arasındaki fark 3 katını aşıyor.
Emeklilik sonrası yaşam süresine baktığımızda ise, durum şöyle: İtalya’da yaşam umudu 83 yaş, emeklilik yaşı 65, yani emeklilik sonrası yaşam süresi ise 18 yıl. Fransa’da yaşam umudu 82 yaş, emeklilik yaşı 62, emeklilik sonrası yaşam süresi 20 yıl.
Almanya ve İngiltere’de emeklilik sonrası yaşam süresi 16 yıl, Yunanistan’da 14 yıl ve Polonya’da da 13 yıl. SGK istatistiklerine göre, Türkiye’deki emeklilerin ortalama ölüm yaşı 70. Emeklilik yaşı da 60 olduğundan bir Türk insanının emeklilik sonrası yaşam süresi 10 yıl.
Emekli aylıkları ülkemizde hükümetler tarafından belirleniyor. Oysa Avrupa’da emekli sendikaları, hükümetlerle pazarlığa oturarak bu aylıkların saptanmasında etkili oluyor. Avrupa’da iki tip emekli sendikası var:
Bir işçi konfederasyonunun çatısı altında sendika ya da federasyon tipinde örgütlenme: İtalya, Lüksemburg, Malta vb.
Emekli olsa da sendika üyeliğinin devam ettiği örgütlenme biçimi: Almanya, İsveç, Fransa, İspanya, Danimarka vb.
Türkiye’deki son durum ise şöyle: Danıştay 10. Dairesi, 17 Ocak 2017 tarihinde verdiği bir kararla emekli sendikası kurmanın yolunu açtı. Ankara Valiliği, daha önce “Emekliler sendika kuramaz” şeklinde bir karar almıştı. Valiliğin bu kararına yapılan itiraz sonucu Ankara 7. İdare Mahkemesi, söz konusu durumun Anayasa’ya aykırı olduğunu iddia etti. Valilik, temyize gitti. Sonuçta Danıştay, Ankara Valiliği’nin İdare Mahkemesi’nin kararının yürütmesinin durdurulması yönündeki talebini reddetti. Böylece emeklilere sendika kurma olanağı çıktı. Ancak Danıştay’ın kararı henüz kesinleşmedi. Konu daha sonra esastan karara bağlanacak.