Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: ABD'nin Suriye saldırısı sonrası Rusya'dan kritik karar: Sıcak iletişim durduruluyor
Aydınlık:
Rusya’dan Amerika’ya çok kritik yanıt
Karar:
Ameriak’ya en sert tepki Medvedev’den; çatışmaya ramak kaldı
Yeni Mesaj:
Ameriak’nın saldırısı sonrası Ankara’dan ard arda açıklamalar
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
…***
Murat Birdal, 7 Nisan tarihli Evrensel gazetesinde, “Referandum sonrası ekonomi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Artık son düzlükteyiz. Anketler oyların birbirine oldukça yakın olduğunu gösteriyor. Son haftada her iki tarafın da kampanyalarını hızlandırması beklenir. Oysa manzara giderek tek taraflı bir görünüm arz ediyor. İstanbul’da dört bir yan evet afişleriyle, pankartlarıyla donanmış durumda. Hayır mesajı taşıyan pankart asıldığı yerde pek durmuyor. Kampanya araçları, bildiri dağıtanlar saldırıya uğruyor. Siyasetçiler ekranlarda yer bulamıyor. Durum öyle bir hal aldı ki, memlekete gelen turist merak eder herkesin evet dediği yerde ne oylanıyor diye? Aslına bakılırsa kampanya sürecinde yaşananlar anayasa değişikliği gerçekleşirse bizi nasıl bir Türkiye’nin beklediğini görmemizi de epey kolaylaştırıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ekonomiye döndüğümüzde orada da işler büyük ölçüde referanduma endekslenmiş durumda. Esnafta referandum bitsin de işimize gücümüze bakalım beklentisi hakim. Yaşanan durgunluk siyasi belirsizliğe bağlanıyor bir şekilde. Peki gerçekten öyle mi? Referandum sonrasında bizi ekonomide ne bekliyor?
Bir süredir havuz medyasında çıkan haberlere bakarsak uluslararası sermaye çevreleri anayasa değişikliği paketinin geçmesiyle piyasadaki seçim baskısının ve siyasi belirsizliğin ortadan kalkacağını fon girişlerinin artacağını, TL’nin güçleneceğini öngörüyor. Bu öngörü pek gerçekçi değil. Zira, anayasa paketinin geçmesi Türkiye’nin yeni bir rejime ve getireceği yeni belirsizliklere sürüklenmesi anlamına geliyor. Kaldı ki, seçimler de referandumun peşi sıra yapılacak gibi görünüyor. Bunun iki nedeni var.
İlki, seçim ötelendikçe mevcut iktidarın göğüsleyeceği ekonomik sorunlar artacaktır. Uzun vadede Fed’in yanı sıra Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) da para politikasını sıkılaştırmaya başlayacağını göreceğiz. Yıl sonunda varlık alımlarının sonlanması bekleniyor. Soru işareti faiz artırımlarının bu tarihten itibaren ne kadar öteleneceği konusunda. AMB Başkanı Draghi henüz enflasyonda kararlı bir hareket görülmediği takdirde politika değişikliğine gidilmesi için bir sebep görmediğini açıklasa da hem Fed’in faiz artırımları hem de Bundesbank cephesinden gelen açıklamalar AMB üzerindeki baskıyı arttırıyor. Dolar ve avro cephesinde musluğun kısılması ve faizlerin yükselişi Türkiye gibi sıcak parayla fonlanan ekonomilerin işini zorlaştırıyor. Erdoğan seçimleri öteleyerek daha fazla risk almaya yanaşmayacaktır.
Erken seçim ihtimalini güçlendiren bir diğer etmen ise Erdoğan’ın milletvekili profilini ve parti kadrolarını yeniden şekillendirme arayışı. Bu arayış bir süredir medyada yüksek sesle dile getiriliyor. Bu noktadan sonra vakit uzadıkça karşılıklı güvensizlik artacaktır. Dolayısıyla her ne kadar şu an açıkça ifade edilmese de erken seçim kaçınılmaz gibi duruyor. İşte bu gerçeği biraz dengelemek için olsa gerek son günlerde ‘hayır’ çıkması durumunda bu konunun tekrar gündeme getirileceği yönünde beyanatlar yapılıyor. Bir yönüyle seçmen tehdit ediliyor. Çünkü vatandaş bu denli çok sandığa gitmekten ve seçim gündemiyle yaşamaktan bunalmış durumda. Seçimlerin yarattığı kutuplaşmadan rahatsız. Bu gündemin bir an önce kapanıp hükümetin günden güne büyüyen ekonomik sorunlara odaklanması gerektiğini düşünüyor. Kısa süre içinde bunun pek mümkün olmadığı, problemlerin üç beş politika değişikliği ile aşılamayacak durumda olduğu görülecek. Ama şu an sokaktaki beklenti bu.
…***
Esfender Korkmaz, 7 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Başkanlık bozuyor “başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Makro ekonomik göstergeler, giderek her yıl daha çok dünyadan ayrıştığımızı gösteriyor. 2016 büyüme oranı yüzde 2.9 oldu. Ekonomi yönetimi neredeyse dünyanın en yüksek büyüme oranı olarak ilan edecek... Oysa ki 2016 yılında dünya ortalama büyüme oranı yüzde 3.6 oldu. Kaldı ki gelir ve refah artışını gösteren fert başına GSYH'dır.Nüfus artış hızı yüzde 1.30 olduğuna göre, 2016 yılı fert başına büyüme oranı yüzde 1.58 dir.Enflasyon çift haneye çıktı. Dünyada en yüksek enflasyon Venezuela'dadır. Sonra Arjantin geliyor. Üçüncü sıradaki Nijerya'da ise yüzde 11.4 enflasyon var. Biz Nijerya ile dünya üçüncülüğünü yarışmaya başladık.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
İşsizlikte de riskli oranlara maalesef geldik. 2002 yılından 14 yıl geriye gidersek, ortalama yıllık işsizlik oranı yüzde 7.7'dir. 2003 yılından 2016 yılına kadar geçen 14 yıla bakarsak, ortalama yıllık işsizlik oranı yüzde 10.7'ye yükselmiştir. 35 üyesi olan OECD ülkelerinde ortalama işsizlik oranı yüzde 7.2'dir. Ayrıca OECD içinde gençler arasında işsizlik oranı en yüksek olan ülke Türkiye'dir.Dünyadaki gidişatın aksine bizde makro göstergeler bu sene daha çok bozuldu. Bunun tek nedeni referandumun getirdiği belirsizliktir.
Freedom House raporlarına göre, 2016 yılında dünya ülkeleri içinde insan hakları ve demokratik özgürlükler oranı yüzde 45'tir. Bu oran başkanlık sistemi ile yönetilen ülkelerde daha düşük, yüzde 32'dir.Dünya fert başına gelir ortalaması 13.460 dolardır. Başkanlık sistemi ile yönetilen 40 ülkede ortalama fert başına gelir 4.840 dolardır.
…***
Muharrem Bayraktar, 7 Nisan tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “FETÖ’nün siyasi ayağı yok mudur?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“15 Temmuz darbe girişiminden sonra binlerce kişi FETÖ’cü olduğu iddiasıyla tutuklandı, hapse atıldı. Binlerce kişi memuriyetten atıldı. Binlerce kişi üniversitesinden, gazetesinden, okulundan kovuldu.Ortada bir darbe var ve bu darbe sonucu ölen yüzlerce kişi ve uçurumun kenarına giden bir ülke var, elbette devlet gereken tedbirleri almak, sorumluları cezalandırmak zorunda.Ama “FETÖ’nün siyasi ayağı yok” açıklamasını duyunca anladım ki ‘siyasi ayak’ çoktan affa uğratılmış, gündemden düşürülme planına sokulmuş durumda.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Askeri ayak var, emniyet ayağı var, ekonomi ayağı var, medya ayağı var, eğitim ayağı var, istihbarat ayağı var, hülasa bütün ayaklar var ama bu kadar ayağın devleti sarmasına izin veren siyasi ayak yok:
Bir milletin aklıyla, bir milletin zekâsıyla, bir milletin vicdanıyla böylesine alay edilebilir mi?
Ortada bir örgüt var ve bu örgüt devlete darbe yapacak güce ulaştı ama siz o örgütü bu güce ulaştıranları görmezden geliyorsunuz.Yıllar evvel çocuklarını o örgütün en revaçta olan ve devlet erkânınca palazlanan okullarına gönderdi diye 20 yıllık memurları işten atıyorsunuz, kocaman kocaman bakanların kurdele kestiği bankalarına üç kuruş para yatırdı diye bütün kamu haklarını elinden alıyorsunuz ama “bu insanları cemaatin kucağına iten politikacılara” dokunmayacaksınız.
“FETÖ’nun siyasi ayağı yok” ne demek?FETÖ baştan sona siyasi ayak dolu.Son 20 yıla bakın, AKP’sinden, ANAP’ına, DYP’sinden MHP’sine, CHP’sine kadar FETÖ’nün her yeri siyasi ayakla dolu.
FETÖ’nün masasında oturan, onunla zevkle kucaklaşan, öpücükler gönderen, şakirtlerini devlete yerleştiren, bankalarına, üniversitelerine, kolejlerine izin veren, devletin hazinesini ardına kadar açan, orduya sızmalarına ‘mütedeyyin!’ hassasiyetle göz yuman, yargıyı bu çeteye teslim eden, KPSS sınavındaki hırsızlıkta cemaatin parmağı var diyerek hocamıza iftira atıyorlar” diyen ayak siyasi ayak değil mi?
Düşünsenize Kestanepazarı’nda bir cami imamısınız, bütün hükümetler, bütün siyasetçiler size “verdikçe veriyor, devletin bütün kapılarını açıyor, hakkınızda davalar açılınca yanınıza devletin iki eğitimli komiserini verip ABD’ye gönderiyor, oradan de devleti dizayn etmenize büyük bir sadakatle izin veriyor” sonra, siyasi ayak yok.FETÖ’nün siyasi ayağı yok demek FETÖ’ye karşı verilen mücadeledeki bütün samimiyetin sorgulanmasına yol açar.FETÖ’nün siyasi ayağı yoksa bu kadar ayak devlete nasıl yerleşti?Cevap veren var mı?