Nisan 10, 2017 08:45 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Ankara'da 'Anayasa' hareketi: 550 eski vekilden yürekten 'Hayır'

Birgün:

AKP'li eski vekil 'FETÖ' şemsiyesi altında 'evet' için yürüdü

Aydınlık:

Bahçeli de boş meydana konuştu

Yeniasya:

Etyen Mahçupyan'dan dikkat çeken AKP eleştirisi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları

…***

Can Ataklı, 9 Nisan tarihli Sözcü gazetesinde, “Hayır diyenlerin hatası çok çabuk moraller bozuluyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye'nin her yerinden gelen haberlere göre hayır oyları ciddi biçimde önde. Birçok araştırma şirketi bu gerçeği görüyor ve sonuçları yayınlıyor. Adı çok bilinen anket şirketleri ise temkinli gidiyor. Bu şirketler genellikle durumun başa baş olduğunu söylüyor. Kimi yüzde 52 ile hayır'ın önde olduğunu kimi de yine yüzde 52 ile evet'in önde olduğu sonucunu aldıklarını belirtiyorlar. Yüzde 52 önemli bir rakam. Çünkü uluslararası araştırma sistemlerinde artı eksi yüzde 2 hata payı bırakılır. Anketlerde seçimlerdeki gibi kesin sonuç almak mümkün olmadığı için yapılan araştırmalarda mutlaka bir hata payı bırakılır. Bu da yüzde 2'dir. Yani yüzde 52 dediğiniz sonuç 50 olabileceği gibi 54 de olabilir. Böylelikle eğer şirketler başa baş sonuç alıyorlarsa artı eksi 2'lik hata payının arkasına geçerek sonucu doğru bildiklerini söyleyebilirler. Bugünkü konumuz bu değil, anketlerin hata payı yöntemini anlatmak için yazdım bunları.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Sorun hayır diyenlerin hayır çıkacağına bir türlü inanamamaları ve çok çabuk morallerini bozmaları. Gözlediğim kadarıyla kamuoyunun önemli bir bölümü seçimle referandum arasındaki farkı görmüyor. Seçimde birinci çıkmak ve en çok milletvekilini kazanmak önemlidir. Seçimde yüzde 30'lu oranlarla tek başına iktidar olabilirsiniz. 2002'de bunu yaşadık. Referandumda ise tek hedef yüzde 50'yi geçmektir. Hayır'cı kesim yüzde 50'yi hiç hesaplamadan AKP'nin birinci çıkmasını esas alarak “referandumu da alırlar” endişesinde. AKP'nin en çok oyu alması ile referandumu da kazanacağı inancının yanısıra asıl korku sandıklar açıldıktan sonra bu iktidarın “mutlaka bir numara çevireceğine” olan inancı da eklemek gerek. Nitekim pek çok hayırcı “Bunlar mutlaka bir şey yapar” diyor ve durduk yerde kendi moralini bozuyor. Şunu belirtmeliyim; referandumda yüzde 50'yi geçmek gerekiyor. AKP bugüne kadar hiç yüzde 50'yi bulmadı. 7 Haziran seçimlerindeki oy oranı yüzde 40.9'du. 1 Kasım'ı gerçek sonuç olarak görmek yanıltıcıdır. Çünkü o günün koşullarında çaresiz kalan seçmenlerin bir bölümü AKP'ye kaymıştı ama şimdi durum böyle değil. Tabii hayırcıların bir de MHP korkusu var. MHP'nin yarısının evet oyu vereceğine inananlar sonucun evet lehine olacağını düşünüyor. Oysa MHP'nin çok büyük bölümünün hayır vereceği görülüyor. Aynı şekilde Güneydoğu oylarında da evet'e kayma olacağı inancı taşıyanlar var. Ancak bölgeden gelen haberler daha önce AKP'ye oy verenlerin bile hayır'a kaydığını gösteriyor. Sonuç olarak, kimsenin umutsuzluğa düşmesine moralini bozmasına gerek yok. En son Gezici araştırma şirketi daha önce hayır oylarını yüzde 54 gösterirken şimdi evet oylarını yüzde 52 olarak açıkladı önceki gün. Ama buna itibar etmeyin. Son günlere girildiğinde bu tür oyunların oynanması şaşırtıcı değil. Hayır verecek olanların yapması gereken tek şey sakince sandığa gitmek oyunu kullanmak ve sayım saatinde sandığına sahip çıkmaktır. Bu kadar basit.

…***

İhsan Çaralan, 10 Nisan tarihli Evrensel gazetesinde, “‘Tarafsızlık’ buysa ‘taraflı’ kimse yoktur!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““Evetçiler”, söyleyecek sözü kalmadıkça, ellerindeki son silaha, devletin ve hükümetin olanaklarını seferber ederek kalabalık mitingler yapmaya sarılmış görünüyorlar. Böylece onlar, “Evet alıp götürüyor” imajını güçlendirmeye oynayarak, “Hayır” cephesinin moralini bozmayı ve kendi taraftarlarının motivasyonunu artırmayı amaçlıyorlar.Cumhurbaşkanı geçtiğimiz haftasonu da Yenikapı ve İzmir mitingleriyle güç gösterisinde zirve yaptı. Pek çok TV kanalından da bu mitingler naklen yayınlandı. Ama, “Bu büyük mitinglerde söylenen ne?” derseniz; Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım’ın bir buçuk aydır her gün üç beş kez söylediklerinin bire bir aynı. Ama belki;hamasetin dozu artırılıyor.Söylediklerine “açıklık getirmeye” kalktıklarında da saçmalığa varıyorlar.Bir de Binali Yıldırım, artık kalabalığı Erdoğan’a hazırlık üzere “üvertür” olarak kullanılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Örneğin Yenikapı mitinginde Cumhurbaşkanı Erdoğan, “tarafsız Cumhurbaşkanlığı”na yeni bir “açıklık” getirdi!

Kılıçdaroğlu’nun, “Partili Cumhurbaşkanı tarafsız olamaz” demesini eleştirerek tarafsızlık tarifi yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan; “Ey Kılıçdaroğlu biraz tarihini oku, geçmişini oku. İsmet İnönü hem CHP’nin genel başkanı hem cumhurbaşkanı değil miydi ya? Senin geçmişinde bunlar var.Demek İnönü tarafsız değildi” dedikten sonra, “tartışılamaz” diye düşündüğü anlaşılan, son vuruşunu yapıyor:

“Öyle saçmalık olur mu? Siz hizmette tarafsız olacaksınız. Biz şu kadar hizmet yapıyoruz. Bu yaptığımız hizmetlerde diyor muyuz, Yavuz Sultan Selim köprüsünden şunlar şunlar geçer, şunlar geçemez diyor muyuz? Ya bizde tarafsızlığın daniskası var ya!”

Tabii Cumhurbaşkanı tarafsızlığı böyle tarif edince insanlığın geliştirdiği “siyasi birikim” ve “mantık sistemi” çöküyor. Çünkü bu tarife göre; “Bugüne kadar dünyada hiçbir yönetici taraflı olmamıştır” demek mümkün.

Bu tarafsızlık tarifine göre;

- Cumhurbaşkanı, “Hayır diyenler terör örgütleriyle, darbecilerle aynıdır” derken,

- İhalelerin “yandaş müteahhitlere verilmesi” için onlarca kez ihale yasası değiştirilirken,

- Bırakalım yüksek memurları okullardaki müdür yardımcılarının bile toptan istifa ettirilip yerlerine tamamen “yandaş sendika” tarafından işaretlenen kişiler atanırken,

- Üniversite kadrolarına mülakatlar yoluyla “akademik yeterliliğe” göre değil “parti yeterliliği”ne göre atamalar yapılırken,

- YÖK’e, AYM’ye, HSYK’ye sadece kendisine yakın kişiler seçilirken “tarafsızlığın daniskası” olmaktan çıkılmıyor!

Bütün bunlar ve çok daha fazlası, Cumhurbaşkanı henüz “resmen partili değil”ken yapılıyor.Erdoğan resmen partili Cumhurbaşkanı oluğunda bu atamaların, hele de “tek adam” yetkileriyle birleştiğinde nasıl olacağını, eğer referandumda “evet” çıkarsa, yakında göreceğiz. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğer referandumda “evet” çıkarsa, hemen AKP’ye üye olacağını söylüyor. Ama onun mantığına göre bu bile Cumhurbaşkanının tarafsızlığına halel getirmeyecek!Tarafsızlık buysa; dünyada taraflı kimse yoktur, hatta “tarafsızlık” sözcüğü sözlüklerden çıkarılsa yeridir!Bu yüzden 16 Nisan’da “HAYIR” demek, sadece “Tek adam rejimine hayır” demekten de öte dili, mantığı, toplumun akıl sağlığını korumak için de elzemdir.

...***

Remzi Özdemir, 10 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bu da mı suç değil?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bankaların Kredi Garanti Fonu (KGF) vurgununu o kadar çok yazdım ki!Özellikle sigorta vurgununu. Devlet, komisyonu binde 3'ten on binde 3'e indirirken, bankalar "fırsat bu" diyerek 25-30 bin liralık sigortalar kesmeye başladılar.Aklınıza ne geliyorsa kestiler.Özel bankaların kullandırdığı KGF kredilerinde hangi sigortalar kesilmiş bir inceleseler inanın kıyamet kopar. Ancak kimsenin ses çıkarttığı yok. Böyle olunca da bankalar meydanı boş bulup her türlü masrafı yazıyorlar.KGF yani devletin kefil olduğu bu kredi ile ilgili bugüne kadar ne Kredi Garanti Fonu yöneticilerinden ne de BDDK'dan bir ses çıktı.Sanki bankalara "Durmak yok, devam edin" der gibi. Zaten bankaların da durduğu yok.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

BDDK'nın ve Kredi Garanti Fon yöneticilerinin sessiz olduğu ortamda bankalar tam gaz devam ediyor.Vicdan sahibi bir bankacının yolladığı bir belge beni adeta şoke etti.Bir bankanın grup müdürünün portföylere ve şube müdürlerine attığı bir elektronik posta "Yok artık! Bu kadar da olmaz ki!" denilecek türden.Bu yönetici elektronik postada, KGF ile büyüdüklerini ancak, bu krediyi alan işletmelerin kendi bankalarındaki kredili mevduat gibi yüksek faizli borçları kapattığına dikkat çekerek, "parayı aldıktan sonra bizdeki borcunu kapatmasın başka bankalardaki borcunu kapatsın" diyor.

Bunu ticari bir operasyon olarak alır ve saygı duyarım. Ancak bu yönetici öyle bir söz söylüyor ki, bu KGF kredisi kullanan kişilerin resmen soyulması anlamına geliyor:"Ek olarak kullandırılan kredilerin 3 hafta vadesizde kalması zorunludur."Yuh! Artık..Ey BDDK, ey KGF yöneticileri, bu nedir?Bu devletin kefil olduğu bir kredinin zorla gaspı değil midi? Bu işletmelerin soyulması değil midir. Tüyü bitmemiş yetimin bile hakkıyla oluşturulan bu fon, zordaki işletmeleri kurtarmak amacıyla mı kuruldu yoksa Avrupalı bankaların haksız kazanç sağlaması için mi?Bugüne kadar bankaların bir çok haksız kazancına sessiz kaldınız. Ancak buna sessiz kalmayın.Devletin kefil olduğu bir kredi 3 hafta nasıl vadesizde, yani boşta tutulur? Bunun faiz geliri sadece 6 bin lira. Bir de çekildiği tarihten itibaren uygulanan faiz ile işletmenin kaybı 10 bin lirayı buluyor.Bu skandaldır ve en önemlisi suçtur.Bu banka suçüstü yakalanmıştır. Kredi Garanti Fonu, sıkışık işletmelere nefes alması için kuruldu. Bu fon bankaların kârını katlaması için devlet tarafından garanti edilmiyor.Bu denetleyici ve düzenleyici kurumlar için önemli bir sınav belgesidir. Bu sınavdan çıkacak sonuç tüm Türkiye'yi ilgilendiriyor.