Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Kılıçdaroğlu'nun 15 Temmuz günü CHP'li vekillere verdiği talimat
Aydınlık:
AKAM son referendum anketini ilk kez açıkladı
Milli gazette:
Batı’nın derdi, savaşı değil, Suriye’yi bitirmektir
Evrensel:
‘AKP’ye oy vermiş insanlar da hayır diyecek’
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
...***
Çiğdem Tker, 11 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Başbakan’ın cevaplamadığı soru”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan, referandum mitingleri yaparak anayasayı ihlal ediyor. Beğenmese de yürürlükteki anayasaya göre tarafsız davranmak, kendisi için bir ödev. Cumhurbaşkanı’nın il il miting yapıp cumhurbaşkanı sıfatıyla bir kanaat, bir siyasi görüş için oy isteyememesi gerekiyor. Emredilen bunun tersi gibi, gözümüz, kulağımız, algımız, ufkumuz saldırgan bir propagandaya maruz kalıyor. Devlet olanaklarını sonuna kadar suiistimal etmeler, bütçe olanaklarını kullanarak taşımalı sistemle miting alanı doldurmalar, fotoğrafçılık tekniklerinden kurnazlık devşirip olduğundan kalabalık göstermeler.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Gazetecilik rehin alınmışken agresiflik dozu artan bu propagandanın maksadı ortada: Beş altı gün sonra “evet” çıksın. İyi. Bunu anladık. Peki, teklif kabul edilirse parlamenter sistemi bitirecek olan “partili cumhurbaşkanlığı” denilen ucube hemen mi devreye alınacak? Hayır. Ölünceye dek dokunulmazlık sahibi, istediği sayıda, canının istediği kişileri kendine yardımcı olarak atayacağı, aklınıza gelecek her konuda ve alanda ferman niteliğinde kararname çıkarabileceği sistem değişikliği için iki buçuk yıl beklenmesi lazım. Ta 2019 Kasım’ına kadar. Eğer hayır çıkmazsa, Bakanlar Kurulu’nu ortadan kaldıracak değişikliklerin yürürlüğe gireceği tarih bu. İlk kez birlikte yapılacak Meclis ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yani.
Buna karşılık, Erdoğan’ın tek belirleyici olacağı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yeni üyeleri hemen seçilecek. Sonuçların Resmi Gazete’de yayımlanışını izleyen 30 gün içinde.
Yaklaşık bir hafta süre verelim. Ve diyelim ki sonuçlar 23 Nisan’da Resmi Gazete’de yayımlandı. Bu durumda HSYK’nin yeni kompozisyonu mayısın 23’üne kadar değişmek zorunda.
Kabul halinde, 13 kişiden oluşacak yeni HSYK’nin -adında yüksek kelimesi çıkıyor- 11’i cumhurbaşkanı ve Meclis tarafından seçilecek. Kimse Meclis’in üye seçiminde çoğulculuk romantizmi aramasın. Orada AKP aritmetiği konuşacak. Kalan iki kişi de zaten cumhurbaşkanının atadığı Adalet bakanı ile bakanlık müsteşarından oluşuyor. Hasılı, anayasa değişikliğinde en acil iki uygulamadan biri Erdoğan’ın yeniden AKP üyesi olması. Diğeri HSYK’nin yenilenmesi. Peki, bu acele neden? İşte bu soruya Başbakan Binali Yıldırım bile cevap veremiyor. Evet, dün İsmail Küçükkaya’nın Çalar Saat programında tüm soruları yanıtlayan Yıldırım, bu soruyu duymazlıktan geldi. Üyelerin nasıl seçileceğini, Meclis’in kendi kontenjanını hangi usulle kullanacağını, turları ve Meclis’in üye seçen bir üstün irade olarak neden devreye sokulduğunu, hepsini anlattı. Mesela, “Milli iradenin kayıtsız şartsız tecelli ettiği Meclis yargıya üye seçemiyordu. En büyük demokratikleşme burada başlıyor” bile dedi. Ama Küçükkaya’nın “Bu madde niye hemen yürürlüğe giriyor” sorusu havada asılı kaldı. Sorunun yanıtı için Prof. Kemal Gözler’in “Elveda Anayasa” kitabına kulak verelim:
“Eğer 16 Nisan’da oylanacak anayasa değişikliği kabul edilirse, son altı buçuk yılda HSYK’nin yapısı ve üye kompozisyonu 3 defa değiştirilmiş olacaktır. Birincisi, 2010’da seçilen ve o zamanlar ‘Gülen Cemaati, şimdi FETÖ/PDY’ denen grubun hâkim olduğu HSYK; ikincisi 2014’te seçilen ve ‘Yargıda Birlik Platformu’nun hâkim olduğu HSYK ve üçüncüsü de 16 Nisan’dan sonra, üyeleri bir ay içinde cumhurbaşkanı ve TBMM tarafından seçilecek olan HSK. HSYK, ülkenin en sükûnete ihtiyacı olan organıdır. Böyle bir organın yapısının ve üyelerinin bu kadar sıklıkla değiştirilmesi, şüphe uyandırıcıdır.” Haydi açıklayın bakalım, yürütme ve yasama değişikliğini Kasım 2019’a bırakırken, HSYK’yi mayısta değiştirme acelinizi. Hadi. Nedir aceleniz sahi?
…***
İhsan Çaralan, 11 Nisan tarihli Evrensel gazetesinde, “Kararlılıkla, cesaretle, ‘hayır’ demeye devam!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Referandumda son beş gün artık. ‘Evet’ de , ‘hayır’ da son sözlerini söyleyecek!Son beş güne girilirken, genel olarak ‘hayır’ı önde gösteren anket kuruluşlarının bazıları açık ara ‘evet önde’ demeye geçerken önemli bir bölümü de ‘Evet de hayır da bıçak sırtında’ demeye başladılar. Ancak bu iddiaların ne kadar gerçek verilere dayandığı da tartışmalıdır.‘Kararsızlar’ın ve ‘seçime katılmayacak’ olanların sayılarında ciddi bir azalma olmamasına karşın, anketlerin önceki günlere göre ‘evet’i önde göstermeleri, bazı firmaların ‘evet’i birden yüzde 57’lere kadar yükseltmeleri, bu kuruluşların halkın tercihlerinin değişmesinden çok ‘manipülasyon’ amaçlı bir bilgi kirliliği yaratmayı amaçladıkları iddialarını güçlendirmektedir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hele de son seçimlerde anket kuruluşlarının sınıfta kaldıkları, özellikle son haftaya girildiğinde ‘seçim yasakları’ nedeniyle anket sonuçlarını rakamlarla göstermek yerine “Şu önde, öteki arkada’ gibi spekülasyona açık değerlendirmeleri yapılacağı dikkate alındığında, anket kuruluşlarının kendi bulundukları tarafa göre sonuçlar çıkararak, kamuoyunu etkileyecek değerlendirmeler yaymaları beklenmeyen bir şey değildir.
‘Evet’ cephesinin imkanları ve anket kuruluşlarının bir bölümünün bu cepheye yakınlığı da dikkate alındığında bu konuda dikkatli olmanın önemli olacağı, spekülasyonlara prim verilmemesi gerektiğinin önemi ortadadır.
Bu yüzden de ‘hayır’ cephesinin, ‘evet’ cephesinin gerek ‘son dakika provokasyonları’na gerekse anket şirketlerini muhtemel bilgi kirliliği karşısında uyanıklığını koruyarak, çalışmalarını, bütün enerjilerini ve yeteneklerini son ana kadar kullanarak sürdürmeleri bu son beş günde daha da belirleyici olacaktır.
Nitekim Kılıçdaroğlu’nun da son haftada ‘manipülasyon’ olarak ‘evet’in önde olduğunun propaganda edileceğinin söylemesi ve baskıların AKP ve MHP tabanında bile geniş bir ‘gizli hayırcı’ kitlesi yarattığına dikkat çekmesi bundandır.
Dahası bu ‘18 maddelik anayasa değişikliği’, anayasanın sıradan birkaç maddesinin değişikliği değildir. Tersine bu 18 madde ile anayasanın tüm çatısı değiştirilmekte, tüm yetkiler ‘yürütmenin başı’ yapılan ‘tek adam’da toplanırken ‘yasama’ etkisizleştirilip Cumhurbaşkanının partisi üstünden yürütmeye bağlanırken ‘yargı’ da tümüyle tek adamın denetimine verilmektedir. Bu yüzden yapılmak istenen değişiklik ‘Yeni bir anayasa yapmak’ kadar önemlidir.
Yani yapılacak anayasa değişikliği, öyle yüzde 50+1 ile ya da ‘bıçak sırtında’ elde edilecek bir çoğunlukla referandumdan geçerse, ‘Halkın iradesiyle anayasa değiştirilmiş olur’ denecek bir ‘meşruiyet’ oluşturulmuş olamaz.
Tersine anayasalar çeşitli toplumsal kesimler arasında bir uzlaşma metni olması (gerektiği) nedeniyle, toplumun önemli çoğunluğu tarafından örneğin yüzde 80-90’lar düzeyinde bir çoğunlukla benimsenmezse bu değişiklik toplumda beklenen birlik ve bütünlüğü güçlendirmek bir yana yeni toplumsal yarılmaların yolunu açar.
Ne var ki, AKP-MHP koalisyonu toplumun çeşitli kesimlerinin gönüllü birliğini değil; AKP ve MHP’nin dünya görüşüne bağlı olmayan, kendi taleplerinde ısrar eden toplumsal kesimleri devlet zoruyla ‘biat ettirmek’ üzere bir anayasa değişikliği dayatmışlardır. Onun için de ‘evetçiler’, bir anayasa değişikliği için yeterli olmayacak yüzde 50+1’i yeterli bulmaktadır.
…***
Batuhan Çolak, 11 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Başkanlığın gizlenen maddesi!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Referanduma sayılı günler kala, rejim değişikliğini getirenlerin bilinçaltı tamamen açığa çıktı.Cumhurbaşkanı başdanışmanları, referandumdan "evet" çıkması durumunda yaşanacakların adeta fragmanını yayınladı.Yerel Yönetimlerden Sorumlu Başdanışman Şükrü Karatepe, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından basılıp, on binlerce kişiye ücretsiz dağıtılan Şehir Araştırmaları Dergisi'nin son sayısında, referandum sonrasında özerklik ve federasyonlu sisteme geçiş yapılması gerektiğini kaleme aldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
"Başkanlık sisteminde şehir yönetimi" başlıklı makalesinde, 23 eyalet ve 5 özerk bölgeden oluşan Çin örneğini veren Karetepe, Türkiye'nin bu modeli örnek alması gerektiğini öne sürdü:"Çin'de, şehirlerin bir kısmı farklı statülerde kuruluyor. Bütün politikalarını, ulusal birlik ve güvenliğe öncelik vererek oluşturan Çin, büyüyen ve gelişen şehirlerine yeni yönetim modelleri uyguluyor. Güvenlik kaygısıyla resmi açıklamalarda yüksek sesle dile getirilmese bile, Türkiye de bu süreçten etkileniyor."Bu cümlelerin meali açık ve nettir: "Türkiye, Çin tipi özerk yapılı federasyon sistemine gidiyor. Bunu şu anda resmi olarak dile getirirsek güvenlik açıkları doğabilir."Başdanışman o denli planlı ve programlı bir şekilde her şeyi kaleme almış ki, en ince detaylarına kadar özerk yapıyı anlatıyor. Başkanlık sürecinde, Büyükşehir Belediye Başkanlarına yeni isimler verilmesi gerektiğini yazıyor:"...Şehir yönetimi yeniden tanımlanmalıdır. Bu tanımlama yapılırken, büyükşehir belediye başkanına doğrudan 'şehir başkanı' veya 'büyükşehir başkanı' gibi bir ad verilmelidir. Bütün şehirde (30 büyükşehir) özel idarelerin kalkması ve iki başlı yürütmenin sona ermesi ise başkanlık sisteminin tam olarak kurulması yönünde atılan önemli bir adımdır.
AKP'nin 18 maddelik "evet" kitapçığında "Millî devlet ve üniter yapı"ya ilişkin tek bir madde bulunmamasının nedenini şimdi çok daha iyi anlıyoruz.