Nisan 16, 2017 09:14 Europe/Istanbul

Vatan:Mardin’in derik ilçesinde PKK operasyonu

Milli gazette:

İçişleri bakanı FETÖ ihbarını anlattı

Yeniçağ:

İstanbul’da IŞİD operasyonu

Cumhuriyet:

'Yazı yukarıdan geldi'... Cezaevlerinde Cumhuriyet gazetesi yasaklandı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları

…***

Esfender Korkmaz, 16 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Ekonomik istikrar için çok mu geç?”başlıklı yazısını okuyuucularla paylaşıyor.

“Siyasi iktidar ekonomik istikrar için yoğunlaşmalıdır. Bu günkü düşük büyüme, yüksek enflasyon, yüksek işsizlik, yatırımları engelleyen yüksek kırılganlık, finans sektöründeki yüksek risk ve 15 yıldır devam eden cari açık ekonomik istikrarsızlığın temel göstergeleridir. Ortaya çıkan ağır istikrar sournu bugünkü kısa dönemli ve günübirlik politikalar ve önlemlerle çözülemeyecektir.2009 öncesi, küresel sermaye hareketleri birçok ülkeyi gafil avladı. Dünyada parasal serap etkisi oluştu. Biz bu ekonomik konjonktürün yükselme döneminde para bolluğundan yeteri kadar yararlanamadık. Sıcak para yanında, karlı işletmeleri ve bankaları alan yabancı sermaye, döviz getirdi ve fakat bu güne kadar kar payı ve faizle bu gelenler geri gitti. Türkiye’ye geride cari açık, dış borç ve işsizlik kaldı.Dünyada yabancı sermayeyi yeni yatırımlara yönlendiren ülkeler, başta Çin bu sureci iyi kullandı ve hem istihdam arttı, hem de cari fazla verdiler.Bizde, cari açık devam ederse, turizm geliri düşmeye devam ederse dış  borçlar da bağlı olarak artacak ve dış borçlarda risk artacaktır. Bu risk istikrarı bozan ilk sırada bir risktir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu şartlarda, eğer ekonomide istikrar sağlamak istiyorsak: Türkiye’ye gelince, önce ekonominin, siyasi ve hukuki altyapısını düzeltmemiz gerekir…  Zira dış medyada demokrasi için olumsuz yazılar yer alıyor.  Geride bıraktığımız hafta, The New York Times'da başyazı olarak ve The Economistte kapaktan, demokrasi için endişelerini dile getirmişlerdi. Böyle bir imaj, yerli ve yabancı sermayeyi ürkütür. Yabancı sermaye yalnızca spekülatif alanlara girer.Piyasalara, iktisadi ajanlara, sermayeye, demokrasiden taviz verilmeyeceğine  dair inandırıcı ve ikna edici adımlar atmak zorundayız. Hukuki alanda mülkiyet haklarını ve tasarrufları güvence altına alacak yeni bir hukuk düzeni oluşturmak gerekir.  Devleti piyasada rekabetin önünü açacak şekilde yeniden tarif etmek ve organize  etmek gerekir. İktisat politikalarında temel değişikliğe gitmek ve yeni bir planlama yapmalıyız . Ekonomide içe kapanma risklerini iyi yönetmek gerekir. Bu risklerin başında AB ile ilişkiler geliyor. Ekonomide AB  Bizim için etkili bir güven unsurudur. Orta ve uzun vadeli planlama ile değişmesi gereken bazı politikaların bir kısmı şöyle  olmalı: Dalgalı kur politikası değişmeli, kontrollü kur sistemine geçmeliyiz. Merkez Bankasının bağımsızlığı teminat altına alınmalı, siyasi müdahalelerin önlenmesi sağlanmalıdır. Merkez bankası yasası değişmeli ve MB'nın aynı zamanda kuru da gözeteceği bir mevzuat getirilmelidir. Faiz politikası değişmeli, Tasarruf faizleri ile kredi faizleri arasında, makul bir kar marjını içerecek denge kurulmalıdır. Mevduat faiz oranı gibi kredi faiz oranları da yıllık tespit edilmelidir. Aylık faiz, istikrarsız ve değişebilirliği, oynaklığı yüksek olan ve spekülatif bir finans piyasası icadıdır. Bu icat tasarrufları ürkütmüştür. Özel yatırımların finansmanını zorlaştırmıştır. İstihdam politikası değişmeli, devlet her ilde o ilin kaynaklarını ve imkanlarını değerlendirmek için yatırım yapmalı ve bu yatırımlarda çalşanların maaşlarını kısmen hisse senedi olarak vermelidir. Bu yolla hem sermaye tabana yayılacak, hem de istihdam artacaktır. İstihdam üzerindeki vergi ve prim yükü yüzde 38.5'tan yüzde 25'e çekilmelidir, İçeride aramalı ve hammadde üretimi teşvik edilmeli ve üretim ithal aramalı ve hammadde bağımlılığı azaltılmalı. Özetle, istikrar için son  umut, ekonominin siyasi ve hukuki altyapısının sağlanması, iktisat politklarında köklü değişiklik yapılmasıdır.

…***

Orhan Dede, 16 Nisan tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “ABD şah terör piyon!”başlıklı yazısını okuyuucularla paylaşıyor.

“Yayınlanan yeni WikiLeaks belgeleri, ABD Dışişleri eski Bakanı Hillary Clinton’ın el Kaide’nin Suriye’deki varlığına olumlu baktığını ispatlıyor.Belgelerde Amerika’nın Milli Emniyet eski Yardımcısı Jake Sullivan, Hillary Clinton’a gönderdiği videolu mesajda, el Kaide’nin lideri Eyman El Zevahiri’nin Suriye devleti ve Beşar Esad aleyhindeki açıklamalarına işaret ederek; “El Kaide, Suriye meselesinde bizim tarafımızda… Tüm gelişmeler bizim tasarladığımız şekilde ilerlemekte” ifadelerini kullanıyor.Bu bilgi ortaya çıktıktan sonra ajanslar bu haberi, “Hillary Clinton’un El kaide ile bağlantısı ifşa oldu” şeklinde paylaştı. Hillary Clinton döneminde bu iletişim gerçekleşmiş doğru, ama bu politika sadece Hillary’nin politikası değil, bu politika ABD’nin İslam coğrafyası kapsamında yıllardır takip ettiği bir politika.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Jake Sullivan’ın “Tüm gelişmeler bizim tasarladığımız şekilde ilerliyor” ifadesi çok dikkat çekici. Demek oluyor ki, Ortadoğu’da ortaya çıkan olayların tamamı ABD’nin tasarladığı şeyler…Amacına ulaşmak için her şeyi mübah gören bir politika izliyor ABD. Bu bağlamda sadece El Kaide değil IŞİD, El Nusra, Boko Haram gibi aklınıza gelen her türlü terör örgütü, ABD’nin rahatlıkla işbirliği yapabileceği ve yaptığı piyonlardır.Terör ve terör örgütleri bugün küresel güçlerin piyonlarından başka bir şey değildir.İslam coğrafyasında geçmişte böyle terör örgütleri ortaya çıkmadığı halde, Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi ortaya çıktıktan sonra mantar gibi fışkırmaları asla tesadüf değildir ve bu durum söz konusu terör örgütlerinin piyon olarak kullanıldıklarının göstergelerinden yalnızca biridir. Şimdi bazı sorular sorup şöyle bir düşünelim;El Kaide olmasa Batılılar Afganistan ve Irak’a nasıl müdahale edecekti?IŞİD olmasa Batılılar Suriye’ye nasıl müdahale edecekti?Afrika’daki Boko Haram gibi terör örgütleri olmasa Afrika’ya nasıl müdahil olacaklardı? Bütün bu soruların aynı olan cevabı, terör örgütlerinin batılı ülkelerin İslam coğrafyası üzerindeki politikalarını uygulamak için suni olarak üretilmiş araçlar olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla terör örgütlerinin hamisi olan ülkeler, İslam coğrafyasında ve Anadolu coğrafyasında askerleriyle, siyasetleriyle ve ekonomileriyle var oldukları müddetçe, bu terör örgütlerinin yok olması ve yenilerinin çıkmasının engellenmesi mümkün değildir. Genelde İslam coğrafyasından, özelde ise Türkiye coğrafyasından atılması gereken unsurlar, öncelikle terörün hamisi olan, ABD, İngiltere, NATO’nun başını çektiği Batılı küresel güçlerdir. Bu zor adımlar atılmadan başta Türkiye olmak üzere tüm İslam coğrafyasının başından terör asla eksik olmayacaktır.

…***

Mert Nayır, 16 Nisan tarihli Vatan gazetesinde, “İstihdam hedefi için teşvikleri uygulamak lazım”başlıklı yazısını okuyuucularla paylaşıyor.

“Memur, işveren ve hükümet temsilcilerinden oluşan 3’lü Danışma Kurulu Toplantısı’nda konuşan Müezzinoğlu, çalışma hayatında milli seferberlik programı kapsamında,1 Ocak-27 Mart tarihleri arasında mevcut istihdama ek olarak 407 bin kişiye iş imkânı sağlandığını söyledi.Hedef; 2017 yılı sonu itibarıyla işsizlik oranını yüzde 9.5 altına çekmek. Ancak hedefe giden yolda sağlanan teşvikleri bilmek ve uygulamak en önemli kriter.Özellikle yeni mezun gençlerin hem tecrübe kazanması ve hem de iş hayatına bir yerden başlamasını sağlaması bakımından çok önemli bir program “İŞKUR İşbaşı Eğitim Programları”.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İşbaşı eğitim programı, kişilerin daha önceden edindikleri teorik bilgileri uygulama yaparak pekiştirmelerini veya mesleki deneyim kazanmalarını sağlamak amacıyla düzenlenmektedir. İşbaşı eğitim programlarından, İŞKUR’a kayıtlı işsizler yararlanabilmektedir. Bu program, hem işletmeler açısından da personelin oryantasyon ve yetiştirme süreci maliyetlerini azaltması bakımından çok avantajlı. İşbaşı Eğitim Programları ile bir yandan işsizlikle mücadele edilirken, öbür yandan da nitelikli eleman yetiştirilmesine çalışılmaktadır.

Türkiye İş Kurumu’nun milli istihdam seferberliği kapsamında aldığı en önemli kararlardan biri de işbaşı eğitim programlarının süresidir. 2017 yılında işbaşı eğitim programının süresinin bütün katılımcılar için geçerli olmak üzere en fazla 3 takvim ayı uygulanacağı ve bu süre içinde de sözleşme süresinin en fazla 78 fiili günü geçmemesi gerektiği yönünde karar alınmıştır. Buna göre İŞKUR ile işveren arasında yapılacak sözleşme süresi 3 takvim ayını geçmeyecektir.

2017 yılında uygulanacak olan işbaşı eğitim programlarında katılımcı adayları için program başlama tarihi itibari ile son 3 ay işsiz olma şartı getirilmişti.Ancak katılımcı adaylarının çeşitli sebeplerle birkaç günlük geçici işlerde sigortalı çalışmaları nedeni ile programlara katılmada sorunlar yaşandığı tespit edildiğinden, işbaşı eğitim programına katılmak için gereken ilgili şart “son 3 ay içerisinde adına toplu veya kesintili olarak 10 günden fazla prim yatırılmamış olmak” şeklinde revize edilmiştir.Çalışma mevzuatında işverenlerin en büyük yükü vergi ve sigorta primleri. Hükümet ise ‘İşsizi işe al, sigortasını ben ödeyeyim’ diyor. Peki bu nasıl olacak?