Nisan 18, 2017 09:50 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: YSK üyesi bile şaşkın

Evrensel:

Bakanlar kurulu: OHAL üç daha uzatılıyor

Milli gazette:

3 madde, hemen yürürlüğe girecek

Aydınlık:

MHP’de istifa rüzgarı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları

…***

Hikmet Çetinkaya, 18 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Parlamenter sistemden hükümet sistemine...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“1923’ten günümüze değin uygulanan parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişi öngören 18 maddelik anayasa değişikliği kabul edildi... Cumhuriyet tarihinin yedinci anayasa halkoylaması, yönetim sistemi değişikliğiyle sonuçlandı ve sandıktan 1 milyon 300 bin farkla “evet” oyu çıktı. Evet cephesindeki AK Parti ve MHP’nin son seçimde aldığı toplam oy yüzde 61.4’ü buluyordu. Pazar günü bu toplamdan 10 puanlık bir kayıp yaşandı. Ankara, İstanbul, İzmir, Adana gibi dört büyük kentin yanı sıra Hatay, Çanakkale, Denizli, Antalya, Mersin, Zonguldak, Manisa, Denizli, Uşak, Aydın gibi illerin tercihi “hayır” oldu. Burada ilginç olan, Ege’nin hem sahil hem de iç kesiminin “hayır” demesiydi. Referandumda en yüksek evet oyu ise yüzde 81.67’yle Bayburt, en yüksek hayır oyu ise yüzde 80.41’le Tunceli’den çıktı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:

…***

Ege’nin sanayileşmiş kentleri olan Denizli, Uşak ve turizm, tarım yöresi olarak bilinen Aydın’dan hayır çıkmasının nedeni ne olabilir? Aynı soruyu Antalya için de sorabiliriz. Nedeni ekonomik sorunlar, işsizlik ve ihracatın giderek düşmesi.Oy sonuçlarına bakıldığında 13 büyükşehir evet, 17 büyükşehir hayır tercihi yaptı. Halkoylaması sonuçlarında dikkat çeken başka bir durum ise geçersiz oyların sayısındaki artış oldu.1 Kasım 2015 seçimlerinde 697 bin olan geçersiz oy sayısı pazar günü yapılan halkoylamasında 847 bin 537’ye yükseldi. Benim dikkatimi çeken Marmara ve Ege bölgelerinde hayır oylarının üstünlüğü... Ege Bölgesi’nde hayır oyu yüzde 60’ları geçti. Evet cephesinde birleşen AKP ve MHP, 1 Kasım 2015 seçimlerine göre yörede 13.34 oranında puan yitirdi. 1 Kasım seçimlerinde Ege’deki oyların yüzde 38.9’unu CHP, yüzde 34.7’sini AKP, yüzde 18.9’unu MHP, yüzde 7.4’ünü HDP almıştı.

Halkoylamasında evet cephesinde birleşen AKP ve MHP’nin 1 Kasım’da bölgedeki toplam oy oranı yüzde 53.16’ydı. Sekiz kentin bulunduğu Ege’de sadece Afyon ve Kütahya tercihini “evet”ten yana kullandı, altı kent ise “hayır”dan yana. Elbet bu verilerden yola çıkarak, olası bir erken seçimde hayır oylarının CHP’ye gideceği söylenemez.Türkiye pazar günü cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini öngören 18 maddelik anayasa değişikliğini oylamak üzere sandığa gitti. Kabul edilen düzenlemeye göre ilk aşamada Hâkimler ve Savcılar Kurulu, 30 gün içinde yeniden yapılandırılacak. Cumhurbaşkanının partiye üyelik hakkı da hemen uygulanabilecek. TBMM’nin yeni sisteme uyum düzenlemelerinin ve içtüzüğün altı ay içerisinde yenilenmesi gerekiyor. Yeni düzenlemelerde neler var?

Bazılarına bakalım:

Olağanüstü Hal (OHAL) durumu cumhurbaşkanınca ilan edilecek. OHAL’in süresi en fazla altı ay olacak ve karar aynı gün TBMM’nin onayına sunulacak. Cumhurbaşkanının OHAL’de çıkaracağı kararnameler, “temel hakları sınırlayamaz, kanunla düzenlenen kanunları kapsayamaz gibi” sınırlamalara bağlı olmayacak. OHAL kararnameleri Meclis’e sunulacak ve üç ay içinde karara bağlanmazsa kendiliğinden yürürlükten kalkacak. Devam edelim... Zaman zaman “Türk tipi başkanlık” olarak adlandırılan bu model, uzun bir süre gündemde kalacak. Umarım ülkemiz insanı bu siyasal gerginlikten kurtulur.

…***

Murat Yetkin, 18 Nisan tarihli Hürriyet gazetesinde, “Erdoğan kazandı ama işi artık daha zor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İşin bir hukuki boyutu var ki, ister yüzde 51, ister Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın gönlünden geçtiği gibi yüzde 60 olsun bir şey fark etmiyor.Erdoğan, 10 yıldan beri kafasına koyduğu hedefe ulaştı, başkanlık sistemine geçti. Artık MHP desteğine de ihtiyaç kalmadığına göre Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi gibi aslında herkesin ne olduğunu bildiği dolambaçlı ifadelere de gerek yok bence.Erdoğan zaferini açıkladığı sırada 55 küsur milyon seçmenin yüzde 86’sının oy kullandığı referandumda “Evet” oranı yüzde 51,4,“Hayır” oranı yüzde 48,6 idi. Ve bu sonuç üzerine Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) gölgesi düşmüştü. YSK Başkanı Sadi Güven kusura bakmasın ama iş işten geçtikten sonraki açıklaması, herhalde vicdan sahibi okumuş yazmış AK Partilileri de tatmin etmemiştir. Oy sayımız geçildikten sonra, daha önce kendi koyduğunuz kuralı çiğneyerek mühürsüz oy pusulalarını geçerli saymak, maç başladıktan sonra ceza sahası içinde faul yapmayı penaltı olmaktan çıkarmaya benziyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu yine de her iki kişiden birisinin parlamenter sistem yerine başkanlık sistemine geçmesine karşı durmasının, kabul edilen metni bir toplumsal uzlaşma belgesi olmaktan çıkardığını söyledi.

Referandum sonuçlarının başka çarpıcı yanları da var.

Ankara (yüzde 51,2) İstanbul (yüzde 51,4) ile “Hayır” dedi. İstanbul’da buna Erdoğan’ın evinin bulunduğu Üsküdar ilçesi dâhil.Tamam, bu bir seçim değildi ama AK Parti’nin yanında ona destek sözü veren MHP de vardı.

Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek ve İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın ve il başkanlarının Erdoğan’a anlatacak şeyleri olsa gerek, çünkü sorulacağa benziyor.Ve İzmir. Acaba Başbakan Binali Yıldırım neredeyse son bir haftayı o bölgede geçirmemiş olsaydı İzmir ve Aydın’da “Hayır” oranı yüzde 70’in de üstüne mi çıkacaktı?Sadece onlar değil. Belediyeyi daha 2014’de AK Parti’nin aldığı Antalya, MHP’nin etkili olduğu Adana, Mersin…Bu saydığımız illerin toplamı Türkiye’nin şehirleşme oranı, sanayileşme oranı, ticareti, eğitim imkânları, kültürel gelişim imkânları en yüksek, en çok dünyaya açık kesimini temsil ediyor.Buna içiniz el veriyorsa “Halk demokrasisi böyle bir şey, ister kabul et, ister etme” cevabı vermek ortadaki gerçeği değiştirmez.Erdoğan şimdi sanayi üretimi pek olmayan, eğitim, ihracat, kültürel gelişim imkânları işte ona göre ve en içine kapanık kesimine onaylattığı anayasa ile Türkiye’nin sanayi üretiminin, ihracat kapasitesinin, turizm gelirlerinin, eğitim potansiyelinin, kültürel üretiminin en yüksek olduğu, en dışa açık kesimini de yönetmek durumunda.Bu sosyolojik ayrışmanın, yani kentleşme ve eğitim arttıkça “Evet” oylarının azaldığı gerçeğinin AK Parti Genel Merkezinde, her halde o kızgınlık ve hayal kırıklığı ile çok daha açık ve çıplak (ve biraz da kaba) sözlerle ifade edildiği kulise yansıdı ama biz tekrarlamayalım, ayıp olur.Hayırcıların referandum kampanyası boyunca karşı karşıya kaldığı bütün eşitsizliklere rağmen sonuç, sokaktaki her iki kişiden birisinin, hatta terörist diye, darbeci diye damgalanmayı dahi göze alıp gücün tek elde toplanmasına karşı çıktığı gerçeğidir.

…***

Attila Aşut, 18 Nisan tarihli Birgün gazetesinde, “Utanç ve onur!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““Başkanlık rejimi” kampanyasında halk bir yanda, devlet bir yandaydı. “Evet”in sahibi devlet, “Hayır”ın sahibi halktı.AKP, 15 Temmuz kalkışmasını bahane ederek, halka OHAL koşullarında bir halkoylaması dayattı. Meclis’te üçüncü parti olarak temsil edilen HDP’nin eşbaşkanları, milletvekilleri, belediye başkanları ve binlerce yöneticisi tutuklandı. Birkaç yüz bin Kürt yurttaşımız ise göçe zorlanarak 16 Nisan’da seçim bölgelerinde oy kullanma olanağından yoksun bırakıldı.Saray ve Hükûmet, “Evet” kampanyası için devlet olanaklarını ve kamu kaynaklarını sorumsuzca kullandı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Başta TRT olmak üzere tüm televizyon kanalları AKP’ye sınırsız propaganda olanağı tanırken, ekranlar muhalefet sözcülerine kapatıldı. Eşit koşullarda adil bir yarış yapılmadı.Yurdun her yerinde valiler, kaymakamlar, emniyet müdürleri, rektörler, okul yöneticileri, hatta imamlar kamu görevlisi olduklarını unutarak, açıktan “Evet” için çalıştılar. “Hayır” kampanyası yürütenlere olmadık baskılar yapıldı. Ülke genelinde 260’ın üzerinde saldırı ve engelleme olayı yaşandı. Camiler ve okullar bile “Evet” propagandası için kullanıldı. “Toplu açılış” adı altında, neyin açıldığının bile bilinmediği, ancak kamu görevlilerinin, öğrencilerin ve işçilerin katılımının zorunlu olduğu propaganda etkinlikleri düzenlendi. Bu gösterişli toplantıların tüm giderleri devlet kesesinden, yani halkın cebinden karşılandı.

Cumhurbaşkanı ve Başbakan, “Hayır”cıları her gün “terörist”, “FETÖ’cü”, “vatan haini” ilan etmekten çekinmediler.

Halkoylamasının konusu, Cumhurbaşkanı tarafından bilinçli olarak saptırılarak ana muhalefet partisi genel başkanının kişiliği üzerinden çok düzeysiz bir polemiğe dönüştürüldü. RTE, Anayasa’da yapılmak istenen değişikliklerin içeriğini anlatıp halkı bu düzenlemelerin gereğine inandıracağı yerde, saldırgan bir kampanya yürüttü ve bazen “dış düşman”a, bazen iç muhalefete yüklenerek ayrıştırıcı tutumunu sürdürdü.“Evet” cephesinde ve yandaş medyada yalanlar, çarpıtmalar, bilgi kirliliği tavan yaptı.