Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet:YSK’ya protestolar devam ediyor
Evrensel:
Polisler delilleri yok mu etti
Yeniçağ:
MHP'de referandum depremi
Yeniasya:
Bu seçimi tanımıyoruz, seçim tekrarlanmalıdır
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
…***
Emre Kangar, 18 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Ne meşru, ne de yasal!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bu halk oylaması, seçmenin onayına sunulan Anayasa değişiklikleri, Demokrasiyi ortadan kaldırdığı, oysa Demokrasinin kurum ve kuralları, Demokrasiyi yok etmek amacıyla kullanılamayacağı için ve OHAL koşullarında, büyük bir “Parti Devleti” baskısı ile yapıldığından dolayı,zaten meşru değildi.Kuvvetler ayrılığının yok edilmesi ve yargının bütünüyle siyasal otoriteye bağlanması başta olmak üzere, milli İrade’nin yansıdığı yer olan Meclis’in yetkilerinin sınırlanması ve kısıtlanması...Temel İnsan Hak ve Özgürlüklerini koruyacak güvencelerin yok edilmesi... Cumhurbaşkanı’na Meclis’i feshetme ve ülkeyi kararnamelerle yönetme yetkilerinin verilmesi ve sorumlu tutulabilmesinin hemen hemen olanaksızlaştırılması... Seçilmemiş yardımcıların tam yetkiyle Cumhurbaşkanı’na vekâlet etmesi... Demokratik bir rejim açısından kabul edilebilir meşru maddeler değildi.Bu halkoylaması, OHAL döneminde, “Parti Devletinin” aşırı baskısı altında yapıldığı için de meşru kabul edilemezdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Meclis’teki üçüncü büyük partinin liderleri ile milletvekillerinin ve belediye başkanlarının bir bölümü hapisteydi.Pek çok gazeteci, yazar, medya yöneticisi, hapse atılmıştı. Hâkimler ve savcıların bir bölümü hapisteydi ve binlercesi işten atılmıştı.Yüksek Mahkeme Yargıçları dahil, hiç kimsenin güvencesi yoktu. Bazı sanıkları tahliye eden mahkeme üyeleri açığa alınıyordu. Devlet memurlarının binlercesi hapse atılmış, on binlercesi işten çıkarılmıştı. Bir bankaya ve sayısız işletmeye el konmuştu.Tam Halkoylaması’na gidilirken, bir KHK ile, medyanın uyması gereken, taraflara eşit zaman tahsisi ilkesi kaldırılmıştı. Ayrıca, YSK da, aldığı bir kararla il ve ilçelerde siyasal partiler dışında yapılacak propaganda toplantılarını valilerin ve kaymakamların iznine bağlamıştı.Cumhurbaşkanı, Başbakan ve öteki yetkililer “Hayır” oyu verecek seçmenleri, terör örgütleriyle aynı kefeye koyan suçlamalar yapıyorlardı. Güvenlik güçleri ve adalet mekanizması, “Hayır” oyu vereceğini belirtenlere genellikle suçlu muamelesi yapıyordu.İktidar tarafından kontrol edilen veya sindirilmiş olan medya, “Evet” seçeneğine yer veriyor, “Hayır” kampanyasını neredeyse görmezden geliyordu. Devletin bütün olanakları “Evet” propagandası için seferber edilmişti.
Sayılan nedenlerle ortaya çıkan bu “Gayri meşruluğun” üstüne, bir de “yasadışılık” nasıl eklendi: Seçmenin en az yarısı, özellikle kentli ve eğitimli nüfus, bilinçli ve kararlıydı... Bütün baskılara karşın, bütün tehditlere direnerek... Gayri meşru değişiklik önerilerine “Hayır” dedi.
Milletin bu kararı sandıklara yansırken, paniğe kapılan egemenler, derhal Yüksek Seçim Kurulu’ndan, SEÇİM YASASI’NIN 98. VE 101. MADDELERİNE AYKIRI bir karar çıkartarak, mühürsüz oy pusula ve zarflarının da sayıma dahil edileceğini belirttiler.
Böylece zaten içeriği ve yapıldığı ortam açılarından gayri meşru olan bu Halkoylaması’nın, yasalara uygunluğunu da yok ettiler.Yasalara aykırılıklar o noktada da bitmedi: Kesin sonuçlar açıklanmadan, YSK Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı “Evet” oylarının kazandığını belirttiler. Bu sırada CHP, bir buçuk milyonu mühürsüz olduğu iddia edilen, iki buçuk milyon oya itiraz ettiğini açıkladı. Gayri resmi sayılara göre 1 Kasım 2015 seçimlerinde 697 bin olan geçersiz oylar, Halkoylaması’nda 847 bin 537’e yükseldi. Parti tercihleri olmadığı için karmaşık olmayan ve sadece ‘evet-hayır’ şeklinde iki tercihle yapılan oylamada geçersiz oyların bu kadar yüksek olması şaşırtıcıydı! Ayrıca dikkati çeken bir nokta da, pek çok sahtekârlık ve usulsüzlük iddiasının ayyuka çıktığı sırada, YSK’nin bir süre için, CHP’ye bilgi akışını durdurmuş olmasıydı... Bütün bu usulsüzlüklerin sonunda halk büyük kentlerin meydanlarında protesto gösterilerine başlamış ve güvenlik güçlerinin sert müdahaleleri ile karşılaşmıştı. Öyle anlaşılıyor ki, bu Halkoylaması, Türkiye’ye istikrar, barış ve huzur değil, adeta iki düşman kesim yaratan sert bir bölünme ve “Tek Adam Vesayeti” bağlamında yeni sorunlar getirmiştir.
…***
İhsan Çaralan, 18 Nisan tarihli Evrensel gazetesinde, “Referandumun çağrısı: Bütün imkanlarla mücadeleye devam!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“16 Nisan halk oylamasında ‘evet’in bıçak sırtı kazanmasına YSK’nin başında olduğu “sandık oyunları” iddiaları da eklenince, ülkeyi ‘tek adam tek parti’ yönetimine sürükleyecek anayasa değişikliği için ‘şaibe’ ve ‘meşruiyet tartışması’ öne çıktı.Kuşkusuz ki burada en dikkat çekici olan, bugüne kadar seçimlerde hemen hiçbir tartışmanın konusu olmayan YSK’nin bir ‘iktidar organı’ haline gelmiş olmasıdır. Kendi başına bu bile, en önemli özelliği ‘tarafsızlık’ olan bir kurumun iktidara bağlı hale geldiğinde nasıl bir ‘güvensizlik’ ve ‘şaibe’ üreten bir merkeze dönüştüğünün açık bir işaretidir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
‘Meşruiyet’ ve ‘şaibe’ iddialarını dikkate almayan yandaş medya, zafer naraları atarak bu iddiaların üstünü örtmeye kalksa da referandumda ortaya çıkan veriler ve MHP’de büyük ‘yarılma’nın yanında AKP’nin de çok hayati organlarında bir ‘iç kanama’yla karşı karşıya olduğu gerçeğini örtbas edememektedir.
AKP’deki iç kanamayı gösteren en önemli belirti; İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya gibi en büyük kentler başta olmak üzere 30 büyük şehirden 17’sinde ‘hayır’ın önde çıkmasıdır. 1 Kasım seçiminde bu kentler AKP’nin oy deposuydu ve AKP bu kentlerde MHP ve BBP’nin desteğine karşın 1 Kasım’da aldığı oy desteğini alamamıştır.Ki, ‘evet’in önde çıktığı Bursa, Kocaeli, Sakarya, Konya, Kayseri gibi sanayi kentlerinde de 1 Kasım seçimine göre AKP+MHP oyları yüzde 10-15 gibi önemli oranlarda düşmüştür. Yani ‘evet’, bu sanayi kentlerinde galip görünse de mağluptur!Bu kentler sadece nüfusu fazla olan kentler değil aynı zamanda; önümüzdeki yıllarda nüfusları daha da artan kentler olması,ülkenin; sanayisinin, ticaretinin, turizminin, kültür-sanat birikiminin de merkezleri olması bakımından belirleyici kentlerdir.
Referandum sürecinde gerek işçilerden, emekçi kesimlerden gelen mektuplar, gerekse arkadaşlarımızın işçilerin arasından yaptığı haberler, daha önce MHP ve AKP’ye oy veren işçilerden önemli bir kesimin referandumda, kendi partileriyle karşı karşıya geleceğini gösteriyordu. Ki, ortaya çıkan durum bunu doğrulamıştır ve bu gelişme kuşkusuz ki, önümüzdeki dönemde hem işçi sınıfı ve emekçilerin siyasete müdahalesi, demokrasi mücadelesinde yer tutması hem de emek mücadelesi içinde işçilerin, emekçilerin kendi talepleri etrafında birleşmesinin imkanlarını göstermesi bakımından önemli olmuştur.
…***
Esfender korkmaz, 18 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Referandumu iyi okumalıyız”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Referandum sonuçlarını, siyasi partiler, medya ve tüm toplumun iyi okuması gerekir. Çoğu medya sonuçları AKP ve MHP bloklaşmasının kaybı veya başarısı olarak değerlendiriyor ve sonuçları blok hesabına göre yapıyor. Gerçekte bu referandum sonuçlarına AKP ve MHP bloku veya bazı yazarların yorumuna göre, Milliyetçi ve Muhafazakârlar gibi cepheleşmeler hakim olmadı. Bunların da etkisi oldu ve fakat sınırlı oldu.Referandumda asıl etkili olanlar; Evetlerde, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan'ı her ne pahasına olursa olsun tutanlar, Devletten çeşitli adlar altında kadro ve yardım alanlar, Hayırlarda, yaşam tarzına müdahale edilmesinden endişe edenler, Rejim değiştirmenin aynı zamanda ekonomik ve siyasi özgürlüğü, mülkiyet haklarını olumsuz etkileyeceğine inananlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hayır çıkan 33 ilin millî gelirleri toplamı, Türkiye millî gelirinin yüzde 71'ini oluşturuyor. Ayrıca Trakya ile Ege ve Akdeniz sahil şehirlerinde hayır çıktı. Bu iller turizmde, sanayide daha ileri, eğitilmiş insan yüzdesi daha yüksek olan illerdir. Bu illerde yaşayanlar, alıştıkları yaşam tarzına müdahale edilebileceğinden endişe etmişlerdir.Siyasi iktidarın halkın yaşam tarzına dokunmaması veya bu görüşte olan militanlar varsa onları engellemesi gerekir. İstanbul'un tercihi her zaman Türkiye'de siyasetin geleceğini etkiler. ANAP ve AKP İstanbul sayesinde iktidara geldiler. Şimdi AKP için İstanbul aksi yönde sinyal vermiştir. Bunu düzeltmek mümkün değildir.Önümüzdeki seçimlerde İstanbul yine etkili olacaktır.Ayrıca İstanbul'da referandumu en iyi izah eden ve halkı ikna eden lider Deniz Baykal olmuştur.Türkiye olarak, CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun kavgacı olmayan duruşu ve söylemleri etkili olmuştur. CHP diğer partilerle Cumhuriyetin korunması için, Cumhuriyetçiler bloku oluşturmalıdır. BDP ise terör ile ilgisini, varsa kesmeli yoksa bunu vurgulayacak yeni bir yaklaşım içinde olmalıdır. OHAL içinde referandum yapılması, dış ülkelerde tenkit konusu olacaktır. Başbakan da 28 Kasım 2016'da ''Referandum öncesi OHAL kaldırılmış olacaktır. OHAL'de seçime gidildi dedirtmeyiz'' demişti.Şimdi, Yüksek Seçim Kurulu'na yapılan mühürsüz zarf itirazları, bu kurul tarafından yasaların öngördüğü ve toplumu tatmin edecek bir şekilde çözülmelidir. Aksi halde OHAL'in olumsuz etkisi ile birleşerek referandum sonucunu tartışmada tutar.