Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Güven diken üstünde... YSK Başkanı CHP'nin sorularını yanıtlayamadı
Cumhuriyet:
YSK’ya itirazlar devam ediyor
Sözcü:
AGİT’in raporu olumsuz olursa Türkiye dışlanır!
Evrensel:
YSK’nın kararları seçime gölge düşürdü
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
…***
Özgür Mumcu, 19 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Mühürsüz seçim”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Normal şartlar altında bir referandumdan sonra, o referandumun sonuçlarını değerlendiren bir yazı yazılması beklenir. Ancak şartlar normal değildir ve üzerinde konuşulacak bir seçim sonucu bulunmamaktadır. Bunun da sebebi açık. Ortada bir referandum yok. YSK başkanının seçim günü yapmış olduğu açıklama ile mühürsüz oyları geçerli sayması seçimin geçersizliğiyle sonuçlanmıştır.Seçim Kanunu’nda mühürsüz oy pusulalarının geçersiz sayılacağı şüpheye yer vermeyecek şekilde, açıkça belirtilmiştir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Mühürsüz oy pusulalarını geçerli saymakla, yırtılmış ya da sahte oy pusulalarını geçerli saymak arasında bir fark yoktur. YSK başkanının yaptığı açıklama hangi hukuk kuralına dayanmaktadır? Bir hukuki gerekçesi olmayan bu açıklama haliyle yok hükmündedir. Bu açıklama sonrası kaç adet mühürsüz oy pusulasının sandıklara sızdırıldığı bilinemeyeceği için de seçim geçerli değildir.Kaldı ki henüz bu yazı yazıldığı saate kadar YSK bir karar almış da değildir. Büyük ihtimalle diğer YSK üyeleri böylesine açıkça hukuka aykırı bir kararın altına imza atmaya haklı olarak çekinmektedir. YSK başkanı seçim günü devletin mührünü tanımadığını ilan etmiştir. Bu devlete karşı bir başkaldırıdır. Hukuki temeli olmayan bu açıklama hukuk devletinin ve seçim güvenliğinin bu ülkede ortadan kalktığının da delilidir. Hiç kimsenin devletin mührüne isyan etmek ve devlete karşı kalkışmada bulunmak hakkı yoktur. Milli irade, yasama eliyle seçimlerin nasıl yapılacağını Seçim Kanunu’nda belirlemiştir. YSK başkanı Seçim Kanunu’nu dolayısıyla milli iradeyi çiğnemiştir. Hukuk fakültesinde öğrenci olsa ve bu sonuca varsa sınav kâğıdı “fahiş hata” gerekçesiyle sıfır alacaktır. “Mühürsüz seçim”, geçersiz seçimdir. Kanun öylesine açık ki bunun tartışılıyor olması bile içine düştüğümüz durumun vahametini göstermekte. Hukuka aykırı ve gayrimeşru bir seçimle anayasa değiştirilemez. Bu sebeple bu anayasa değişikliği hüküm doğuramaz. Hukuki tek çıkış yolu ise seçimlerin iptali ve tekrarıdır. Bu mağlup tarafın bahane üretmesi diye göz ardı edilecek bir mesele değil. Seçime gölge düşmüş de değildir. Gölge düşmesi için ortada bir seçim olması gerek. Seçim Kanunu’na aykırı yapılan seçim geçersizdir. YSK başkanının açıklaması yok hükmündedir. Buna rağmen bu sonuç dayatılırsa, memleket gayrimeşru ve hukuka aykırı bir anayasa ile yönetilecek demektir. Yani aslında olmayan bir anayasayla.
…***
Fatih Polat, 19 Nisan tarihli Evrensel gazetesinde, “Çok tartışmalı bir seçimden geriye kalanlar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“16 Nisan 2017 referandumu, Türkiye siyasal tarihinin; gerçekleştiği olağanüstü baskı koşulları, çok açık seçim hileleri ve ortaya çıkardığı siyasal tablo ile en tartışmalı seçimlerinden biri oldu.Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) referandum sürerken, kendi kararını yok sayarak mühürsüz zarf ve pusulaları geçerli sayması, yani maç devam ederken kural değiştirmesi, bu kabul edilemez çelişkiye ve tüm itirazlara rağmen de bu kararının arkasında durması 16 Nisan 2017 referandumunun, hakim siyasal güç ilişkilerinin keyfiyetiyle sonuca bağlandığının açık itirafıdır.YSK Başkanı Sadi Güven, oy pusula ve zarflarını kanun gereği mühürlemek zorunda olan sandık kurullarının ihmali nedeniyle şekli bir hata yüzünden seçmenlerin anayasal haklarını engellememek için oyları geçerli saydıklarını söyledi.Oysa, yine bu referandumda yurt dışından kullanılan oylarda, mühürsüz oyların geçersiz olduğu ilan edildi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı tarafından oluşturulan Sınırlı Referandum Gözlem Heyeti de, referanduma dair düzenlediği basın toplantısında YSK’nin bu kararının kanun ile çelişkili olduğunun altını çizdi.
Avrasya Kamuoyu Araştırmaları Merkezinin (AKAM) Sahibi Kemal Özkiraz’ın “Benim partilerden, sandık gözlemcilerinden aldığım bilgiler, mühürsüz oy pusulalarının tamamında ‘Evet’ çıktığı yönünde. Böyle bir şey tesadüfle açıklanamaz” biçimindeki iddiası da bu açıdan üzerinden atlanılamaz bir önem kazanıyor.
Referanduma sunulan başkanlığa dair değişikliği önümüze koyan AKP ve MHP’nin 1 Kasım 2015 genel seçimlerinde aldığı oy ile 16 Nisan referandumunda çıkan tablo kıyaslandığında da üzerinden atlanılamayacak sonuçlar var.
Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, henüz AA’nın verileri dışında bir sonucun açıklanmadığı saatlerde, alelacele açıklama yaparak, “Atı alan Üsküdar’ı geçti” demiş, konuştuğu zemin açısından da bir hayli ironik. O konuşmayı yaptığı Sarıyer’de ‘hayır’ yüzde 59.13 çıktı. ‘Atı alıp’ geçtiğini söylediği ve 1 Kasım 2015 seçimlerinde AKP ile MHP oylarının yüzde 57.4 çıktığı Üsküdar’da bu referandumda ‘hayır’ yüzde 53.31 çıktı.
Ve Erdoğan’ın bu konuşmayı yaptığı kent, referandumu da hem zamanlama hem de tarih olarak büyük ölçüde üzerine kurduğu 15 Temmuz darbe girişimine karşı mücadele verilen, ama aynı zamanda Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiği 1994 yerel seçimlerinden beri ilk kez kaybettiği yerdir.
Ve Erdoğan, Sarayı’nın bulunduğu ilçede de, sarayının bulunduğu kent olan Ankara’da da kaybetti. Ülke genelindeki sonuç da, hem OHAL baskısı ile gidilmiş olması, hem YSK’nin açık kural ihlali nedeniyle zaten meşruiyeti açık bir biçimde tartışmalı bir sonuçtur. Tüm bunlara rağmen, ayağını bastığı böyle bir zemin üzerinde “kendisine verilen desteğe” teşekkür etmek de ayrıca not edilmelidir.
Referandum çalışması boyunca ‘hayır’ cephesinde, kutuplaştırma siyasetinin AKP’ye yaradığı ve ‘evet’ demeyi düşünenleri kazanmaya yönelik açıklayıcı bir üslup ile neşeli bir kampanyanın yürütülmesi gerektiği sıkça vurgulanıyordu. Kanımca çıkan sonuçlarda, MHP’deki yarılma ve AKP’nin içinde belli ölçülerde yaşanan kırılma kadar bunun da etkisi vardır.
Tüm bunlarla birlikte AKP’nin tabanında Erdoğan’ı bir ‘kişisel kült’ olarak gören bir eğilim güçlü bir biçimde varlığını koruduğunu da atlamamalıyız. Referandumun şaibeli sonuçlarına itirazı devam ettirirken, bundan sonraki süreçte de insanları AKP’li, MHP’li gibi durağan siyasi aidiyetlerle okumak yerine, işçi, emekçi, öğretmen, doktor, akademisyen gibi gerçeklikleri üzerinden ele almak ve daha önce başka bir partiye oy vermiş olanlarla da, doğru bir dil ile dönüştürücü bir ilişki kurmak yaşamsal bir önem taşıyor. Bu referandumda ‘tek adam’a hayır diyenler için bundan sonraki süreçte de, sabırlı ve doğru bir siyasetten başka bir kurtarıcı yok.
…***
Cevher İlhan, 19 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Skandal garabetle meşrûiyet krizi...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Böylesine kritik ve önemli bir konudaki anayasa değişikliğinin öncelikle toplumsal uzlaşma ile yapılması gerekirdi.Ne var ki, daha baştan adâletsiz, dengesiz ve millî irâdeyi çarpıtıp sabote eden bir düzenleme olduğuna dair istifhamlar belirdi. Daha şimdiden en azından milletin yarısı, her türlü fiilî baskı ve açık tehditle geçen sürecin ardından halkoylamasının sayım ve dökümünün de güvensiz olduğuna kani.Hukukçular, hukuk devletinde, öncelikle vatandaşların sandığa yansıyan irâdesine halel verilmemesinin önemine dikkat çekiyorlar. “Mühürsüz oy pusulası”nın karıştırıldığı referandum sonrası, sahte oy pusulalarına ve usûlsüz sayıma yapılan itirazların sonuçlarının beklenmesi gerektiğini belirtiyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Oylama sürerken YSK’nın “üzerinde -seçim çevresinin- ilçe seçim kurulu başkanlığı mührü taşıyan sarı renkli oy zarflar’ yerine hiçbir mühür bulunmayan zarfların yahut arkasında mühür bulunmayan oy pusulalarının da ‘geçerli’ sayılacağı” bildirisi tam bir skandal oldu ve sonuçlara gölge düşürdü.
Hukukçular, değil sözü edilen 1.5 ile 2.5 milyon “geçersiz oy”un “geçerli sayılması”, bir oyun dahi bu tarzda “geçerli” sayılmasının oylamayı tartışmalı kıldığını belirtiyorlar.
Zira diğer genel ve yerel seçimlerin yanı sıra “Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halk oyuna sunulmasına” dair 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 68. maddesi 7. fıkrasının 1. ve 13. bentlerinde, “oylama işlemi”nde “arkası ilçe seçim kurulu mührü ile mühürlenmiş zarfların ve oy pusulalarının kullanılması”na hükmediliyor.
Bununla da kalınmıyor; sözkonusu kanunun 98’inci maddesinin 3. fıkrasında, “mühürsüz zarflar”ın ve 101’inci maddenin 1. fıkrasının 3. bendinde “arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan oy pusulalarının geçersiz sayılması gerektiği” hükme bağlanıyor. Dahası, mevzubahis geçersiz zarf ve pusulaların sayılıp derhal paketlenerek mühürlenip tutanaklara geçirilmesi şart kılınıyor.
YSK Başkanı’nın “Üzerinde mühür olmayan zarflarla, arkasında mühür olmayan oy pusulaları -dışarıdan getirildiği ispat edilmedikçe- geçerlidir” savunmasının ve “daha önce de olmuş” ve “seçim sonuçlarını etkilemez” açıklamasının hiçbir hukukî kıymeti bulunmuyor…