Nisan 22, 2017 09:20 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Yargıtay'dan yeni karar: Duvara yazıyı örgüt üyeliğine soktular

Evrensel:

HDP'nin olmadığı 1118 sandıkta yüzde 90 'Evet' çıktı

Yeniçağ:

YSK protestolarına polis müdahalesi

Yeni Mesaj:

Rusya'dan Türkiye'ye rest!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları

…***

Hikmet Çetinkaya, 22 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “YSK ne yapıyor?...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“MYK sonrası konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selin Sayek Böke, önemli bir açıklama yaptı: “Halkoylamasından evet çıkmamış ve bir anayasa değişikliği gerçekleşmemiştir. Halkoylaması yok hükmündedir.” CHP sözcüsü Böke, halkoylamasındaki şaibe tartışmaları üzerine Meclis’ten çekilmek dahil tüm haklarını kullanacaklarını söylerken, CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, “Sine-i millet konusunu tartıştık ama doğru olmayacağına karar verdik” dedi. Perşembe günü ise Cumhuriyet’in manşeti şöyleydi: “YSK’den şaibeye kılıf...” Alican Uludağ’ın haberi ilginçti...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelre yer veriyor:

...***

Ne diyordu arkadaşımız Uludağ:

“Mühürsüz oy geçerlidir kararı, YSK tarafından üç gün sonra açıklandı. Kararda, mühürsüz oy kullanılmasının yasaya aykırı olduğu itiraf edilirken bunun seçmene yüklenebilecek bir kusur olmadığı öne sürüldü.YSK, sandık görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunulacağını da ilan etti. Açıklamanın, CHP’nin itirazının ardından gelmesi de dikkat çekti. Ana muhalefet partisi kararı görmeden YSK’ye itiraz etti.” Şimdi önemli olan sorular şu:Mühürsüz oy kararı, seçimden üç gün sonra neden yayımlanabildi? Oy kullanma hakkına atıfta bulunan YSK, suçu niçin sandık kuruluna attı? Bu iki soru çok önemli... Yanıt verilmesi gerekiyor...Erdal Aksünger başkanlığındaki CHP heyeti, halkoylamasındaki usulsüzlüklere ilişkin YSK Başkanı Sadi Güven’i ziyaret etti. Güven’in konuya ilişkin açıklaması kısaydı: “Düşüncemi söylemem, ihsası rey olur...” Güven, öteki soruları geçiştirdi...CHP’li Aksünger’in açıklaması ise ilginçti: “Net yanıt verecek durumda değiller. Çok tedirginler. Diken üstünde oldukları belli.” Böylece serbest ve demokratik seçime gölge düştü... CHP İstanbul İl Başkanı Cemal Canbolat halkoylamasının her türlü şaibeye açık olarak yapıldığının altını çizdi, 15 ilçede seçimlerin iptalini istedi. 1900 sandık ve 200 bin oy... Bu arada CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklaması çok önemli:

“16 Nisan’da hükümet ve YSK işbirliğinde milli iradeye darbe yapılmıştır.” Bu arada bir başka konunun altını çizeyim: İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya gibi büyük kentlerde hayır oylarının fazla çıkmasının faturası belediye başkanlarına çıkarılacak. AKP, özellikle Ege ve Akdeniz’in kıyı-iç kesimlerinde yeni bir örgütlenmeye gidecek...Anayasa hukukçusu İbrahim Ö. Kaboğlu ise şöyle bir saptama yapıyor:

“16 Nisan oylamasında hukuksuzluklar zinciri birbirini izledi: Üzerinde İlçe Seçim Kurulu ve sandık kurulu mührü bulunmayan zarflar geçersiz sayılır (md. 98) ve arkasında sandık mühürü bulunmayan oy pusulaları geçersizdir şeklindeki açık yasaklara karşın, mühürsüz zarf ve pusulalar geçerli sayıldı.”

Oysa YSK, seçimleri iptal veya mühürsüz pusula ve zarflar yoluyla kullanılan oyları iptal dışında bir seçeneğe sahip değildi.

Bunun yerine, oylama sürerken; mühürsüz oyların dışarıdan getirildiği kanıtlanmadıkça geçerli olduğuna dair karar verdi. Karar, geçmişe aynı doğrultuda verdiği kararlara atıfla gerekçelendirilmeye çalışıldı... Ne var ki, adı geçen maddeler 2010’da değiştirildiği gibi geçmişte benzeri kararlar verilmiş olsa da, yanlış tekrarını haklı kılmaz. Hukukta bir kural var: kötü kural emsal teşkil etmez, biçiminde. Şimdi bir soru:Anayasa Mahkemesi, YSK kararlarına karşı başvuru makamı mı? Bunu engelleyen bir düzenleme olmadığı gibi, AYM’nin konuyla ilgili kararları da bu yolun açık olduğunun teyidi yönünde...

…***

Ender İmrek, 22 Nisan tarihli Evrensel gazetesinde, “Demokrasiyi sokakta kazanmak...”başlıklı yazısını okuyuucularla paylaşıyor.

“Bir önceki yazıda referandum için; “ Evet” çıkması diktatörlüğe gidişi hızlandırır... “Hayır” demokratik bir yönelime kapıyı aralar” demişiz.15 Nisan tarihli yani referandumdan bir gün önceki yazıyı şöyle bitirmişiz; “Velhasıl bir diktatörlük yönetimi öngören anayasa referandumunda “hayır”tüm Türkiye halklarının, tüm işçi ve emekçilerin yararınadır. “Evet” demek Türkiye’yi koyu bir diktatörlüğe götürecektir. Çıkarsa dünyanın sonu değil, daha şimdiden güçlü bir muhalefet yaratılmış oldu, mücadele sürecektir...Ancak “hayır” demek, kötü gidişata ve diktatörlüğe dur demektir. Ve güçlü halk muhalefetinin demokratik bir yol açmasına olanak yaratacaktır.”diyen yazar, yazısının devaında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Demokratik bir yol açmak için; “hayır” diyelim!”

Referandum sonuçlandı. Eşit olmayan propaganda ve örgütleme olanaklarına, aralıksız süren türlü baskıya, hukuksuzluğa, faşizan uygulamalara rağmen gelişip güçlenen ‘hayır’ mücadelesi 16 Nisan’da sandıktan da güçlenerek çıkmıştır. Gerçek budur.

Matematiksel sonucun, yüzde birlik puanın iktidardaki zorbalar için bir anlamı olabilir, ancak gerçek hayatta, halk ve dünya kamuoyu nezdinde bir kıymeti yoktur.

AKP iktidarı ve Erdoğan yönetimi referandumda büyük bir darbe, bir yenilgi almıştır.

Bakmayın siz onun “1-0 ile 5-0 farkı yok” demesine...

Bu yara ve yenilgi onun uykularını hepten kaçıracak ve iflah etmeyecektir. Her girişimi, her hamle iktidarı içeriden ve dışarıdan daha çok sıkıştıracak, tükenmesini hızlandıracaktır.

İktidardakilerin, yenilgiyi başından beri varsaydıklarından milyonlarca mühürsüz oy ve zarfı her iki durum için kullanmak üzere hazırlamış oldukları anlaşılıyor. ‘Hayır’ı terse çeviremez olacaklarını anlamaları halinde “Mühürsüz oylar ve zarflar var, seçim iptal edilmelidir” diyecekler ve emirlerine amade YSK’ye seçimi iptal kararı aldıracaklardı.

Sandıkların açıldığı ve hilelerin başladığı ilk saatlerde güçlü bir halk direnişi görmemiş olmalarının da yarattığı rahatlıkla devlet-parti el ele seçim sonuçlarını ters yüz edecek olan “mühürsüz oylar geçerlidir”  diyerek önceden hazırlanmış blok ‘evet’ oyları mühürleyerek yüzde 51.40 ile  “Pirus zaferi” bile denilemeyecek bir sonuç elde ettiler.

‘Hayır’ diyenler oldukça farklı politik ve örgütsel yönelim ve hedefleri olmakla birlikte, demokratik bir muhalefet odağı yaratmışlardır. Kaydedilmesi gereken ‘başkanlık’ denilen tek kişi diktatörlüğü/yönetimi olarak algılanan yeni gidişata karşı bir duruşun ortaya çıkmış olmasıdır.

Aslında yüzde altmış oranında diyebileceğimiz bir iktidar karşıtlığı, muhalefet gücü oluşmuştur, vücut bulmasa da şu ya da bu biçimde kendisini göstermiştir. Bu farklı gelişmenin iyi okunması gerek ve sönmesine, dağıtılmasına müsaade edilmeden demokratik bir kanalda ilerlemesine, dikkati ve enerjiyi bir merkeze yoğunlaştırarak oldukça esnek bir birleşik olarak devam etmesine kafa yorulmalıdır. Bu gelişme Türkiye’deki “sağ” “sol” gibi sınıf temelinden yoksun, suni ayrışmasının başka türlü bir yola girmesine de, sosyalistlerin yeni güçlerle birleşmesine de olanak yaratacaktır.

İktidar, metropolleri, yani sanayi merkezlerini, işçi ve emekçi yoğunluklu şehirleri karşısına almıştır. Artık bu merkezlerde güçlü bir muhalefetle karşı karşıyadır. Şimdilik henüz bir özgünlükle ortaya çıkmış olmasa da işçi ve emekçi merkezli bir mücadele hattının çok da uzun olmayan bir süre içinde buralarda belirgin bir hal kazanacağını öngörmek hiç de abartı olmayacaktır. Demokratikleşme güçleri için buralardaki kararlı, isabetli ve ısrarlı çalışma hiç de geç olmayan bir süreçte kendisini hissettirecektir.

…***

Mehmet Kara, 22 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “İlk iş OHAL’i uzatmak oldu, ama...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kimsenin aklının ucundan dahi geçmediği bir dönemde “Fiili durumu anayasal hale getirmek amacıyla” ortaya attığı 18 maddelik anayasa değişikliği referandumu geçtiğimiz haftasonu yapıldı.YSK tarafından resmî olarak açıklanmasa da yüzde 51.4 evet, yüzde 48.6 hayır olarak ilân edildi. Resmî sonuçlar açıklanır açıklanmaz 18 maddeden üç tanesi hemen devreye girecek. Cumhurbaşkanı AKP’ye dâvet edilecek, Hâkimler Savcılar Kurulu’nun yapısı değişecek, askerî mahkemeler kaldırılacak.Diğer yandan da referandum bitti, ama tartışması hâlâ devam ediyor. Yüksek Seçim Kurulu yapılan itirazları reddetmesine rağmen bu tartışmalar süreceğe benziyor.

…***

Referandumun hemen ardından yapılan ilk icraat OHAL’in uzatılması oldu. Pazartesi günü MGK akşam saatlerinde toplandı. Peşinden de bakanlar kurulu toplanıp “MGK’nın tavsiye kararını” onayladı. Ertesi gün sabah erken saatlerde Meclis’e gönderilen Başbakanlık tezkeresi yoğun tartışmalar arasında 3. kez uzatıldı. Böylece devleti yönetenlerin “45 günde biter” ya da “bir daha uzatılmasını istemiyorum” dediği OHAL, bir yılı doldurmuş olacak.

OHAL’in ilânından bu yana yayınlanan kararnamelerle 10 binden fazla kurum kapatıldığı, yüzbinin üzerinde memur ihraç edildiği, onbinlerce memurun açıkta olduğu düşünüldüğünde bu komisyonun ne kadar mağduriyetleri sonlandırabileceği ve bu işin altından nasıl kalkabileceği de tartışmalı…

Çıkan KHK’larla mağdurların olduğu yüksek sesle dillendirilmeye başlandığında hükümet, başta başbakanlık, ilgili kurumlar ve illerdeki valiliklere, mağdur olduğunu düşünenlerin müracaat etmesini istemişti. Mağdur olduğunu düşünen kamu görevlileri bu kurumlara itirazlarını yapmış, buralardan bir sonuç çıkmadığı görüldüğü için bu komisyon oluşturulmuştu. En azından böyle söylenmişti…

Başbakan Binali Yıldırım’ın komisyonun kurulduğu günlerde söylediği “Geç kalan adaletin adalet olmadığı”nı söylediğini bir kez daha hatırlatmakta fayda var.