Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: Merkez sağda yeni oluşum arayışı başladı
Cumhuriyet:
Venedik Komisyonu üyesi Aydın: Anayasasız bir dönem başladı
Evrensel:
Kadıköy'de referandum eylemi: Binler hayırına sahip çıktı
Milli gazette:
Yıldırım:Uyum yasalarını çıkarmak için muhalefetle uzlaşmayı tercih ederiz"
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
…***
Erdal Atabek, 24 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Hayır kazandı. Çok açık...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“23 Nisan 2017 artık ‘HAYIR’ kutlamaları ile anılacak. HAYIR kazandı. Çok açık. ‘Hayır’ diyenlerden çok ‘evet’ diye çırpınanlar biliyor bunu. Onca baskıya, onca suçlamaya, uğradıkları saldırıya dayanıp da ‘hayır’ diyenler, kazandıklarına inanmakta zorlanıyor. Ama ‘evet’ diye yırtınanlar, oy çalıp sandık kaçıranlar, korkutup sindirenler, para verip kandıranlar neden kaybettiklerini biliyorlar. ‘Hayır’ların yükselip kazanacağı anlaşıldığı anda YSK’nin karar değiştirip yasalara aykırı karar almak zorunda bırakılması da bunun açık kanıtı. HAYIR kazandı. Çok açık. Ülkenin bu büyük kazancı da çalındı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ülkenin bölünmesi için eyalet sistemine gerek yok.Ülke bölündü. Çok açık. Ülke, Cumhurbaşkanı, Başbakan, iktidar partisi tarafından bölündü.Ülke, ‘bizimkiler’ ve ‘onlar’ diye bölündü. Bu bölünmeyi destekleyenler artık yüzde 50 bile değil. Her gün daha da azalacak. ‘Bizimkiler’ dedikleri, giderek bir avuç ‘bağnaz dogmacı’nın küçük çevresi olarak kalacak. ‘Onlar’ dedikleri bizler, giderek artacağız. Bizler; Barışçı, paylaşımcı, kardeşçe uygar yaşamak isteyen, üretici, bilimle, sanatla çoğalan, eşitlik içinde kadınıyla, erkeğiyle ülkesiyle el ele yaşamak isteyenler çoğalacağız.
Bugünün ‘Hayır’ı, yarının Çağdaş Uygar Türkiye’sini yaratacak. Bunu bugünden görmemiz gerekiyor.Neden mi böyle oldu? Ah, zamanında göremediniz ki? Şimdi işbaşındaki iktidar ne yapıyor? Halkın iradesini ‘Tek Adam Rejimi’ne teslim etmeye çalışıyor. Toplumdan ‘evet’ istemesinin amacı bu. Ama bunu allayıp pullayıp yutturmak da kolay değil. Kabul etmeyip ‘hayır’ diyenleri terörist, hain, suçlu, günahkâr ilan ediyorsun. Muhaliflere salon vermiyorsun, sandıklara mühürsüz oyları dolduruyorsun. Cebir de var, hile de. ‘Cebren ve hile ile’ referandumda ‘evet’ kampanyası yürütüldü. ‘Cebren ve hile ile’ oylar çalındı. ‘Cebren ve hile ile’ hukuk ayaklar altına alındı. Ülke ‘hayırlılar’ ve ‘hayırsızlar’ diye ikiye bölündü. Şimdi ne mi yapılacak? Çok açıktır yapılacaklar. Hiçbir oldubitti kabul edilmeyecektir. Referandum hiç yapılmamış gibi çalışmalar sürdürülecektir. Bıkmadan, usanmadan, yorulmadan, savsaklamadan, kent kent, ilçe ilçe, ev ev, kişi kişi doğrular anlatılacaktır. Gene, bu doğrularda yer alan partiler, meslek kuruluşları, vicdan sahipleri, dürüst yurttaşlar birleşerek güçlerini bu hedefte birleştirerek çalışmalarını sürdüreceklerdir. Yaşayacaksak böyle yaşayacağız.Öleceksek böyle öleceğiz.Tertemiz bir vicdanla. İnsan gibi...
…***
Murat Muratoğlu, 24 Nisan tarihli Sözcü gazetesinde, “19 haneli çek yetmewdi, ülkeyi ipotekledi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP hükümetleri, 2003 başı ile 2016 sonu arasındaki 14 yılda toplam 3 trilyon 222 milyar lira vergi topladı… Böyle söyleyince sanki normalmiş gibi duruyor. Eski para ile söylesem hiç anlaşılmayacak ama söyleyeyim; 3 kentilyon 222 katrilyon lira vergi toplandı… Basitleştirelim; 3 milyon 222 bin tane bir trilyon liralık vergi toplandı. Yetmedi! Bırak harcamayı, bu parayla sıfır ülke satın alırsın. Öyle hesap makinelerine sığacak bir rakam değil… Hesaba özelleştirmeleri falan da dâhil etmiyorum. Yok, limanlar, araziler satılmış, madenler kiralanmış, Telekom, şu, bu, hiç saymıyorum. Lisans hakları, enerji dağıtım ihaleleri de bu rakamın içerisinde yer almıyor. Oralardan da dünya para geldi ama kim bilir nereye gitti?”diyen yazar, yazısını9n devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Borçlanmamız mı azaldı? Hayır! IMF'ye 23 milyar dolarını ödedik, çok daha fazlası masanın üzerinde… Türkiye'nin 2002'de 130 milyar dolar olan brüt dış borcu 430 milyar dolara yükseldi. Peki, bunca parayla ne yapıldı? Siz 14 yılda toplanan vergiyle kurulan fabrika gördünüz mü? Arayın bakalım, belki bulursunuz. Yollar, köprüler mi yapıldı? Hayır! Yaptırıldı… Devlet yapanlara 15‐20‐25 yıllık müşteri garanti paralarını vergilerimizle ödeyecek. Hani Cumhurbaşkanı her ortamda övünüyor ya, cebimizden bir kuruş çıkmadan yaptırıyoruz diye… Yaptırırken aynen öyle ama önümüzdeki 20 yıl boyunca ödemek için anamız ağlayacak…… Şimdilik açıklanan rakam, 123 milyar dolarlık garanti taahhüdü verdiğimiz. Bunlar bitenlerin garantisi… Halen yapılanlarla beraber siz rakamı üçe katlayın. Bunu ona yaptır, onu buna yaptır, sahi vergilerle ne yapılıyor? Bakın; İki Boğaz köprüsünün geçiş ücreti 3.50 liradan 7.0 liraya yükseltildi. İki kat artırıldı ama nafile… Yıllardır adeta para basan iki Boğaz köprüsünün gelirini artık üçüncü köprüyü yapanlara veriyoruz. Bütün büyük araçlar üçüncü köprüye yönlendirildiği halde geçen araçların parası da yetmiyor. İhale araç garantisinden de para alıyor. Köprüyü yaptırırken nasıl hesap kitap yaptılarsa artık! Hiç değilse bir çobana danışsaydılar. Osmangazi Köprüsü'ne hiç girmeyelim. O başlı başına bir kara delik… Şöyle söyleyeyim, eğer köprüyü devlet yapsaydı yıllar boyu ödeyeceğimiz para ile bir tane de yanına yaptırır yol şeritlerini de altın kaplama çektirirdik! Sözde cepten beş kuruş para çıkmadan şehir hastaneleri özel sektöre yaptırılıyor, 18 sağlık tesisi için özel sektöre 30 milyar dolar kira ödenecek. Yani efendilere 19 haneli çek yetmedi muhteremler gelecek vergilerimizi de senetle ipotekledi.
…***
Remzi Özdemir, 24 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Mobbingci banka”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Mobbing yani psikolojik baskı-taciz. Dünya bunu insanlık suçu sayıyor.Amerika ve Avrupalı şirketler için hakkında mobbing davası açılması utanç verici bir olay. Bu nedenle şirketlerinde görülen münferit olayları bile daha mahkeme aşamasına gelmeden milyonlarca dolar ödeyerek kapatmaya çalışırlar.Avrupa'da mobbingin en az hatta hiç görülmediği sektörlerin başında bankacılık geliyor.Bankacılık sektöründeki sendikalaşma ve yönetim şekli mobbinge kesinlikle izin vermiyor.Ya Türkiye'de?Türkiye'de mobbingin en çok görüldüğü sektör bankacılık.İşin en acı yanı ise mobbingi kendi ülkesinde adını bile duymaktan korkan yabancı sermayeli bankaların bunu Türkiye'de rahatça yapması. Bu bana dünyaca ünlü Amerikalı telefon markasının Çin'de üretim yaptırmasına benziyor. Telefon başına 50 USD daha ucuz üretim yaptıracak diye Çin'i tercih eden bu şirketin çalıştığı yerde her türlü mobbing baskı ve taciz yaşanıyor. Her yıl onlarca Çinli işçi, baskı yüzünden intihar ediyor.Türkiye'de de durum böyle. Kendi ülkesinde yapamadığını Türkiye'de yapıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bazı Avrupalı sermayeli bankalar mobbingin ana kaynağı. Haklarında onlarca dava var. Sadece yabancı demek haksızlık. Daha geçen gün Türkiye'nin ünlü bir bankası bile mobbinge mahkûm edildi.Duyan oldu mu? Hayır! Çünkü söz konusu banka aleyhine hiç bir gazete haber yapamaz. Çünkü o en iyi reklam kaynağıdır. İşin garip yanı bir sendikanın ilanını bile en demokrat gazeteler sırf o bankayı kızdırmamak için kabul etmedi. Böyle bir ülkede mobbing duyurulur mu?***Hele bir banka var ki, Allah düşman ülkelerin bile başına vermesin. Bu banka ne Çalışma Bakanlığı'nı ne de devleti takıyor.Bu banka hakkında açılmış onlarca mobbing davası var. Şu ana kadar sonuçlanan 4 davaya ilave olarak bir haber de Antalya'dan geldi.Banka 5. mobbing mahkûmiyetini aldı. Antalya Kumluca'da 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, bu bankayı bir kez daha mobbing suçundan mahkum etti.15 yıllık bankacılık hayatı sıfırlanan Tamer Yiğit, mahkemeye giderek bankası tarafından mobbing uygulanarak haksız yere işten çıkartıldığını öne sürdü. Mahkeme tanıkların ifadeleri ve bilirkişi raporlarının incelenmesinden sonra "mobbing vardır" kararı verildi.Verildi de ne oldu?Banka bir hayatı karartma karşılığında sadece 10 bin lira tazminat ödeyecek.Bir genç insanın 15 yıllık mesleki kariyeri ile birlikte yaşamı da sıfırlanıyor ve karşılığında 10 bin lira tazminat ödenerek bu işten kurtuluyor.Yani iki iphone parası.Türkiye gerçeği. Çalışma Bakanlığı nerede?Bu ülkede Çalışma Bakanlığı bankacılık sektöründe adeta patlayan mobbing hakkında ne adım atıyor? Türkiye artık bu mobbing utancından kurtulmak zorundadır. Türkiye Bankalar Birliği, mobbinge mahkûm edilen bu bankalar ile ilgili bir etik oluşturmalı ve bankacılık sektörünün utancı davalara son verdirmeli.AİHM yolu gözüküyor.Mobbing ile karşı karşıya kalan bankacıların bu bankaları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne şikayet etmeleri artık kaçınılmazdır.