Nisan 29, 2017 09:18 Europe/Istanbul

Aydınlık: FETÖ devletin tüm birimlerinde

Birgün:

Ümit Özdağ'dan yeni parti açıklaması

Güneş:

Kalın: FETÖ mese4lesinde ABD net olmalı

Yeniçağ:

Karamollaoğlu: "İktidar  kendi bekası için çalışıyor"

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları

…***

Işık Kansu, 29 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “İşçinin kıdem tazminatı onayı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yakın geçmişten bir öykü: Recep Tayyip Erdoğan Başbakan. Türk-İş yöneticileri ile görüşüyor. Sendikacılar, “Sayın Başbakan” diyorlar, “Bu kıdem tazminatı fonu konusu bizim işçi tabanında çok sıkıntıya yol açıyor. Gündeme getirmezseniz iyi olur.” Erdoğan, o bildik tavrıyla yanıtlıyor: “Biz, sizin tabanınızın ne düşündüğünü çok iyi biliyoruz, merak etmeyin.” Başta Deniz Baykal olmak üzere birçok muhalif halkoylaması öncesi her gittikleri ilde işçileri uyarmayı görev bildi: “Evet geçerse ilk işleri kıdem tazminatı fonunu getirmek olacak.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Son halkoylamasında ne oldu? İşçilerin yoğunlukta olduğu Bursa, Kocaeli, Sakarya, Tuzla, Gebze, Ümraniye gibi il ve ilçelerden “evet” çıktı.AKP iktidarı bu “evet”i, doğal olarak kıdem tazminatı fonuna da onay olarak algıladı. Kıdem tazminatının iş güvencesi ile bağını koparan fonun yaşama geçirilmesi için gerekli düzenlemeler tamamlanmak üzere. Sarayın yakın dostu Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay’ın “Kimse sabrımızı zorlamasın. Duymayanlar için tekrarlıyoruz; kıdem tazminatı işçiler için kırmızı çizgidir, son kaledir” sözleri de böylece havada kalmış olacak. Şimdiye değin emeğin tüm kalelerini zapt ettirenler utansın.Bir yandan “yargı bağımsızlığını yitirdi” diyeceksin, “yargıç”lardan oluşan YSK’nin halkoylamasındaki iktidar yanlısı tutumuna da doğrudan tanık olacaksın; diğer yandan hiçbir sonuç çıkmayacağını bile bile oylama sonuçları için Danıştay’a başvuracaksın! Bu başvuru, Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin kendi tabanına hoş görünmek için boşa kürek çekmesinden öteye hiçbir anlam ifade etmez. Hayır cephesinin en hareketli kesimi olan CHP tabanı, artık takkeyi önüne koyup 2019 seçimleri için şimdiden hazırlanmaya başlamalı. Öncelikli görevi de, CHP’de milletvekilliğinden, parti yöneticiliğine değin bütün sorumlulukları; “makam kapma”, “milletvekili ayrıcalıklardan ya da belediye olanaklarından yararlanma”, “ihale dağıtma”, “rant paylaşma”, “günü kurtarma”, “yan yatıp keyif çatma” gibi profesyonel siyasetçi davranışından kurtarmaları gerekiyor. CHP’yi, son anda akla esmiş devşirme adaylardan, sağcılaşmış sığlıktan, “Güneydoğu’da özerklikçi, İstanbul’da liberal” olan kafa bulanıklığından, küçük çıkarcılıklardan, eş-dost kayırmacılığından, hemşericilik, kökencilik uzaklaştırmak gerekiyor. AKP’de bin tane Ali’nin bir tane Recep Tayyip Erdoğan etmeyeceği anlaşıldı. Apar topar kongreye gidecekler. Zaten AKP’li olan saray, resmen AKP’li olacak. AKP güdümlüsü Devlet Bahçeli’nin “fiilen vardı, resmileştirdik” filan demesine bakmayın. Milyonlarca “hayır” karşısında sarayın bu kez işi zor, çok zor.

…***

Remzi Özdemir, 29 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bankalar ve gizlilik ihlali”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Perşembe günü gazetelerde bir haber çıktı. Bir çete 850'li hatlarla sahte banka çağrı merkezi kurup milyonlarca liralık vurgun yapmış.Polisin yaptığı operasyonda dolandırıcıların bulunduğu adreste bir diskte 20 milyon Türk vatandaşının bankalardaki hesap bilgileri çıktı.Herkes haberde paranın boyutuna ve dolandırıcıların tekne kiralayıp eğlenmelerine odaklandı.Burada asıl önemli haber dolandırıcıların ofislerinde bulunan 20 milyon kişinin hesap bilgileri.Dolandırıcılar bu hesap bilgileri olan kişileri arayıp, "şu numaralı kartınızdan şu kadar para çekildi" diyerek sizden şifrelerinizi ele geçirmek için tuzak hazırlamışlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Hiç kimsenin bilmediği sadece bankanın bildiği bilgileri söyleyince insanlar çok rahat dolandırıldı.Her halde beni bile arasalar ben bile inanırım.Kredi kart numaramı ve tüm harcamalarımı söyleyince ne yapabilirim ki inanmaktan başka.Gelelim 20 milyon hesap bilgilerine...Sadece bankada olması gereken çok ama çok gizli bilgiler bu dolandırıcıların eline nasıl geçti?Türkiye'de bankalar bu bilgileri nasıl bu kişilere kaptırdı?Bankaların yeterince güvenliği mi yok, yoksa sistemin bir açığı mı var?Ya da sistemden birisi mi bu bilgileri sattı-verdi.Sistem güvenli mi?İlk olarak bankaların sisteminin ne kadar güvenli olup olmadığını ele almak lazım.Bankalar güvenlik sistemine büyük para harcıyorlar. Bunu biliyoruz. Ancak bir iki ay önce yerli sermayeli bir bankanın sistemine sızdıkları ve kredi kartlarından milyonlarca lirayı çaldıkları da bir gerçek. Bu yerli sermayeli banka bunu müşterilerine yansıtmadı. Zararı sigorta şirketi karşıladı. Ancak yine de en büyükler arasındaki bu banka "sistemin tartışılmasına" neden oldu.Yani en iyi banka, en iyi teknoloji ödülleri alan bir bankayı bir kaç korsan çok kolay soyabiliyorsa, burada durup düşünmek lazım.BDDK bu bankaların sisteminin güvenliğini test etmek zorunda. Yani bu sorun sadece bankanın değil aynı zamanda tüm Türkiye'nin sorunudur.Kim verdi?Dolandırıcılar 20 milyon kişinin hesap bilgilerini banka içinden birilerinden elde etmiş olabilirler mi?Bu da bilinmiyor. Ancak eğer öyle bir şey varsa o daha da vahim bir durumu ortaya çıkartır. Çünkü on binlerce kişinin çalıştığı bir bankada bir ya da bir kaç kişi 20 milyon vatandaşın hesap bilgilerini dışarıya sızdırabiliyorsa bu bankacılık sisteminin tartışılmasına neden olur. Bunun pek olacağını sanmıyorum.Peki sorun nedir?Bana göre bu bilgilerin sızmasında bankaların Kredi Kayıt Projesi var. Bir çok bankanın istihbarat amacıyla kurduğu bu kuruluş, tüm bankalardaki bilgileri bünyesinde barındırıyor. Yani kredi kart bilgileriniz, harcamalarınız ve daha bir çoğu. Bütün bunlar bir işlemden geçerek size not veriyorlar. Bankalar buna KKB notu diyor.Kredi Kayıt Bürosu'nda toplanan bu bilgiler daha sonra bütün bankaların paylaşımına açılıyor. Yani A veya B bankasında çalışan bir kişi cumhurbaşkanından tutun da sıradan, sokaktaki bir kişinin dahi tüm kart ve özel bilgilerini görebiliyor. BDDK'nın Kredi Kayıt Bürosu konusuna çok ciddi bir şekilde el atması lazım. Bankaların güvenliği için oluşturulan bu kuruluş biz vatandaşın güvenliğini ne kadar sağlıyor. Buna ancak BDDK inceleyip karar verebilir.

…***

Mehmet Kara, 29 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Nerede kalmıştık?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Referandum bitti, YSK itirazları reddetti, Perşembe akşam saatlerinde de kesin sonuçları açıkladı. Ancak tartışması devam ediyor. Öyle görünüyor ki, Anayasa Mahkemesi’ne sonra da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurulacak.Türkiye son iki aydır referandumla yatıp, referandumla kalktığı için Türkiye’nin bir çok meselesi unutuldu, unutturuldu. Halı altına itilen halkın gerçek gündemi halının altından yavaş yavaş çıkıyor.Geldiğimiz noktada Türkiye gerçeklerle yüzyüze kalıyor. Bu meselelerin başında göstergelerin kötü olduğu ekonomi ve Türkiye’nin 1959 yılından beri girmeye çalıştığı, ancak darbeler, ara dönemler ve ülkeyi yönetenlerin kimi zaman gönülsüz kimi zamanda girilmesini istemediği bu yüzden de Türkiye’nin bir türlü giremediği Avrupa Birliği meselesi bunların başında geliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

En başta halkın cebini direkt ilgilendiren enflasyon rakamları 2 haneli rakamlara tekrar çıktı ve yükselmeye de devam ediyor. Nisan başında açıklanan enflasyon rakamı yüzde 11.29 oldu. Bu rakam son 9 yılın en yüksek rakamı…

Maliye Bakanlığı Mart ayında gelirlerin yüzde 3 azaldığını, giderlerin ise yüzde 25 arttığını açıklamıştı. Öyle görünüyor ki, 3 Mayıs’ta açıklanacak enflasyon oranı bu rakamın da üzerinde olacak.

Referandumun hemen ardından “fiyat ayarlamaması (!)” şeklinde yapılan zamlar sağanak şeklinde geliyor. En son olarak akaryakıta yüzde 3, elektriğe yüzde 10, emlak ve taşıt vergisine yüzde 8, köprü ve otoyollara yüzde 23… Bu liste daha devam edip ediyor. Akaryakıta yapılan zam iğneden ipliğe her şeye zam anlamına geliyor.

“16 Nisan’da ‘Evet’ çıkarsa ekonomi uçacak’ denilirken bu zamlarla mı uçacak?” sorusu sorulmaya başlandı.

Son açıklanan işsizlik rakamları da “gerçek gündemi” hatırlatan başka bir ekonomik gösterge oldu. Geçen yılın aynı ayına göre işsizlik oranı 1.9 puan artarak yüzde 13 oldu. Bu son 7 yılın en yüksek oranı. İşsiz sayısı 4 milyona dayandı. Genç işsizlik rakamı ise çok ürkütücü, yüzde 24.5. Yani her 4 gençten birisi işsiz. Bunun resmî rakamlar olduğunu hatırlatalım. Kayıtdışı işsizliğin yüzde 32.5 olduğu söyleniyor.

Nisan ayında dört kişilik bir ailenin açlık sınırı bin 518, yoksulluk sınırı ise 4 bin 944 lira oldu. Asgarî ücretin bin 400 lira olduğu düşünüldüğünde milyonlarca insanın açlık sınırı altında ücret aldığı ortaya çıkıyor.

Ekonominin bu durumu göz önünde iken sivil toplum kuruluşlarının sessizliği ise düşündürücü.