Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: 15 Temmuz’da darbenin merkezindeki AKP’li vekille ilgili şok iddialar
Milligazete:
AK Parti MYK ve MKYK toplanıyor
Yeni Mesaj:
OHAL'de 35 intihar!
Yeniçağ:
3939 kişi kamudan ihraç edildi
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
…***
Esfender Korkmaz, 30 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Hani ihracat 500 milyara çıkacaktı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Mart ayında açıklanan verilere göre, Ocak-Mart üç aylık ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9.2 ve ithalat ise yüzde 7.7 oranında arttı. Dış ticaret açığı yüzde 10.3 oranında azaldı.Yalnızca Mart ayı olarak, AB (28)'ye yaptığımız ihracat da arttı... Ancak geçen yıl Mart ayında AB'ye yaptığımız ihracatın, toplam ihracat içindeki payı yüzde 49.1 iken, bu sene bu pay yüzde 46.7'ye geriledi.Eskiden TL. değerli idi. Değerli TL Türkiye'nin ihracatta rekabet gücünü olumsuz etkiliyordu. Son yıllarda tersine dolar değerli oldu ve fakat yine de ihracat düşmeye başladı. Bu olay tamamıyla ekonomi yönetiminin yanlışlarından, Türkiye'nin dış politikada attığı hesapsız adımlardan ileri geldi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Beş yıl öncesine kadar AKP'nin Cumhuriyetin 100. yılı ile ilgili geniş hedefleri vardı. AKP bu hedefleri her platformda ve özellikle seçimde kullandı. Seçim beyannamesine yazdı. Bunlardan birisi de 2023 yılında ihracatın 500 milyar dolara çıkacağı hedefiydi.Mamafih, 2011 yılında o zaman Başbakan olan Sayın Erdoğan, partisinin seçim beyannamesini açıklarken 2023 yılı için 500 milyar dolar hedef koyuyordu.İhracattaki gelişme ise maalesef tersine oldu. 2012 yılında 156.5 milyar dolar olan ihracatımız 2016 yılı için 142.5 milyar dolara geriledi.
Öte yandan bu sene Ocak-Mart dış ticaret açığı geçen seneye göre yüzde 3.3 oranında azaldı. Ancak bu ekonominin kanayan yarası cari açığı ortadan kaldırmaz. Kaldı ki, turizm gelirlerinde de cari açığı artıran gerileme var.İthalatın yapısı da cari açığın çözümünü imkansız kılıyor. 2017 yılının ilk üç ayında toplam ithalat içinde, ara malı ve hammadde ithalatının payı yüzde 74.7 oldu. Bu bizim üretim yapımızın, ithal hammadde ve ara malına bağımlı olduğunu gösteriyor. Başka bir ifade ile ithalat yapmazsak içerde üretim de yapamayız. O zaman bu tablo değişmezse, cari açık da değişmez. Ayrıca, ithal ara malı ve hammadde ihracat malları üretimi içinde daha yüksek, yüzde 60'ın üstünde bir yer tutuyor. Yani biz her 100 dolarlık ihracat için kabaca 60 dolarlık ithalat yapmalıyız. Bu sorun hem ihracat artsa bile cari açığın devam edeceğini ve hem de ihracatın yarattığı katma değerinde düşük olduğunu gösteriyor.Çözüm, ara malı ve hammaddeyi içeride üretmemizdir. Bunun için de hukuki ve siyasi alt yapı olmalıdır. Bir gün olursa, cari açık çözülebilir.
…***
Mehmet Kara, 30 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde,” Son başbakan kim olacak?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
““AK Parti zaten bir kongre sürecine girmiş durumda. Bir kan, can tazelemesi yapacağız. İnşallah 2018’de olağan kongremizi gerçekleştireceğiz. 2019’da Mart yerel seçim, 3 Kasım 2019’da meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilenecek” demişti Başbakan Binali Yıldırım, ama öyle olmayacak.Yıldırım, referandumun ardından partisinin bundan sonraki yol haritasını açıkladığı beyanlarının gazetelerde “olağanüstü kongre yok” başlığıyla verilmesine şaşırmıştık. Şaşırmakta haklı çıktık. Yıldırım takvimi açıklamakta erken davranmıştı! Önce söylediği takvim bir iki gün içinde değişiverdi…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
16 Nisan’daki halk oylamasında 18 maddenin yüzde 51.41’le kabul edilmesiyle birlikte üç madde hemen yürürlüğe girdi. HSYK’nın yapısı değişiyor. Meclis tarafından HSK’ya seçilen 7 üyelik için müracaatlar başladı. Geri kalan 4 üyeyi cumhurbaşkanı belirleyecek. Adalet Bakanı ve Müsteşarı da “doğal üye” olduğu için toplam 15 üyeli yeni HSK bir ay içinde yeni yapısına kavuşacak.
İkincisi askerî yargı kaldırılıyor. Anayasa Mahkemesi’nin askerî üyesinin görevine son verilecek. Diğer üyelerin görev süreleri bitince yeni üyeler seçilecek… Değişiklikle Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 15’ini Cumhurbaşkanı atayacak.
Hemen uygulanacak üçüncü değişiklik ise, Cumhurbaşkanı’nın partisine üye olmasının yolunun açılması... 2 Mayıs’ta Erdoğan’ın partisine üye olması bekleniyor.
Binali Yıldırım’ın ilk açıklamasına göre, cumhurbaşkanının 2018 yılı içinde parti genel başkanı olacağı düşünülüyordu. Ancak bu açıklamadan günler sonra Yıldırım’ın ifade ettiği takvimin epey değiştiği anlaşılıyor.
Buna göre, partinin en yetkili organının 2 Mayıs’ta toplanıp, 21 Mayıs’ta AKP’nin olağanüstü kongresini toplama kararı vermesine kesin gözüyle bakılıyor. Olağanüstü kongreler cumhurbaşkanı seçimi, Ahmet Davutoğlu’nun görevi devrettiği kongrede yaşanmıştı. Bu AKP için 3. olağanüstü kongre olacak.
Erdoğan 2 yıl 9 ay sonra tekrar partisinin başında genel başkan olacak. Binali Yıldırım ise daha bir yılını doldurmadan genel başkan koltuğunu bırakacak.
Kongre öncesi ve sonrasında AKP’de taşlar yerinden oynayacak. Bakanlar kurulunda geniş çaplı değişiklik bekleniyor. Partinin yetkili organlarında da değişikliğe gidilmesi kesin… Başbakan Yıldırım bunu “kan tazeleme” olarak nitelendiriyor. Daha şimdiden kimlerin bakan olacağı, kimlerin gideceği ile ilgili tahminler, yönlendirmeler başladı.
21 Mayıs’tan sonra “partili cumhurbaşkanı” sistemi de başlamış olacak. Cumhurbaşkanı’nın partideki makamı hazırlandı bile…
Bundan sonra merak edilen ise, Yıldırım’ın durumu, Erdoğan’ın mesailerinin tanziminin nasıl olacağı, bakan ve AKP MKYK’da yapılacak değişiklikten sonra yaşanacaklar. Bir de tabiî ki erken bir seçimin olup olmayacağı…
Yıldırım başbakan olarak kalacak mı? Bu görevi 3 Kasım 2019’a kadar sürdürecek mi, yoksa son başbakan başka bir isim mi olacak? Malûm bu tarihte başbakanlık makamı kalkıyor. Partide bir görevi olacak mı? Eş başkanlık ya da genel başkanvekili gibi bir makama mı gelecek? Bütün bunlar önümüzdeki günlerde epey tartışılacak.
Esas olan ise Cumhurbaşkanı’nın mesailerini nasıl tanzim edeceğinde. Cumhurbaşkanı aynı zamanda AKP Genel Başkanı olacağı için hem devlet işleri hem de parti işleri ile uğraşacak. Salı günleri partisinin grup toplantısında konuşacak, ardından genel kurula katılacak. Sonra Cumhurbaşkanlığı’na geçip devlet işlerini yapacak… Kabine değişikliğini başbakan mı hazırlayacak, Erdoğan mı?Cumhurbaşkanı sıfatıyla AKP’yi de yönetecek olması “tarafsızlık” konumunu hep tartışılır hale getireceği kesin.
…***
Serdar Değirmencioğlu, 30 Nisan tarihli Evrensel gazetesinde, “AKP usulü 23 Nisan”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye’de kamu çıkarı da, çocuk hakları da artık bir top. İktidar milyonların öncelikleri ile her gün top oynayabileceğini düşünüyor. Bu bir siyasi ortamda, 23 Nisan da bir top. Çocuk haklarının ciddiye alınmadığı o “geleneksel” 23 Nisanlar bitirildi; yerine AKP usulü 23 Nisan konuldu. Ana motif, koltuk. Asıl olan ise propaganda.Yeni tür 23 Nisan’ın henüz yeterince sokulamadığı, çocukların az da olsa söz haklarını kullanabildikleri, akıllarından geçenleri dile getirebildikleri törenlerde çocuklar neler söylediler incelemeye değer. Bu yolla çocukları aslında nelerin ilgilendirdiği ile onlara nelerin dayatıldığı arasındaki uçurumu kavramak mümkün olabilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
İstanbul’dan başlayabiliriz. Vali koltuğuna oturtulan öğrenci, İstanbul’u çok sevdiğini; fakat trafikten dolayı oldukça sıkıldığını belirtmiş. Ardından Türkiye’de kitap okuma oranının düşük olduğunu vurgulamış ve kütüphaneler yapılmasını, halka açık alanlara kitaplar konulmasını istemiş. Başka? Çocuklar için park alanları. Kent yaşamını engelliler için kolaylaştıracak önlemler. Hayvanların kış koşullarından korunabilecekleri barınaklar.
Bu istekler hem kamu yararını, hem de çocukların yararını düşünen herhangi bir yönetici için temel öncelikler olabilirdi. Ama hiçbiri ciddiye alınmadı ve alınmayacak. İktidar kitaplardan ve kültürden korkuyor, kütüphane sevmiyor. Dahası kentlerine, yeşil alanlara ve haklarına sahip çıkanları düşman olarak göstermeye, onları “çapulcular” gibi yakıştırmalarla aşağılamaya çalışıyor.
Asıl hedef propaganda olduğu için, içinde çocukların yer aldığı kurgulanmış mizansenler gerekiyor. Örneğin başbakan koltuğunu devralacak öğrencinin, “15 Temmuz şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize hayırlı bir ömür!” demesi önem taşıyor. Daha kötüsü de var. Kayseri’de ana sınıfı öğrencilerinin çatışma anında bir askerin ölümü ve üzerine bayrak örtülmesini içeren, “Kınalı Kuzular ve 15 Temmuz” adı verilen bir mizansen canlandırmaları sağlanabiliyor. Bu korkunç ama iktidar propaganda istiyor.
İşte AKP usulü 23 Nisan. İçinden çocuk hakları değil; tam tersine, propaganda ve hatta ölüm çıkan törenler. Bu şaşırtıcı değil çünkü iktidar için çocuklar yalnızca birer araç.