Mayıs 01, 2017 09:07 Europe/Istanbul

Evrensel: Kayserili işçiler, 1 Mayıs'ı kutlatmayan patronlara tepkili

Milligazete:

Zonguldak'ta antitank füzesi parçaları ele geçirildi

Karar:

Hatay’da çatışma

Aydınlık:

ABD koalisyonu yüzlerce sivili öldürdü

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları

…***

Esfender Korkmaz, 1 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Hani ihracat 500 milyara çıkacaktı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Mart ayında açıklanan verilere göre, Ocak-Mart üç aylık ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9.2 ve ithalat ise yüzde 7.7 oranında arttı. Dış ticaret açığı yüzde 10.3 oranında azaldı.Yalnızca Mart ayı olarak, AB (28)'ye yaptığımız ihracat da arttı... Ancak geçen yıl Mart ayında AB'ye yaptığımız ihracatın, toplam ihracat içindeki payı yüzde 49.1 iken, bu sene bu pay yüzde 46.7'ye geriledi.Eskiden TL. değerli idi. Değerli TL. Türkiye'nin ihracatta rekabet gücünü olumsuz etkiliyordu.”diyen yazar, yazısının ndevamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Son yıllarda tersine dolar değerli oldu ve fakat yine de ihracat düşmeye başladı. Bu olay tamamıyla ekonomi yönetiminin yanlışlarından, Türkiye'nin dış politikada attığı hesapsız adımlardan ileri geldi. Beş yıl öncesine kadar AKP'nin Cumhuriyetin 100. yılı ile ilgili geniş hedefleri vardı. AKP bu hedefleri her platformda ve özellikle seçimde kullandı. Seçim beyannamesine yazdı. Bunlardan birisi de 2023 yılında ihracatın 500 milyar dolara çıkacağı hedefiydi.Mamafih, 2011 yılında o zaman Başbakan olan Sayın Erdoğan, partisinin seçim beyannamesini açıklarken 2023 yılı için 500 milyar dolar hedef koyuyordu.İhracattaki gelişme ise maalesef tersine oldu. 2012 yılında 156.5 milyar dolar olan ihracatımız 2016 yılı için 142.5 milyar dolara geriledi. Öte yandan bu sene Ocak-Mart dış ticaret açığı geçen seneye göre yüzde 3.3 oranında azaldı. Ancak bu ekonominin kanayan yarası cari açığı ortadan kaldırmaz. Kaldı ki, turizm gelirlerinde de cari açığı artıran gerileme var.İthalatın yapısı da cari açığın çözümünü imkansız kılıyor. 2017 yılının ilk üç ayında toplam ithalat içinde, ara malı ve hammadde ithalatının payı yüzde 74.7 oldu. Bu bizim üretim yapımızın, ithal hammadde ve ara malına bağımlı olduğunu gösteriyor. Başka bir ifade ile ithalat yapmazsak içerde üretim de yapamayız. O zaman bu tablo değişmezse, cari açık da değişmez. Ayrıca, ithal ara malı ve hammadde ihracat malları üretimi içinde daha yüksek, yüzde 60'ın üstünde bir yer tutuyor. Yani biz her 100 dolarlık ihracat için kabaca 60 dolarlık ithalat yapmalıyız.  Bu sorun hem ihracat artsa bile cari açığın devam edeceğini ve hem de ihracatın yarattığı katma değerinde düşük olduğunu gösteriyor.Çözüm, ara malı ve hammaddeyi içeride üretmemizdir. Bunun için de hukuki ve siyasi alt yapı olmalıdır. Bir gün olursa, cari açık çözülebilir.

…***

Cevher İlhan, 1 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, “AB’nin çağrılarına olumlu cevap verilmeli”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Avrupa konseyi parlamenterler meclisi’nin “demokratik kurumların eksik işleyişi”yle Türkiye’yi yeniden izlemeye alma kararının ardından AP’nin sert içerikli taslak raporu, Ankara’nın AB vizyon(suzluğ)unu ortaya koyuyor.Raporda 15 Temmuz “darbe girişimi”yle mücadelenin haklılığı ve gerekliliği vurgulanırken; ardından özellikle son dönemde artan başta ifâde ve medya özgürlüğü ihlâlleri olmak üzere temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanması kınanıyor.Bu bağlamda, 150’den fazla gazetecinin tutuklanmasının ciddî endişe kaynağı olduğu belirtiliyor; özgür ve çoğulcu bir medyanın demokrasinin temel bileşeni olduğu hatırlatılarak bütün gazetecilerin derhal serbest bırakılması isteniyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu perdede OHAL altında on binlerce kişinin kamudan uzaklaştırılarak ihrâcının ve tutuklanmasının olumsuzluğuna dikkat çekiliyor.

Hâkim ve savcıların güçlü siyasî baskı altında olmasıyla hâkim teminatının olmadığı, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını ortadan kaldırdığı özellikle not ediliyor.OHAL şartlarında yapılan 16 Nisan referandum kampanyasındaki eşitsiz ve âdil olmayan propaganda imkânları ile oyların sayım ve dökümünde sahte oya ortam hazırlayan şâibe şüphesine dair bütün usûlsüzlük iddialarının bağımsız bir değerlendirmeye tâbi tutulması talebi tekrarlanıyor.Ve Avrupa Konseyi’nin ciddî endişelerinin paylaşıldığı belgedeki en çarpıcı husus, AB Komisyonu’na ve üye devletlere, referandumda oylanan ve yüzde 51.4 oyla geçtiği ilân edilen “anayasa paketi”nin değiştirilmeden uygulanması halinde Türkiye ile katılım müzâkerelerinin askıya alınması çağrısının yapılması. Son Anayasa değişikliğinin bu haliyle uygulanması durumunda Türkiye’nin AB standartlarından daha fazla uzaklaşacağının vurgulanması.Bu durum, bütün ikazlara rağmen, iktidarın hiçbir demokratik sistemde örneği olmayan ve “tek şahıs hâkimiyeti”ni esas alan “cumhurbaşkanlığı hükümeti”ni inadına dayatmasının Türkiye’yi ne denli vahim vartalarla karşı karşıya bıraktığının tescili oluyor.Bu noktada, AP’nin AB Konseyi’ne Türkiye ile demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel özgürlükler ve reformların desteklenmesi konusunda âcil zirve çağrısı büyük önem taşıyor.

…***

Nasuh Mahruki 1 Mayıs tarihli Sözcü gazetesinde, “AKP'nin iktidara geldiği 2002'de, ülkede 56 bin tutuklu ve hükümlü vardı”başlıklı yazısını okuuucularla paylaşıyor.

“AKP'nin iktidara geldiği 2002'de, ülkede 56 bin tutuklu ve hükümlü vardı. Bugün 201 bini aşmış durumda ve her geçen gün akıl almaz bir hızla artıyor. Adalet Bakanlığı'nın açıklamalarına göre, cezaevlerinde 15 Temmuz öncesinde 191 bin 423 tutuklu ve hükümlü varken, 17 Ağustos 2016'da 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 44 bin 800 hükümlü tahliye edildi. Buna rağmen 4 Ocak 2017 tarihi itibariyle, yeni tutuklananlar ağırlıklı olarak FETÖ'cüler olmak üzere tutuklu ve hükümlü sayısı 201 bini aştı… Görünen o ki, AKP yeni tutuklayacağı FETÖ'cülere yer açmak için içeridekilerden yaklaşık 45 binini serbest bıraktı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Merak ediyorum, eğer FETÖ, 15 Temmuz kanlı darbe girişimini yapmasaydı da bu insanlar serbest kalacak mıydı, yoksa şu anda aramızda, hapishanelerde yer yok diye 45 bin cezasını tamamlamamış suçlu mu dolaşıyor? Yine de asıl sorunumuz bu değil… 38'i 2016'da olmak üzere son on yılda ülke genelinde toplam kapasitesi 134 bin kişi olan 139 yeni cezaevi kuruldu. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından cezaevlerinde tutuklu sayısı hızla arttığı gibi cezaevi sayısında da artış oldu. 2006’da yedi, 2007’de sekiz, 2008’de 13, 2009’da sekiz, 2010’da yedi, 2011’de iki, 2012’de 14, 2013’te 10, 2014’te 14, 2015’te 18 yeni cezaevi kurulurken; 2016 yılında rekor bir yükselişle açılan cezaevi sayısı 38 oldu. Yaşanan rekor artışla birlikte cezaevi sayısı 382'ye yükseldi. Ancak ne yazık ki AKP'ye bu da yetmiyor ve şu anda harıl harıl, toplamda 100.000 kişi kapasiteli 175 cezaevi daha yapıyorlar. Acaba ne yapmaya çalışıyorlar diye insan sormadan edemiyor… Birilerinin AKP'lilere acilen Victor Hugo'nun ünlü sözünü hatırlatması gerekir; Bir okul açan bir hapishane kapatır. Referandum'da Evet'e %2'lik artış uğruna diplomatik skandal yaşadığımız, beğenmediğimiz Hollanda, yakın zamanda 6 hapishanesini kapattığını açıkladı. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, şeffaflık, hesap verilebilirlik, temel hak ve özgürlükler ve tüm nüfusa yayılan nitelikli eğitimle birlikte, insanlar açık olarak daha az suç işlemeye meyilli oluyorlar.Hukukun adil olduğu sistemlerde daha az suç işleniyor ve daha az cezaevine ihtiyaç duyuluyor… Oysa AKP'li 15 yılda nüfusumuz yüzde 13.8 artarken, tutuklu ve hükümlü sayısı yüzde 232 arttı. OHAL'le birlikte işler o hale geldi ki, 15 yıllık AKP iktidarında yapılan haksızlıklar, hukuksuzluklar, yasaklar 12 Eylül dönemiyle bile kıyaslanamaz artık. Travmasını yıllarca atlatamadığımız 12 Eylül dönemi bu yaşadıklarımızın beşte biri bile değildir. AKP travmasını nasıl atlatacağız bilemiyorum. 15 yıllık AKP'li yıllarda jet hızıyla artan cezaevi ve tutuklu, hükümlü sayılarını unutmadan bir de cezaevinin diğer ucu yargıda neler oluyora bakalım… Adalet Bakanlığı’nın Avukatlıktan Hakimliğe Geçiş Sınavı mülakat sonuçları geçen günlerde açıklandı. Artık şaşırmadığımız tipik bir AKP klasiği olarak, yazılı sınavda 80’in üzerinde puan alan birçok adayın mülakatta elendiği ancak 55‐60 puan alan bazı avukatların mülakatlarda kayırılarak hakimlik yolu açıldığı iddia ediliyor. Bu iddiayı ortaya atan CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş; En büyük adaletsizlik Adalet Bakanlığı’nda yaşanıyor, alınan 900 hakimden 800'ü AKP’de yöneticilik yapmış insanlar diyor… Görünen o ki, AKP'nin, adaleti FETÖ'cülere teslim ettiği 2010 Referandumunda yaptığı korkunç hatadan çıkardığı tek ders, yargıyı bu kez kendimize bağlarsak canımızın istediğini yapar ve bütün hukuk süreçlerini kendi lehimize kullanabiliriz olmuş.