Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: HDP’li Aydoğan’a yeniden tutuklama
Cumhuriyet:
Baykal'dan yol haritası: Kılıçdaroğlu koltuğu cumhurbaşkanı adayına bırakmalı
Milligazete:
Deniz Baykal: Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı adaylığına sıcak bakarım
Sözcü:
CHP’de A Takımı revizyonu geliyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
…***
Çiğdem Toker, 2 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “30 kanun değiştiren bir KHK”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye dokuz ayı aşan bir süredir OHAL rejimi altında. Dokuz ayı aşkın bir süredir, -15 Temmuz kanlı darbe girişiminin ardından ilan edilen- OHAL’e dayandırılan KHK’ler ile yönetiliyoruz. İlki 23 Temmuz 2016 tarihini taşıyan OHAL KHK’sinin numarası 667’ydi. Son iki kararnameyle (689, 690) birlikte, dokuz ayda çıkarılan KHK sayısı 23’e ulaştı. OHAL KHK’lerinin, TBMM’yi devre dışı bıraktığı çok söylendi. Tekrarda zarar değil yarar var: TBMM’nin, temel var oluş nedeni olan yasama faaliyeti açısından hükmü kalmamıştır. O kadar ki bundan sonra bir düzenlemenin kanun tasarısı biçiminde TBMM’ye getirilmesine sadece hayret etmeliyiz. 16 Nisan referandumundan epey önce fiilen başlatılan bu tablo, referandum sonucunun “kesinleşmesi”nin ardından hızlandı. OHAL KHK’leri bir yandan, devlet aygıtı içinde istenmeyen herkes ve her kesimin tasfiyesi için araçsallaştırılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Diğer yandan da Saray’ın manevra alanını rahatlatma hedefine uygun olarak her türlü kanunda istenilen her türlü değişikliği yapma aracı olarak kulanılıyor. Her iki durum da ağır hukuka aykırılık sonuçları doğuruyor. Olağanüstü halin konusuyla hiçbir ilgisi bulunmayan yönetim alanları, fırsat bu fırsattır mantığıyla yeniden dizayn ediliyor. Tarihi, milletvekilleri, personeli, kurumları, sistemiyle koca TBMM’yi işlevsiz kılan KHK’lerdeki “fırsatçılığı” metinlere hiç girmeden sadece madde sayısı ve değiştirdiği yasalardan bile görebilmek mümkün.Son yayımlanan iki OHAL KHK’si de böyle. 689 numaralı olanı, 3 bin 974 kamu görevlisini ihraç ederken, 690 numaralı KHK de TBMM’nin görev ve yetki alanına giren onlarca konu ve yasada önemli değişiklikler yaptı. 77 maddeden oluşan 690 sayılı KHK, 30 ayrı kanun ve üç KHK de değişiklik yapıyor.Bankacılık Kanunu, YÖK Kanunu, Sermaye Piyasası Kanunu, SGK Kanunu, Köy Kanunu, Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu, HSYK Kanunu, Yargıtay Kanunu değiştirilen yasalardan sadece birkaçı. OHAL KHK’leri geriye yürütülen hükümleriyle de temel insan haklarına aykırı nitelik taşıyor. Toplam 33 kanun ve KHK’yi değiştiren, madde ekleyen, çıkaran bir KHK marifetiyle, 15 Temmuz darbecileriyle mücadele edildiğine bizden inanmamız bekleniyor. OHAL KHK’si olma hasebiyle, FETÖ ile mücadele edildiğine inanmamız istenen konulardan birini örnek verelim. Misal, PTT artık BDDK’den izin almadan faaliyette bulunabilecek, elektronik para ihraç edebilecek. Oysa bankacılık sistemi dışındaki kurumların, para transferi meselesi eskiden çok özen gösterilen bir konuydu. PTT’ye durup dururken, piyasada otorite hüviyetine sahip düzenleyici kurumdan izin almadan faaliyet yapmasının, darbeleri bertaraf etme hamlesinden başka sebepleri olsa gerek. Bu noktada PTT’nin, bir başka OHAL KHK’siyle Türkiye Varlık Fonu kapsamına alındığını hatırlayabiliriz. Gerçek niyetin ne olduğunu şu an bilmemekle birlikte, en azından BDDK denetim ve izni dışına çıkarılmış bir bankacılık faaliyetinin karartılmış bir alan olduğunu söyleyebiliriz.OHAL KHK’si, kendisi için açılacak davalarda, husumetin hangi kurumlara yönetilmesi gerektiğini bile tarif ederken, “Uyum yasaları Meclis’e geldiğinde muhalefet nasıl bir yol izleyecek” sorusu zerre kadar etkileyici ve merak uyandırıcı değil. Bilakis anayasa değişikliği kapsamında çıkması gereken uyum yasaları için şu sorunun cevabının verilmesi daha mantıklı olmalı:“Ey AKP rejimi, ey Bakanlar Kurulu, elinizde OHAL KHK’si gibi müthiş bir imkân var. İstediğiniz gibi kullanıyorsunuz. Uyum yasalarında OHAL KHK’si yoluyla hızlı sonuç almak mümkünken neden TBMM’yi çalıştırmak istiyorsunuz?”
…***
İhsan Çaralan, 2 Mayıs tarihli Evrensel gazetesinde, “OHAL’e rağmen, coşkulu, görkemli, kitlesel bir 1 Mayıs!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“OHAL’in yerel idarenin başlattığı baskı ortamına, her girişimin “yasak diyerek karşılanmasına karşın ülkemizde 1 Mayıs, pek çok merkezde, özellikle büyük kentlerde bir çok sanayi havzasında ve emekçi semtlerinde, son birkaç yılın en görkemli ve kitlesel 1 Mayıs’ı olarak kutlandı.1 Mayıs’ı Türk-İş, Ankara Tandoğan Meydanı’nda kutladı. Hak-İş, Sağlık Bakanının da katılımıyla Erzurum’da, Kamu Sen Eskişehir-Odun Pazarı’da kutlarken Memur Sen ise kendini Kütahya’ya atarak 1 Mayıs’ı geçiştirdi. Gerek işçi yoğunluğunun kendisini hissettirecek kadar etkili olduğu kutlamalarda gerekse Gebze, Ankara-Tandoğan gibi yüksek işçi katılımlı kutlamalarda; Kıdem tazminatının fona bağlanmasına karşı çıkan, kamu emekçilerinin iş güvencesini savunan, “Taşerona hayır” diyen güvenceli çalışma isteyen,İş cinayetlerine karşı önlem talep eden, slogan ve pankartların yanı sıra OHAL’in kaldırılması, “Tek adam rejimine hayır” gibi taleplerin öne çıktığı gözlendi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Genel olarak ilerici demokrat güçlerin kortejlerinde ise, nispeten işçilerin emek mücadelesinin talepleri yer alsa da ağırlık olarak; Referandum sonuçlarına itiraz eden, “Tek adam” Erdoğan’ı, Hükümeti ve icraatlarını hedef alan, OHAL’in kaldırılması, ülkenin TMY ve KHK’lerle yönetilmesine karşı çıkan slogan ve pankartların öne çıktığı görüldü.Toplam açısından bakıldığında; bu yazının yazıldığı saatlere kadar gazetemize gelen bilgiler ışığında bakıldığında, 2017 1 Mayısı için şunları söyleyebiliriz:OHAL koşullarına, merkezi ve yerel idarenin siyasi ve sosyal ortamı terörize etme girişimlerine karşın 2017 1 Mayısı yaygın, coşkulu, son yılların en kitlesel olarak kutlanan 1 Mayıs’ı olmuştur.
Bu yaygın, kitlesel ve coşkulu 1 Mayıs’ın en önemli eksiği işçi katılımın azlığı olmuştur. Katılım azlığının başlıca nedeni, sendikaların ve sendika yöneticilerinin işçi ve kamu emekçisi kitlelerinin 1 Mayıs’a katılmasını, sınıfının taleplerini ortaklaştırıp sermayeye karşı güçlü bir mevzi tutmalarını engelleyen tutumları olmuştur. Türk-İş ve Hak-İş, Memur Sen, Kamu Sen, kendi düzenledikleri mitinglere bile işçileri, emekçileri “temsili olarak katma”ya özen göstermişlerdir.
Evet, 2017 1 Mayısı, pek çok bakımdan övülecek bir kutlama olarak gerçekleşti. Ama sınıflar mücadelesi tarihinde 1 Mayıs’la ilgili sayfalarda, Türkiye’nin 1 Mayısı için; “Türkiye’nin işçileri, ilerici demokrat güçleri, 2017 1 Mayısında OHAL’i, baskıları, gerilimli siyasi ortamı aştılar ama sendikal bürokrasiyi aşamadılar diye yazacaktır!” dersek bir abartı yapmamış oluruz.
…***
Arslan Bulut, 2 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Ayna ayna söyle bana ben diktatör müyüm?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Freedom House raporunda, basın özgürlüklerinin durumu açısından 199 ülke arasında Türkiye, 163'üncü, Avrupa'da ise 42'nci ve son sırada yer aldı. Listede Türkiye'nin hemen önünde Angola ve Myanmar ile paylaşan Çad ve Zimbabve bulunuyor. Türkiye, 2012-2016 yılları arasında notu 20 puan düşerek bu tarih aralığında basın özgürlükleri en fazla gerileyen ülke oldu. Türkiye 2016 yılında da 5 puan daha düşerek, Burundi, Nauru ve Belize ile birlikte, 6 puan düşen Polonya'dan sonra en çok not kaybeden ülke oldu. Bu açıklamadan birkaç gün önce de Sınır Tanımayan Gazeteciler, "2017 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi"ni yayınladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye, geçen yıla göre 4 sıra daha gerileyerek 180 ülke arasında 155'inci sırada yer aldı. Böylece, Türkiye son 12 yılda 56 basamak düşüş kaydetti. Türkiye geçen yıl olduğu gibi bu yıl da "gazetecilik yapmanın zor olduğu ülkeler" kategorisinde yer aldı. Avrupa Konseyi'nin hazırladığı raporda ise gazetecilere yönelik "psikolojik şiddet, cinsel taciz, online taciz ve fiziki şiddet tehdidi"nde Türkiye ilk sırada yer aldı. Rapora göre kendilerinin hedef alınarak gözetim altında tutulduğunu düşünen gazetecilerin oranı Türkiye'de yüzde 87 düzeyinde. En fazla otosansür yapan gazeteciler de Türkiye'de kaydedildi. Yüzde 51'lik bir kesim olayları daha az eleştirel verdiğini bildirdi. Son olarak BM Yüksek Komiseri El Hüseyin, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü vesilesi ile Türkiye'de tutuklu bulunan gazetecilerin durumuna dikkat çekti. Bilindiği gibi Cumhuriyet gazetesinin yazar ve yöneticileri, tutuklandıktan aylar sonra hazırlanan iddianamede haber ve yorumları delil gösterilerek suçlanıyor! Gazetecilik mesleğinin Türkiye'deki en önde gelen temsilcisi olan Rahmi Turan, yazısının başlığında "Bir de aynaya bakıp kendi halimizi görelim" diyor.Bu ifadedeki "kendi halimiz"i sadece basının değil "Türkiye'nin hal ve gidişi" olarak düşünelim!Zira bir ülkede basın özgürlüğü yoksa diktatörlük vardır!