Mayıs 03, 2017 09:52 Europe/Istanbul

Aydınlık: CHP 5 parça

Birgün:

Çok sayıda sosyal medya hesabı ve internet sitesine erişim engeli

Yeniçağ:

6 veya 7 bakan değişebilir

Karar:

Sandık CHP’yi karıştırdı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları

...***

Aydın Engin, 3 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “CHP’de kazan kaynıyor” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“CHP’de kazanın kaynamaya başladığının ilk belirtisi Deniz Baykal - Kemal Kılıçdaroğlu buluşması oldu. Buluşma sonrası açıklamalar sadece Baykal’dan geldi. Ardından kazanın kaynamakta olduğunu sezen Ahmet Hakan arkadaşımız Deniz Baykal’ı CNN Türk ekranına çıkardı. Baykal orada da baklayı ağzından çıkarır gibi oldu ama tam çıkarmadı da. Örneğin Kılıçdaroğlu’na 2019’da Cumhurbaşkanlığı’na aday olmayacaksa partinin başından da istifa etmesini önerdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Gazeteci tayfası “Acep ne demek istedi ve neden bunu önerdi, hesabı ne” diye düşünürken bu kez de Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı adayı olmasını önerir gibi yaptı. Biz, bu kez de CHP seçmenine, üyesine, milletvekiline, yöneticisine AKP kurucusu Gül’ü cumhurbaşkanı olarak önermek hangi akla hizmet eder sorusuna cevap ararken internet hareketlendi ve “Deniz Baykal aslında kendini cumhurbaşkanı adayı olarak öneriyor” yargıları öne çıktı. Ertesi gün Deniz Baykal sözlerine açıklık getirmek amacıyla yeni bir açıklama yaptı. Yine “Pek bir şey açıklamayan bir açıklama” ile karşılaştık... Ardından Kılıçdaroğlu CHP grup toplantısında kürsüye çıktı. “Parti içi kavgaya asla izin vermeyeceğiz. Kavga edenleri gerekirse kapının önüne koyacağız” diye gürledi. Acep referandum sonrasında partinin tutumunu benimsemeyip sert eleştiriler yönelten genç CHP’lilere, mesela Üsküdar’da referandum için alkışlanası bir çalışma yürüten partili gençlere mi aba altından sopa gösteriliyor, diye düşündük. Çünkü onun ötesinde CHP içinde kavga çıkaranlarla ilgili kamuoyuna yansıyan bir olay, bir çıkış duymuş değildik. CHP’yi ilgi odağına getiren bu çıkışlara bir de ve birden deneyimli CHP’li Fikri Sağlar’ın zehir zemberek açıklamaları ekleniverdi. Sağlar, “Artık fedakârlık bitti. Bütün gemiler yakıldı... Bir an önce olağanüstü kurultay yapılmalı” dedi. Buna yine dün sıcağı sıcağına Muharrem İnce’nin “Genel başkanın yetkisi dahilindedir olağanüstü kurultayı toplamak. İmza toplayıp olağanüstü kurultay istemektense kendisi toplarsa daha şık olur” sözlerini ekleyin. Kılıçdaroğlu haklıymış, CHP’de bir şeyler oluyor. Kavga mı bilemem ama bir şeyler olduğu, kazanın fokurdamaya başladığı ortada. Baykal’dan Fikri Sağlar’a, ondan Muharrem İnce’ye yükselen sesler olağanüstü kurultayın kaçınılmaz olacağını gösteriyor... Artık olağanüstü kurultayı Kılıçdaroğlu mu çağıracak, delegeler arasından yeterli imza toplanıp kurultay kararı mı alınacak, bilemem. Bildiğim, gördüğüm, gözlediğim CHP hareketli günlere gebe. Bu, parti içinde “Tazıya tut, tavşana kaç” çizgisinin aşılacağı bereketli bir açılıma mı yönelecek, yoksa “Eski hamam, eski tas, sadece tellaklar değişti” dedirtecek bir sonuç mu doğuracak bugünden kestirilemez. Ama önümüzdeki günlerde gazeteci takımının gündeminde CHP’nin epey yoğun bir yer tutacağını kestirmek yanlış değil.

…***

İhsan Çaralan, 3 Mayıs tarihli Evrensel gazetesinde, “Referandum ve 1 Mayıs’tan sonra gündem!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Siyasetteki yakın geleceğe dair gelişmelerle ilgili tartışmalar, referandum, 1 Mayıs gibi gündemin sıcak konularının gölgesinde kaldı.Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP’ye 33 ay aradan sonra yeniden üye olmasıyla, cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılacak olduğu 2019’a kadarki siyasi süreçte gündemin hemen bütün konuları da tartışmaya açılmış oldu. Erdoğan’ın partiye üyelik törenine, AKP’nin kurucuları, milletvekilleri ve AKP yöneticileri gibi çok geniş bir davetli topluluğu katıldı. Abdullah Gül’ün bu törene çağırılmamış olması herhalde bu törenin en akılda kalacak yanı olarak hatırlanacak.Ama böylece girilen süreç sadece Erdoğan’ın AKP’ye üye olmasıyla sınırlı değil. Tersine Cumhurbaşkanı Erdoğan, sadece protokol icabı değil, 21 Mayıs’ta yapılacak AKP’nin Olağanüstü Genel Kurulunda partisinin genel başkanı olmak için üye oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Eğer Erdoğan başka bir “çözüm” bularak, başbakanlığı da üstüne almazsa, 21 Mayıs’tan sonra, Erdoğan’ın AKP’nin genel başkanı ve partili cumhurbaşkanı, Binali Yıldırım’ın ise sadece “geçici başbakan” olduğu bir dönem başlayacak. Böylece de fiilen bütün güç Erdoğan’da toplanmasına karşın resmiyette hem AKP hem de Hükümet “iki başlı” hale gelmiş olacak!

16 Nisan’da kabul edilen anayasa değişikliğine ilişkin yüzlerce yasa maddesinin değiştirileceği de dikkate alındığında; fiili AKP-MHP koalisyonunun resmiyete de bürünmesi yüksek bir olasılık olarak gündeme gelmiş bulunuyor. Nitekim Bahçeli de Başbakan Yıldırım’la son yaptığı görüşmeden sonra koalisyon söylemleri karşısında vatan millet edebiyatına sarılmıyor; koalisyona katılmanın çıtasını yükseltecek açıklamalar yapıyor. Yani Erdoğan AKP’nin başına geçerken aslında MHP’yi de koalisyon ortaklığına alarak, himayesine almış olmayı da amaçlıyor. Nitekim yandaş basında “tanınmış bir kadın siyasetçinin ‘FETÖ’cü iddiasıyla tutuklanacağı” (Bu kadının Meral Akşener olduğu belirtiliyor) haberleri de MHP-AKP koalisyonunun bir şartı olarak da konuşuluyor.

MHP, referandumda görüldüğü gibi, bitmeye doğru gidişi, koalisyona katılarak önlemek istiyor. Ama, böyle bir koalisyonun AKP’de de huzursuzluğa yol açması beklenmeyen bir şey değil.

Bu kapsamda CHP’nin içinin de hızla ısındığı görülüyor.

Öncelikle CHP’nin 2018 başında yapılacak olan Olağan Kurultayı bir erken seçim ihtimali de gözetilerek, Kasım 2017’ye çekildi. Daha referandum sürecinde Deniz Baykal, Muharrem İnce gibi kişilerin Kılıçdaroğlu’ya karşı aday olmaya hazırlandıkları  söyleniyordu. Nitekim, önceki gece CNN’de Ahmet Hakan’ın “Tarafsız Bölgesi”ne çıkan Baykal; “CHP’nin başına geçecek kişi, cumhurbaşkanı adayı da olmalı. Cumhurbaşkanı adayıyım derse biz de Kılıçdaroğlu’nun arkasında dururuz” dedi. Ama “Benim bir talebim yok ama...” diye de ekleyen Baykal, Kılıçdaroğlu olmazsa kendisinin de aday olabileceğini de ima etti. Hakan’ın sorusu üstüne de Baykal, Abdullah Gül’ün de 2019’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 49’un adayı olabileceğini belirterek, Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili AKP içine de “ateş” atmış oldu.

1 Mayıs hazırlıkları süresince ve nihayet 1 Mayıs kutlamalarında açıkça görüldü ki; işçi sınıfının ve emekçilerin 2017 gündemi de çok nettir:

Kıdem tazminatının tasfiyesine karşı işçiler “genel grev kararı” da dahil her yolla mücadele etmeye hazırdır.3 milyon kamu emekçisini doğrudan ilgilendiren iş güvencesinin kaldırılmasına karşı mücadelenin önemi fark edilmiştir.İşçiler, “Taşeron çalışmanın yasaklanması” talebinin arkasındadır.TİS yılı olan 2017’nin, hem kamu emekçileri ve kamuda çalışan işçiler için hem de metal, petrokimya, cam gibi önemli iş kollarında grup sözleşmelerinde çetin bir mücadele olacağının farkındadırlar. Dahası işçiler ve emekçiler OHAL koşullarının ve KHK’lerin kendilerine karşı kullanıldığını görmüşler, bu nedenle de OHAL’in kaldırılmasını, istemektedirler.

Yine işçilerin, emek cephesinin önünde yer alan kesimi, “tek adam rejimi” konusunda da tutum almakta, “tek parti tek adam rejimi”ne karşı mücadelenin ülkenin geleceği bakımından önemini bilmektedirler.Dolayısıyla 2017 emek mücadelesi alanı bugünden itibaren son derece önemli gelişmelere sahne olacak bir mücadele alanıdır.

…***

Özcan Yeniçeri, 3 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Anayasa değişikliği kimin beka sorununu çözdü?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Mevcut anayasa darbe anayasasıdır.Millet iradesini vesayet kurumları vasıtasıyla işlevsiz kılmaktadır.İstikrarsızlığın ve kaosun kaynağıdır.Türkiye'yi koalisyonlara mahkûm etmektedir.Cumhurbaşkanı fiili durum yaratmaktadır, anayasal sınırları içine çekilememektedir.Fiili duruma uygun hukuki bir zemin yaratarak Türkiye'nin beka sorununu çözmek lazım vb. dediler.Her aşaması tartışmalı bir halk oylaması yapıldı.Sonuçta arzu edilen değişikliklerin kabul edildiği resmen açıklandı.Anayasa değişikliğinin ilk sonucu!On beş yıldır tek başına iktidarda olan AKP'nin Bahçeli ile birlikte halkoyuna sunduğu anayasa 2019 yılında yürürlüğe girecektir.Siyasi Partili Cumhurbaşkanlığı ve HSYK'nın yeniden teşekkül etmesini ön gören maddeler ise halk oylamasının akabinde yürürlüğe girecektir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Siyasi Partili Cumhurbaşkanlığı ve HSYK'nın teşekkülünün önceliği nedensiz değildi.HSYK, FETÖ'nün tasallutundan kurtarılmıştı ama AKP'nin tümüyle kontrolü altında değildi.Siyasi Partili Cumhurbaşkanlığı'nın referandumla birlikte derhal yürürlüğe sokulması da Tayyip Erdoğan'ın parti üzerindeki kesin etkinliğinin sağlanması amacına yönelikti. Cumhurbaşkanı ülkenin bütün aidiyetlerinin hem temsilcisi hem de ortak paydasıdır. Öğretmenin, doktorun, askerin olduğu gibi cumhurbaşkanının da siyasi partilisi olmaması gerekir.Her siyasi parti mensubunun cumhurbaşkanı olmak dururken bir siyasi partinin cumhurbaşkanı olmak her şeyden önce etik değildir.  "Olur mu olur" yöntemi!Bir siyasi partinin kurduğu devlet olursa onun Siyasi Partili Cumhurbaşkanı olur. Türkiye Cumhuriyeti'nin ancak Cumhurbaşkanı olur.Diğer yandan devletin başındaki cumhurbaşkanının aynı zamanda siyasi partinin başında olması da devlet-siyaset-demokrasi ilişkilerini doğrudan etkiler.Böyle bir cumhurbaşkanı aynı zamanda seçim kampanyalarını da yürütmek zorundadır.Bu durum siyaseti asimetrik kılar.Devlet, cumhurbaşkanının bağlı bulunduğu partinin yanında resmen ve yasal olarak seçime sokulmuş olur.Bu nedenle devletin başında siyasi kimliğiyle bir cumhurbaşkanının bulunması sakıncalıdır.Cumhurbaşkanı, Türkiye'deki bütün siyasi partilerin ve vatandaşların Cumhurbaşkanı olmalıdır.Cumhurbaşkanı her şeyden önce siyaset adamı değil devlet adamı olmalıdır!"Olur mu olur" da bir yöntemdir ama ayrımcı, dışlayıcı ve ötekileştiricidir.