Mayıs 07, 2017 09:19 Europe/Istanbul

Aydınlık: AKP’de büyük operasyon işareti

Birgün:

İhraç krizine çözüm arayışı

Sözcü:

CHP’nin Fikri Sağlar için olağanüstü toplanması

Vatan:

Orgeneral Akar, ABD'li mevkidaşı ile görüştü

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları

…***

Orhan Bursalı, 7 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Kılıçdaroğlu başkanlığa aday olmayacak... 1.5 yıl sonraki yerel seçimlerin önemi üzerine”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Şu sıralarda Hayır Cephesi ve 2018 ve 2019 tarihlerinde yapılacak seçimler konusunun tartışmaya girmesinden daha doğal bir şey olamaz. Bu konu giderek kristalleşiyor gibi. Meral Akşener’in de Hayırcı cepheyi Hayır Partisi diye nitelendirmesi ve bütünleşik hareketine vurgu yapması da önemliydi. Perşembe akşamki toplantıda Kılıçdaroğlu bu konuda net ifadeler kullandı ve tüm Hayır cephesinin unsurlarıyla, partileriyle, kanaat liderleriyle, sivil toplum kuruluşlarıyla, dernekleriyle görüşme halinde olacaklarını, bu birliği gücendirecek bir politika izleyeceklerini vurguladı. “Partili bir başkan adayına karşıyız” dedi. Bu bence “ben de başkanlığa aday olmayacağım” anlamına geliyordu. “Referandumda kullandığımız tüm halkı kucaklayıcı dili sürdüreceğiz” diyen Kılıçdaroğlu, “Bizim sorumluluğumuz asıl şimdi başlıyor. Direneceğiz. Asla bu anayasa değişikliğine, tam kanunsuzluk haline meşruiyet kazandırmayacağız” dedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Şimdilik Hayır kitlesiyle birlikte hareket etme konusunda CHP yönetiminde bir sorun gözükmüyor. “Hayır cephesinin adayının da, saptadığımız demokratik bir ülke ve reformlar için çalışacağına millet önünde namus sözü verecek.” Bu şüphesiz ki yakın gelecek için büyük umutların inşası için önemli.

Tabii, tam kanunsuzluğa karşı nasıl direnecekleri konusunu kitleler görmek isteyecektir.

YSK’yi “çete” olarak nitelendirmesinden, “dava açarız” tehditlerine rağmen, geri adım atmadı. Evet, karşımızda açıkça YSK’yi bağlayan iki maddeyi uygulamayarak çete gibi hareket ettiler...” dedi. YSK’nin 10 üyesi hakkında da soruşturma açılmasını istediler.

Yasalara uymamak, bu iktidar döneminin olağan uygulaması haline dönüşüyor. Bu tepeden tırnağa bir kolektif suç uygulamasını gündeme getiriyor. CHP bu konuyu daha ciddi gündeme getirmeli. Şüphesiz iktidar çok yönlü bir zorluk içinde. Ekonomide çok zorlanacak. Keyfi uygulamaların yol açacağı sorunlar konusunda çok zorlanacak. Emekçilerin kıdem tazminatlarından tutun maddi baskı altına sokulmasından çok zorlanacak.

Parti yönetimine el koymasıyla birlikte, Saray, tüm parti örgütünü ve ayrıca iktidarın halkla temasında birinci derecede rol oynayan belediyelere yeniden sıkı bir çekidüzen verme isteğini net dile getirdi.

Özellikle büyük kentleri kaybetmeyi asla göze alamaz ve bu amaçla ne gerekiyorsa yapacaklarını öngörmek zor değil.

Çünkü büyük kent belediyelerini kaybetmek demek, iktidarın, hem kendini hem yandaşlarını beslediği para musluklarını kaybetmesi demek olur. Bu dağıtacakları maddi varlıklarının zora girmesi anlamına gelir ve halkla ilişkileri zayıflar. Ayrıca önemli belediyeleri kaybederlerse, genel seçimleri de şüphesiz zora sokacaklardır. Biz tartışmayı “başkanlık seçimleri”nden açtık... Ama şimdi çok daha önemli olan ve başkanlık seçimlerinden daha önce, 2018 Ekim’inde yapılması beklenen belediye başkanlıkları seçimi gündeme giriyor. Yani 1 yıl 5 ay sonra hayati önemde seçim var. Muhalefet buna yönelik politikalar, öncelikler geliştirmeli. Çünkü bu seçimler, sonraki seçimlerin yazgısı konusunda haberci olacak.

Temel soru: Hayır bloku, İstanbul, Ankara, İzmir dahil kazandığı büyükşehirleri nasıl elinde tutacak... Bu seçimlerin, sonraki seçimlerin bir provası niteliği taşıyacağını unutmayalım.Ve Hayır cephesi bu amaçla nasıl büyüyüp genişleyecek? Yine halkın çeşitli kesimlerinin somut sorunları temelinde sıkı bir mücadele zamanı duruyor muhalefetin önünde... Tabii, Saray’ın da iktidarlarını kaptırmamak mücadelesi!

…***

Emin Çölaşan, 7 Mayıs tarihli Sözcü gazetesinde, “AKP mahallesinde çatlak patlak var” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“bugünkü iktidar partisi 2002 seçimlerinde ülke yönetimine gelmeyi başardı. Sadece yüzde 34 oy almışlardı, milletvekili sayısının yüzde 66'sını kazandılar. Meclis böylece iki partiden oluştu. AKP ve CHP. Diğer partiler yüzde 10 barajının altında kalmıştı. Bu durumda karşımızda iki partili bir Meclis vardı. Abdullah Gül Başbakan… Recep Bey ise yargı kararıyla siyasi yasaklı idi ve seçime girip milletvekili olamamıştı. Oysa partinin genel başkanı idi… CHP'nin desteği ile Meclis'te anayasa değiştirildi ve beyefendiye seçilme yolu açıldı. Hemen ardından 2003 yılı başında Yandaş Seçim Kurulu (YSK) kararıyla Siirt seçimi sudan gerekçelerle iptal edildi. Yenilenen seçimde aday olan Recep Bey milletvekili seçildi, Meclis'e girdi ve Başbakan oldu. O sürecin ayrıntılarına girmiyorum da, bütün bunlar Deniz Baykal'ın destek ve yardımıyla gerçekleşti. Bugün Devlet Bahçeli'nin oynadığı kurtarıcılık rolünü o sırada Baykal Bey oynamıştı…Ve sonuçta Türkiye'de Recep Tayyip dönemi başlatıldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Sonrasında araları hep iyi oldu. Bugün de öyle.Yani şunu söylemek yanlış olmaz:Recep Bey, Türkiye'ye Baykal Bey'in seçmece armağanıdır.Bir parti düşünün ki, tam 15 yıldan bu yana iktidardadır. Bu süreç içerisindeAKP'nin nice mensupları, en üst düzeyden en alt düzeye kadar yolsuzluk‐vurgun‐haksızlık‐adaletsizlik çamuruna bulandılar.Sen Türkiye'yi 15 yıl yöneteceksin dile kolay bu.Kitle partisi olduğunu iddia edeceksin, içine ister istemez her türlü pislik dolacak. Medyayı öncelikle ele geçirip yandaş medyayı oluşturacaksın. Bunu yaparken, deneyimli Fetullah cemaatini arka bahçen olarak kullanacaksın. Her konuda onların yardımını ve desteğini alacaksın, cemaatle birlikte yandaş medyayı oluşturacaksın. Bundan yaklaşık altı ay öncesine kadar bizim yandaş medya adeta uysal bir çocuk gibiydi. Bütün gücüyle iktidar yalakalığı yapardı…Onursuzluk aynen bugünkü gibi diz boyu olmuştu. Piyasaya ismini cismini bilmediğimiz, tanıma onuruna bir türlü erişemediğimiz, bazılarını ise eskiden beri tanıdığımız yandaşlar korosu sürüldü. Bunlar gazetelerde köşe yazarı, ekranlarda yorumcu yapıldı.15 Temmuz darbe girişimi sonrasında bunların bir bölümü FETÖ'cü olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Geri kalan yüzlercesi ise medyadaki iktidar çanakçılığı görevini canla başla sürdürüyor. Ancak, yandaşlar korosu bir süredir birbirine düşmüş durumda. Bizimle uğraşmayı falan bıraktılar bir yana, sürekli olarak birbirlerine hakaret ediyorlar, suçluyorlar, her yerden yolsuzluk‐vurgun‐haksızlık‐torpil fışkırırken bizler de bu kavgayı izlemek zorunda kalıyoruz… Ve mesleğimiz adına utanıyoruz.

…***

Ergun Kaftancı, 7 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Yoksulluk had safhada”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP, cumhurbaşkanının partiye dönüşüyle ve ayın 21'inde yapılacak olağanüstü kongreye hazırlıkla meşgul olduğundan ekonomideki gerilemeyi unutmuş durumda, dolayısıyla çözüm de aramıyor, halkın çektiği çileyi ve yokluğu da dikkate almıyor...İnsanları yoksul hale getirdiler, işsiz ve çaresiz bıraktılar...Kişi başına düşen milli gelir geriledi, işsiz sayısı yüzde 12 sınırına dayandı. Genç işsiz sayısı tavan yaptı. Üniversite mezunu gençlere iş kapıları bir türlü açılmıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Enflasyon çift haneli rakamlara ulaştı; iş çevreleri, piyasalarda yaşanan durgunluktan etkilenmiş durumda; üretim azaldı, işletmeler büyüme yerine küçülmeyi seçiyor.İhracat, belirlenen düzeye çıkmadı, ithalat arttı... Tarım ülkesi Türkiye, yanlış politikalar sonucu fasulyeyi, mercimeği, buğdayı, pirinci ve daha nice gıda maddesini ithal ediyor, paracıklarımız yabancılara gidiyor. Belki inanmayacaksınız ama saman bile ithal etmek zorunda kalıyoruz. Halkın ekonomik sıkıntı çektiğini ve giderek yoksullaştığını kafadan atmıyorum...    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya'nın açıklamasına dayanarak söylüyorum; geçen yıl yoksul 33 bin 529 aileye konut, yoksul 619 bin 840 haneye de gıda yardımı yapıldı. 2 milyon 139 bin 667 yoksula da kömür verildi. Bu rakamlar bakanlığın kayıtlarında var. Bir de kaydedilmeyen yardımlar var, el altından yapılan, bazı sivil toplum kuruluşları ve hayırseverler tarafından üstlenilen yardımlar. Hepsi AKP iktidarının insanları yoksul hale getirdiğini gösteriyor...Referandumda evet diyen yurttaşlar yoksulluklarının nedeni olan AKP iktidarına destek vermekten herhalde çok pişman olmalılar.