Mart 08, 2016 10:30 Europe/Istanbul

Murat Yetkin, Radikal gazetesinde, “Siyasette baş döndüren hızlanma”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

Bütün işaretler, önümüzdeki bir, bir buçuk ay içinde, güvenlik, ekonomi özellikle Merkez Bankası atamaları ama en çok da siyasette gelişmelerin daha da hızlanacağını göstermektedir.Zaman gazetesi yönetimie el konulmasının Başbakan Ahmet Davutoğlu’na göre ne basın özgürlüğüyle bir ilgisi var, ne de AK Parti’nin bir tasarrufuyla; tamamen bağımsız yargının işi.Oysa CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na göre “kararı veren hakim siyasi otoritenin sopasını elinde taşıyor”, “hakim değil, siyasi organın elemanı."”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:


...***


Davutoğlu’na göre herşey hukuka göre işliyor, sorun yok. Kılıçdaroğlu’na göre “bir sivil darbenin ön hazırlıkları” söz konusu.


İktidar ile ana muhalefet arasındaki uçurum hem görüşlerde, hem de asimetrik olarak artıyor?


Ne mi demek asimetrik artış? CHP’nin Meclis siyaseti anlamında muhalefette giderek tek kalması demek.


Neden mi? Çünkü HDP’nin siyasetteki tek önceliği Güneydoğu'da PKK ile sürmekte olan mücadeleye indirgenmiş durumda.


Hükümetin 5 HDP milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması konusunda düğmeye basmış olması, HDP’yi o alana daha da hapsedecek gibi.


HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın son açıklamalarının hükümetle birlikte, belki ondan çok MHP lideri Devlet Bahçeli’yi hedef alması ise boşuna değil.


Bahçeli, HDP ve PKK ile mücadele konusunda dozu artırması şartıyla AK Parti’nin Meclis komisyonuna getireceği bir anayasa taslağı konusunda MHP’nin “40 milletvekili ile üzerine düşeni yapacağını” söyledi.


Bir yandan (arkasında Fethullah Gülen grubunu gördüğü) parti içi muhalefetle, diğer taraftan PKK ile mücadelenin sertleşmesi sürecinde parti tabanının AK Parti’ye kayması sorunuyla uğraşan MHP lideri adeta muhalefet alanını sadece CHP’ye bırakıyor görüntüde.


PKK ile mücadele Davutoğlu’nun “Nevruz’a kalmaz” demesine karşın şiddetinden bir şey yitirmiş değil..


PKK şeflerinden Murat Karayılan hafta sonu Özgür Gündem’de yayınlanan mülakatında yeni terör eylemlerinin işaretini verirken, Resmi Gazete rakamları 4 Mart’ta Başbakan’ın Cuma namazı kıldığı Silopi’de 27 adedi tamamen yıkılmak üzere 6 bin 694 binanın oturulamaz hale geldiğini gösteriyor.


Bütün işaretler, önümüzdeki bir, bir buçuk ay içinde, güvenlik, ekonomi ama en çok da siyasette gelişmelerin daha da hızlanacağını göstermektedir.


Bu durum, siyasetteki bu baş döndürücü hızlanmanın iyi bir kriz yönetimi gerektirdiği, aksi halde Türkiye’deki demokratik siyaset ve ekonomik risklerin artabileceğini göstermektedir.


Önümüzde demokrasinin sağlıklı işleyişi ve ekonomik dengeler adına riskleri yüksek bir süreç bulunmaktadır.


...***


Hüsnü Mahalli, Yurt gazetesinde, “İşe yaramaz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.


“Suriye'de ateşkes var.IŞİD ve Nusra terör örgütleri dışında hemen hemen bütün silahlı gruplar ateşkese uyuyor.Suriye'nin birçok yerinde  silahlı gruplar o bölgelerde bulunan toplum önderlerinin baskısıyla devletle barışmaya başladı.Tüm zorluk ve olası engellere rağmen insanlar umutlu.Esad'ın iktidarda kalmasını kabullenen Batılı başkentler şimdi artık Esad'ın Batı'yı tehdit etmeye başlayan terör örgütleriyle savaştığını  dolaylı da olsa itiraf ediyor.Suudi Arabistan olup bitenlerden dolayı çılgına dönüyor.İslam âlemindeki tüm belaların sorumlusu Suudi yönetimi şimdi de Lübnan'da iç savaş peşinde.Bu konuda İsrail ile işbirliği yapıyor.Suudi Arabistan, Katar ve benzeri çağ dışı, ilkel ve bağnaz yönetimlerle müttefik olmak bunu gerektirir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:


...***


Adamlar her şeyin bedelini peşin ödüyor.Hem de nakit.AKP yönetiminde Ankara  karmaşık ve çok tehlikeli  ilişkiler içinde bölgesel bataklıktan artık çıkamaz.AKP ideolojik saplantı ve karanlık siyasal ve ekonomik ilişkilerinden vazgeçemez.Belki de bunun için AKP iç politikada sürekli ve herkesle gerginlik istiyor.AKP bu gerginliği sürdürebilmesi için dışarda düşmanlara ihtiyacı var.PYD ya da PKK  başkanlık sistemi için yeterli olmayabilir.AKP yönetiminde Ankara'nın işi çok zor.AKP yönetiminde Ankara'nın hiçbir çıkış yolu yok.AKP'nin Suriye'de güvendiği silahlı grupların işi bitti ya da bitiyor.IŞİD ve Nusra gibi terör örgütleriyle artık işbirliği yapamaz.Herkes herşeyi biliyor ve takip ediyor.Ankara'nın müttefiki Batılı başkentler artık müttefik değil.En azından Suriye ve Irak'ta.AKP yönetiminde Türkiye'yi kötü günler bekliyor.Tek bir çıkış yolu var.Suudi Arabistan ve onun ideolojisinden beslenen tüm radikal terör örgütlerinden uzak durmak ve dış politikanın tümünü yeniden gözden geçirmek.Yani yeniden Suriye, Irak, Mısır, İran, Lübnan ve bölgenin tüm ülkeleriyle dost olmak.


…***


Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazeetsinde, “İktisadi akla ihtiyaç var”başlıklı yazıxsını okuyucularla paylaşıyor.


“Geçtiğimiz hafta Marmaris'te turizm sezonunun kötü gidişi nedeniyle turistik işletmelerin yüzde 70'inin satılığa çıkarıldığı ve bu otellere alıcı talebinin çok az olduğu açıklandı.Turizm sektörü, hem döviz getirir, hem de ülke için en etkili lobi faaliyetidir. Bunun içindir ki bu sektöre ''Altın yumurtlayan tavuk'' denilmiştir. Öte yandan Türkiye'nin cari açığının devam etmesi ve dış borç stokunun yüksek olması nedeniyle dövize ihtiyacı var. Döviz her zaman olduğu gibi şimdi de ülkenin yumuşak karnıdır.Türkiye'nin turizm potansiyeli, deniz ve güneşle sınırlı değildir. Tarihi ve kültürel mirasa sahiptir. Turizmin her çeşidi için elverişlidir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:


…***


Turizm sektöründe moda ülkeler vardır. Türkiye moda ülkeler içindeydi. Moda olmaktan çıkan bir ülke üç-beş yıl geçmeden eski potansiyelini yakalayamaz. Jeopolitik riskler ve siyasi iktidarın dış politikadaki yanlışları ile Türkiye'yi moda ülke olmaktan çıkardı.


Turizm sektörü hükümetin açıkladığı palyatif desteklerle ayakta kalmaz. Sektöre toplumsal fayda açısından bakmak gerekmektedir.


Özal döneminde ''turizm yatırımları için kamu arazilerinin tahsisi'' başladı. Bugün yatak kapasitesinin çoğu bu tahsisler yoluyla kuruldu. Bugün de yatırımlar için 25 yıllığına arazi ve arsa tahsisleri yapılıyor. Bu tahsislere yapılan yatırımlar 25 yıl sonra devlete kalacak. Bir nevi 'yap işlet devret' modeli gibidir.


Yap işlet devret modelinde devlet kira almaz. Yatırımcının yatırımını


çıkarması ve sermayesi için de kâr elde etmesi gerekir. Ne var ki turizmde durum farklı. Daha uzun dönemli olduğu için kira alınıyor. Ne var ki kira alan, Maliye veya Çevre ve Şehircilik Bakanlığı arsalarda sanki hiç yatırım yokmuş gibi fahiş kiralar tespit ediyor. Bazı işletmeler cironun üçte birini kira, irtifak hakkı bedeli veya, ecrimisil olarak ödemek zorunda kalıyor. Bu durumda işletmeci normal zamanlarda bile sıkıntıya giriyor. Sektördeki durgunluk nedeniyledir ki artık kimse işletmecilik yapamıyor ve çoğu işletme satışa çıkmış durumdadır. 


Maliye, bütçe açık vermesin diye bu yatırımlardaki kiraları yüksek tutuyor. Mali disiplini öne çıkarıyor. Devletin hakkını koruyorum diyor. Ancak mali disiplin ve devlet malı olayın görünen yüzüdür.


Bütçe disiplini istikrar için gereklidir. Ne var ki olay iki tarafı kesen bıçak gibidir. Turizmde bıçağın ters tarafı daha çok keser.


Her şeyden önce, kapatılan veya iflas eden işletmeler nedeniyle devletin vergi gelirleri düşer. Yani Maliye bir yandan kira gelirini artırıp, bütçe açığını kapatırken, öte yandan işletmelerin kapanmasına neden olur ve vergi gelirlerini düşürmüş olur.


  Devlet kiraladığı alanlar için özel arsalarla aynı kirayı, (cari değer) istediğinden, turizm sektörü yerli ve yabancı yatırımlar için cazip olmaktan çıkıyor. Yatırımların gerilemesi, işsizliğin artmasına, toplam talebin düşmesine neden olur. Oysa ki durgunluk yaşıyoruz ve  ekonominin canlanması gerekiyor.


Kaldı ki bütçe politikası, iktisat politikasının bir aracıdır. Eğer ekonomide durgunluk varsa, bir süre için harcamaların artırılması ve devletin iç borçlanma yoluyla açığı kapaması, mali disiplinden daha önemlidir.


Türkiye kronik enflasyon yaşıyor ve enflasyonun nedeni yapısal sorunlardır. Yani bütçenin bir süre açık vermesi enflasyonu artırmaz. Önemli olan bütçe politikasını, iktisat politikasının diğer araçları ile uyumlu bir planlama içinde yapmaktır. Yani aynı zamanda yapısal sorunları da çözmektir.