Mayıs 10, 2017 09:31 Europe/Istanbul

Aydınlık: Mit’teki FETÖ’ye operasyon

Birgün:

HDP'den AYM'ye tutuklu vekiller için çağrı

Evrensel:

Hükümetten ilk açıklama: YPG'ye yardım kabul edilemez

Yeni Mesaj:

Ankara kulisleri 21 Mayıs'a kilitlendi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları

...***

Murat Muratoğlu, 9 Mayıs tarihli Sözcü gazetesinde, “Bu iktidar reform falan yapamaz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Başbakan Yıldırım; “Yeni ekonomik reform paketi hazırlanıyor. Seçim geçti, artık geçim zamanı” diyerek sanki bir şeyler yapabileceklerini ifade etmiş. Kimse de sormamış eski reform paketlerinin akıbetini… Sahi ne oldu Davutoğlu'nun haftada bir açtığı reform paketlerine? O başka partiden miydi? Her düzenlemeye, atılan her imzaya reform dersen olup olacağı budur. Fazlasını beklemeyin. Türkiye reform yapabilme kabiliyetini yitirmiş bir ülkedir. Bu durum yeni seçime kadar devam edecektir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İktidardan biri çıkıp bize anlatsa ya yapısal reformun ne olduğunu? KDV indirimi reform mudur? Ya da teşvik vermek? Hayır, düzenlemedir. Ama adama reform diye yuttururlar. Ciddi bir yapısal reform paketi, yüzlerce konudan değil, en önemli birkaç temel konudan oluşur. Tabii çorba yapmak istiyorsanız o başka…Ekonominin göçtüğü sır değil… Böyle gitmeyecek anlamında umut vermek gerekiyor ki sesler yükselmesin, destek azalmasın. İşler kötü gidince sanki sorunlar mucize ile kendi çözülecekmiş gibi tek bir adres gösteriliyor; “Reform yapmalı.” Hele işler daha çok sarpa sarmışsa, “Yapısal reform yapılmalı” kelimeleri daha oturaklı bir imaj uyandırıyor. Tek yolunun yapısal reformlara öncelik verilmesi ve kararlı olunmasından geçtiği vurgulanıyor. Burada cevaplanması gereken soru; “Türkiye'nin reform yapmaya niyeti var mı?” Hadi var diyelim… Ne yapacak? Nasıl yapacak? Yapacak irade var mı? İşte o yok! Birkaç düzenleme ile günü geçiştirirsin o kadar. Mevcut düzen bugünün kuralları üzerine kurulmuş. Reform demek düzeni yıkıp yenisini inşa etmektir ki, AKP içerisinden dahi tepki çekeceği aşikârdır. Ortada bol bol yapısal reform lafı var ancak kendi yok. Reform dedikleri bir çeşit yapılacak işler ya da temenniler listesi. Fazlası değil! Reform yapmak için ya mevcut düzenden nemalananların ekmeğini keseceksin ya da para bulacaksın. Yani? Reform başlangıçta sıkıntı ve tepki yaratacak hatta iktidara oy kaybettirecek önlemlerdir. Bilmiyorum, son iki yıldır dünyada yaşanan gelişmelerin farkındalar mı? Hadi yapısal reform yaptın. Dünya seni zaten sevmiyor. Nereden bulacaksın kaynak girişini? Ayağımıza kadar gelen onca fırsatı teptikten sonra şimdi reform ipine tutunup yeni bir hikaye yazmaya çalışıyorlar. Yazamazlar! Yahu internet düzenlemesi yapmaktan aciz bir İktidardan bahsediyoruz burada… Bildiği tek şey yasaklamak! Ne reformu yapacakmış Allah aşkına?

…***

Murat Yetkin, 9 Mayıs tarihli Hürriyet gazetesinde, “CHP bindiği dalı keserken”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Kendi kendinize soranınız olmuştur CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 16 Nisan akşamı neden AK Parti hükümetine erken seçim meydanı okuyup ardından “Hayır” diyen illere teşekkür turuna çıkmadığını.Çünkü Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın istediği sistem değişikliği öyle ezici bir çoğunlukla filan çıkmamıştı.Yüksek Seçim Kurulu (YSK) oy sayımına geçilirken mühürsüz oyları geçerli sayacağını açıkladığı için yüzde 51,4 “Evet” oranı bile tartışılıyordu.“Hayırcılar” yüzde 48,6 ile kaybettiklerine inanmıyordu. Onlar için sokaktaki iki kişiden birisinin, bütün zorluklara, yasaklamalara, Olağanüstü Hal koşullarına rağmen oyuyla karşı çıkması yeterliydi; moralleri yüksekti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

HDP eş-başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ hapse atılmıştı ve Kılıçdaroğlu neredeyse “Hayır” kampanyası yürüten tek parti lideriydi.CHP’nin Deniz Baykal döneminde yüzde 21-22 civarına oturan oy oranı Kılıçdaroğlu döneminde anca yüzde 25 civarına yükselebilmişti. HDP’nin oy potansiyeli, en fazla yüzde 10 tahmin ediliyordu. MHP’nin yüzde 70 kadarı Devlet Bahçeli’ye rağmen “Evet” dememişti, ama oradaki potansiyel de en fazla yüzde 10’un yüzde 70’i idi. Bunun üzerine Saadet’in en fazla yüzde 2,5 tahmin edilen gücünü de ekleyebiliriz.Yine de toplam yüzde 48,6 etmiyordu.Bunun anlamı, CHP’nin eğer isterse “Hayır” rüzgârıyla yelkenlerini doldurup, daha önce erişme imkânı bulamadığı kitlelere de erişebileceği bir momentumu, erişebileceği, bir zaman dilimini, imkânı yakalayabildiği idi.Elbette CHP’nin halkı kışkırtma eylemlerine açık şekilde sokaklara çağırması yanlış olurdu.CHP, ana muhalefet olarak elbette YSK’ya itiraz edecek, hakkını arayacaktı.Ama bunu yaparken bir yandan “Hayır” cephesinde yenilgiye rağmen yükselen morali canlı tutacak bir şeyler, örneğin teşekkür turları, örneğin erken seçim çağrıları, ya da yalnızca hukuk mücadelesiyle sınırlı kalmayan aktif tutum beklentisi vardı CHP tabanında; gazeteci olarak bizlere gelen tepkilerden belliydi.O beklenti kısa sürede yerini yeniden iç mücadeleyi kamuoyu önünde yapan “eski CHP” görüntülerine bıraktı.Deniz Baykal’ın CNN Türk’te 2019 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ın karşısında çıkacak kişinin CHP genel başkanı olması gerektiğini söylemesi belki doğru bir yaklaşımdı.CHP’lilerin çoğu 2014’te –sırf Erdoğan’a karşı geniş tabandan oy alma amacıyla desteklenen- Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermek zorunda kalmaktan rahatsız olmuşlardı. Ama Baykal bunu öyle bir zamanda söyledi ki…Daha 2019 seçimlerine iki yıldan fazla zaman vardı.Üstelik o seçimlerde aday olacağını açıklamasını istediği sırada, Kılıçdaroğlu henüz referandumun iptali için uğraşıp duruyordu.O da ayrı bir açmazdı aslında. CHP bir anda kendi içine döndü, içinde uğraşmaya bir görüntüye döndü. Baykal’ın zorlamasıyla “olağanüstü Kurultay” CHP’nin yeniden gündemine girdi. Kılıçdaroğlu bu gelişmeleri “Beştepe CHP’nin içini karıştırıyor” diye yorumladı. Partili belediye başkanlarına “Bu ülkenin yüzde 50’den fazlası ‘Hayır’ dedi, İktidar yüzde 49’u dağıtmak istiyor” diye seslendi. CHP’den kimse de çıkıp “Erdoğan’ın CHP içini böyle karıştıracak kadar güçlü bağlantıları mı var CHP yönetiminde?” diye, “Biz yüzde 49’u tutmak için mahkeme başvuruları dışında ne yapıyoruz?” diye sormadı. Bu işleri CHP’lilere Erdoğan’ın yaptırıp yaptırmadığını bilemiyorum ama olan biteni keyifle izlediğinden eminim. Çünkü CHP “Hayır” rüzgârıyla yelkenini doldurup denizlere açılmak yerine kendi bindiği dalı keser görüntü veriyor şu anda.

…***

Orhan Bursalı 9 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Gerçek gündem: Haksızlık, adaletsizlik ve zulüm”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Şüphesiz referandum süreci ve sonuçları, seçmen oylarına yasa tanımaz müdahale ve sandık sonuçlarını etkileme kararları, gerçek gündemin ta kendisidir. Fakat gerçek gündem bundan ibaret değil, yaşamakta olduğumuz haksızlıklar diz boyu ve insanlar zulüm görüyor ve adalet için çırpınıyor. Mesela 9 Mart’tan bu yana Ankara’da “İşimizi geri istiyoruz” talebiyle açlık grevinde bulunan, akademisyen Nuriye Gülmen ve sınıf öğretmeni Semih Özakça gibi. Yasasız, suçsuz, adaletsiz, yargısız kapı önüne konan binlerceden ikisi. Uğradıkları haksızlıkları ancak açlık grevi ile topluma açıklayabiliyorlar... “İşimizi geri istiyoruz.. emeğimiz, ekmeğimiz, işimiz kutsaldır.. elimizden alınmasını kabul edemiyoruz.. bedeli ne olursa olsun kabul edemiyoruz.. adaletsizliğe alışmayacağız...””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İktidar, düne kadar sarmaş dolaş olduğu, yedirip içirip semirttiği, “Müslümandır, alnı secdeye değer” diyerek bir dediğini iki etmediği FETÖ örgütünü, devran döndü - yüzünü gördü ve devletten silkelemeye başladı ya... Fırsat bu fırsattır diyerek, özellikle devlet kurumlarında çalışan, ama kendisinden olmadığına kanaat getirdiği veya bildiği, eleştirel duran çalışanları da kapı önüne koydu ve koyuyor. Tam bir öğretmen cadı avı, akademisyen cadı avı, insan cadı avı... Suç yok, suçlama yok, adalet yok, mahkeme yok... Ama elinde OHAL var ve KHK’ler var. Yasa niyetine, anayasa niyetine... Ne sorgulanabilir ne itiraz edilebilir... Ne hak aranabilir ne adalet...Bir keyfi idare ki diz boyu... Onlar da adaleti açlık grevinde aramaktan başka çare bulamıyorlar... Vicdan ey toplum haykırışları bunlar. İçtikleri sadece şekerli su ve aldıkları B vitamini.. Dayanabilsinler diye... Geldikleri nokta, kas zayıflaması ve erimesi...Ama bizim toplumdaki kültür “evet-hayır” ikilemine sıkışmış. Ya o ya bu. Siyah ve beyaz. Oysa hayat ve mücadele, başlangıç ve sonlarda değil. Hayat iki uç arasında, siyah ve beyaz arasındaki gri alanda sürer gider. Açlık grevi bir hak arama aracıdır. Zulmü şikâyet etme, vicdanları harekete geçirme... Bir noktaya kadar, ondan sonra adaleti başka araçlarla arama mücadeleleri var. Onlarla devam edeceksin.  Bırakın bu grevi artık, tamam. Basıldınız polislerce, hırpalandınız, gözaltına alındınız... Karşınızda kör, sağır ve dilsiz bir iktidar var. Zulmü iktidar olmanın aracı, ülke yönetmenin biçimi olarak gören, vicdanını kapatmış bir iktidar. İntikam, reddetme ve ötekileştirmeyi ilke edinmiş.