Türkiye'den köşe yazarları
Yeniçağ: Dolar yükselişe geçti
Yeni Mesaj:
Herkes 21 Mayıs’I bekliyor
Birgün:
Danıştay Başkanı: Kuvvetler ayrılığı daha belirgin hale geldi
Yeniasya:
Ekonomi bakanı zeybekçi:OHAL ortamından çıkmalıyız
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
...***
Çiğdem Toker, 10 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Döviz sorusuna manidar yanıt”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İhtimal o ki, “yüzde 1621 oranında artış” diye bir ifadeyi daha önce görmediniz. Kulağa öyle tuhaf geliyor ki, bir yanlışlık olmasın diye dönüp tekrar okuyor insan. Ocak-nisan döneminde Hazine kasasındaki nakit açığı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1621 artarak 26.2 milyar TL’ye çıkmış. Bu hesap, uzun yıllar Hazine müsteşarlığı yapmış bir isim olan Faik Öztrak’tan geldi. Tekirdağ milletvekili Öztrak, Hazine rakamlarını yorumladığında mali disipline neler olduğunu daha iyi görmek mümkün. Referandum ayı nisanda ise 12 aylık nakit açığı bütün zamanların nakit açığı rekorunu kırmış: 62.9 milyar TL: Şimdi bu tabloya biraz daha netlik ayarı yapan bir başka gelişmeden söz edelim. Köşenin düzenli okurları anımsar. Hazine’nin bu yılın başında Ziraat Bankası aracılığıyla döviz piyasasında 250 milyon dolar sattığı yolundaki duyumu ve bunun üzerine Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’e yöneltilen sorulara yer vermiştik.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu sorular önemliydi çünkü normal koşullarda Merkez Bankası’nın yapması gereken işlemler Ziraat Bankası’na yaptırıldığı kuşkusu doğmuştu. Yasaya göre Ziraat Bankası, Merkez Bankası’nın mali ajanı. Diyelim ki, bir ilçede -Merkez Bankası şubesi olmayacağı için- Hazine’den çıkan maaş ödemeleri, Ziraat Bankası kanalıyla yapılıp, daha sonra Merkez Bankası’na aktarılıyor. Bu işin, harcama kısmı. Ziraat’in Merkez Bankası’yla “muhabir banka” ilişkisi, gelirler yönünden de benzer nitelikte. Yani X şehrinde toplanan vergiler Ziraat Bankası üzerinden aktarılıyor.
Konunun özü, sahipliği Hazine’de bulunan Ziraat Bankası, ancak Merkez Bankası şubesinin olmadığı yerlerde Hazine işlemleri yapabiliyor. İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın 5 Nisan 2017 tarihli soruları, ayrıntılı ve iktidarın referandum döneminde yaptığı kuşkusu yaratan hesapsız harcamaları da ima ediyordu. Mesela, Merkez Bankası’nın yasal ve teknik altyapısı yeterliyken, satışın niye Ziraat aracılığıyla yapıldığı, işlemin bir defalık olup olmadığı, sebebin, siyasi mi yoksa ekonomik mi olduğu, eğer bir zarar ortaya çıkarsa, bu zararı Ziraat’in mi Merkez Bankası’nın mı üstleneceği gibi... Her biri diğerinden önemli sorulara, beklenenden kısa bir sürede yanıt gelmiş. Hazine Müsteşarı adına Kamu Finansmanı Genel Müdür vekili Mehmet Emre Elmadağ’ın imzasını taşıyan yanıt, kısa ama fazlasıyla manidar. 4 Mayıs 2017 tarihli yanıtta, Merkez Bankası’nın Hazine’nin mali ajanı olarak hareket ettiği bilgisi tekrarlanıyor. Keza, yasaya göre Ziraat’ın, eğer Hazine isterse, gerek yurtiçi gerekse yurtdışında her türlü Hazine işlemlerini yapabileceği veya yaptırabileceği vurgulanıyor.
İkinci paragraf şöyle:
“Bu kapsamda operasyonel ihtiyaçlar çerçevesinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ile Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası A.Ş arasındaki yurtiçi muhabirlik hizmetleri anlaşması dahilinde ve Hazine Müsteşarlığı ile eşgüdüm içerisinde, zaman zaman yurtiçi muhabir banka aracılığıyla da işlemler gerçekleştirilebilmektedir.” Sorularda net olarak ifade edilen dövizin tutarı, müdahale sayısı, müdahale zamanı, sıklığı anılmıyor. Ama bu genel cevaptan, soruların birçoğunun teyit edildiği yorumunu çıkarabiliriz. Eğer Ziraat Bankası gerçekten döviz piyasasına müdahale etmemiş olsa, cevabın bu berraklıkta verilmesinin önünde ne engel vardı? Belli ki ayrıntıya girme cesareti gösterilmese de yapılan işlemler bütünüyle cevapsız bırakılmak da istenmemiş. Hazine’nin kurumsal olarak kendisini pek konforlu hissetmediği verilen cevaptan hissediliyor. Yanı sıra, piyasa müdahalesinde ağırlık merkezinin Merkez Bankası’ndan Saray’a doğru kaydığı da anlaşılıyor. Merkez Bankası için anılan “amaç ve araç bağımsızlığı”nın sahipliği Hazine’de, dolayısıyla “siyaset kurumunda” olan Ziraat Bankası’nda bulunmadığını anımsatalım. Ve tabii en büyük ve en köklü kamu bankasının Türkiye Varlık Fonu kapsamında olduğunu da.
...***
Murat Özveri, 10 Mayıs tarihli Evrensel gazetesinde, “Adil yargılama hakkı OHAL'de de geçerlidir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Adil yargılanma hakkı şudur: “Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.” Adil yargılanma hakkı, OHAL koşulları dahil her durumda her koşulda herkesin talep edebileceği temel bir insan hakkıdır.Yargılama, mahkemelerde yapılır. Kararı, yargılama sonunda hakim verir. Mahkeme kararının adil olup olmadığı yargısı, daha karar aşamasına gelmeden hakimin davayı yürütüş şekline bağlı olarak şekillenir.Adil yargılanma hakkından söz edebilmek için yargılamayı yürüten hakimin hakimlik mesleğinin gerektirdiği bilgi donanımının dışında hakimlik etiğine uygun davranması zorunludur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Hakimlik etiği nedir? Dünyada ve Türkiye’de nasıl, hangi koşullarda uygulanır?
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, 23 Nisan 2003 tarihinde yargı etiğine ilişkin kuralları belirlemiştir. 31 Mayıs 2005’te ise Avrupa Konseyi tarafından düzenlenen Avrupa Savcıları Konferansında “Savcılar için Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları” kabul edilmiştir.
Türkiye’nin de kabul ettiği, HSYK’nin hakimlerin ve savcıların uyması için duyurduğu Bangolar Yargı Etiği İlkeleri şunlardır:
Bağımsızlık: “Yargı bağımsızlığı, hukuk devletinin ön koşulu ve adil yargılanmanın temel garantisidir. Bundan dolayı hakim, hem bireysel hem de kurumsal yönleriyle yargı bağımsızlığını temsil ve muhafaza etmelidir.”
“Tarafsızlık, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır. Bu prensip, sadece bizatihi karar için değil aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir.”
“Doğruluk ve tutarlılık, yargı görevinin düzgün bir şekilde yerine getirilmesinde esastır.”
“Dürüstlük ve dürüstlüğün görüntü olarak ortaya konuluşu, bir hakimin tüm etkinliklerini icrada esaslı bir unsurdur.”
Eşitlik: “Yargıçlık makamının gerektirdiği performans açısından asıl olan; herkesin mahkemeler önünde eşit muameleye tabi tutulmasını sağlamaktır.”
“Ehliyet ve liyakat, yargıçlık makamının gerektirdiği performansın ön koşuludur.”
“...Hakim, mahkemedeki tüm yargılama aşamalarında düzeni ve uygun hareket edilmesini sağlamalı, davanın tarafları, jüri üyeleri, tanıklar, avukatlar ve diyalog kurduğu resmi bir sıfatı haiz diğer kişilerle ilişkilerinde sabırlı, nazik ve vakur olmalıdır. Hakim, aynı davranış tarzını tarafların yasal temsilcilerinden, mahkeme personelinden ve hakimin nüfuzu, yönetimi ve denetimine bağlı diğer kişilerden de talep etmelidir.”
OHAL koşulları, HSYK’nin de duyurduğu yukarıda sayılan ilkelerin göz ardı edilebileceği, göz ardı edilmesinin normal sayılabileceği bir süreç değildir. Olağanüstü hal dönemi, adil yargılanma hakkını kısıtlayabilecek bir durum değildir.
…***
Esfender Kokrmaz, 10 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Spekülatif tuzak”başlıklı yzısını okuyucularla paylaşıyor.
“TÜİK tarafından yayınlanan, Nisan ayı Finansal Yatırım Araçları reel getiri oranları aynı zamanda ekonominin spekülatif boyutunu da gösteriyor. Yüzde 10 dolayında bir enflasyon olmasına rağmen, faiz, Borsa, döviz ve altın gibi finansal tasarruf araçlarının, enflasyondan arındırılmış reel getiri oranları bir yılda yüzde 34, ertesi yılda eksi yüzde 21 olursa, bunların adına yatırım araçları denmez, spekülasyon araçları denir. Bu dediğim oranlar 2013 ve 2014 yıllarında Borsa'nın yıllık reel getiri oranlarıdır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
2017 Nisan ayında, yüzde 17.79 oranıyla yıllık olarak en fazla reel getiriyi altın sağlamış. Altın son üç yıldır artıyor. Ancak nereye kadar artacağını tahmin etmek zordur. Zira piyasada kırılganlık yanında altın üreten ülkelerin kararı da altın fiyatlarını etkiliyor. Faiz, hem mevduat faizi olarak, hem de DİBS olarak son 4 senedir tasarruf sahibine kayıp getiriyor. O kadar ki 2013 Nisan ayında bankaya 100 lira yatıranın parasının 2017 Nisan'da reel getiri oranı eksi 9.35 olmuş.. Yani bir yandan nominal faiz geliri olmuş ve fakat öte yandan enflasyon oranı faizden daha yüksek olduğu için mevduat sahibinin parasının satın alma gücü azalmıştır. Söz gelimi bir kişi 2013 yılında 100 lirası ile 100 yumurta satın alabiliyorken, dört yıl sonra aynı 100 lirası ve faizleriyle birlikte ancak 90.65 yumurta alabiliyor. Bu şartlarda, mevduata yatan para için tasarruf aracı demek mümkün değil. Satın alma gücü mevduat sahibinden bankaya geçmiştir. Banka reel faiz vermek yerine, mevduat sahibi bankaya vergi benzeri bir reel gelir transfer etmiştir.Yine bu durumda Türkiye'de parası eriyen neden elinde TL tutsun? Neden tasarruf etsin?