Mayıs 13, 2017 09:09 Europe/Istanbul

Aydınlık: Erdoğan Çipras ile görüştü

Cumhuriyet:

Uluslararası basın örgütlerinden gözaltına alınan Oğuz Güven'e destek

Evrensel:

Kenan Otlu: CHP ‘hayır’ çıkartan Türkiye’ye uymalı

Yeniçağ:

Yıldırım: ABD, YPG'nin Rakka'da kalmayacağını söyledi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Kara, 13 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Herkes işine baksın” demekle olur mu?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“18 maddelik anayasa değişikliğinin halk oylamasının üzerinden yaklaşık bir ay geçti, ama sonuçlar üzerinden tartışmalar bitmiş değil. Şu anda oylama sonuçları mahkemelik… Neticesi ne olur, bekleyip göreceğiz.Diğer yandan da 18 maddelik anayasa değişikliğinin üç maddesi 2019 beklenilmeden hızla yürürlüğe giriyor.Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilecek Hâkimler Savcılar Kurulu’nun (HSK) 7 üyesini belirlemek için toplanan Adalet ve Anayasa Karma Komisyonu’nda, CHP’li ve HDP’li milletvekilleri oylamaya katılmayacaklarını belirterek salonu terk etmişti. AKP ve MHP’li üyelerin yaptığı toplantı sonucunda TBMM’ye başvuran 83 adaydan 21’i seçilerek, Genel Kurul’a gönderildi. Genel Kurul’da 7 üye seçilecektir. Geri kalan 4 üyeyi cumhurbaşkanı belirleyecek. Adalet Bakanı ve Müsteşarı da “doğal üye” olduğu için toplam 15 üyeli yeni HSK bir ay içinde yeni yapısına kavuşacak.Diğer bir değişiklikle Anayasa Mahkemesi’nin askerî üyesinin görevine son verilecek. Değişiklikle Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 13’ünü Cumhurbaşkanı atayacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Hemen uygulanacak üçüncü değişiklik ise, Cumhurbaşkanı’nın partisine üye olmasının yolunun açılmasıydı. 2 Mayıs’ta Erdoğan AKP’ye üye oldu. 21 Mayıs’ta yapılacak olağanüstü kongrede de genel başkan olacak.Böylece, 18 maddeden 15’i 3 Kasım 2019 tarihinde yürürlüğe girecekken, “partili cumhurbaşkanlığı sistemi”ne fiilî olarak geçilmiş olacak. Bu durumun 2.5 yıl daha devam etmesi durumunda neler olacağını şimdiden kestirmek hayli zor. Bunu kestirebilen neredeyse bir elin parmağını geçmiyor. 2.5 yıl daha parlamenter sistem devam ederken, bir yandan da partili cumhurbaşkanlığı sistemi de olacak.Şimdi ilginç bir durum ortaya çıkacak. Yeni sistem yürürlükte olmamasına rağmen partinin genel başkanı olacak Cumhurbaşkanının hem partinin yetkili organlarından hem de bakanlar kurulu üyelerinin seçiminde etkisi büyük olacak. Daha doğrusu tek isim olacak. Diğer taraftan da “başbakanlık makamı” duracak.Yani, Türkiye kimsenin kestiremediği bir döneme giriyor.Durum böyle olunca da insanların aklına türlü türlü sorular geliyor.Bunlardan birisi AKP Genel Başkanı ve Başbakan Binali Yıldırım’ın durumu…Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 3 yıl 3 ay sonra AKP’ye üye olmasının ardından olağanüstü kongre de tek aday olan Erdoğan’ın genel başkan olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Böyle olunca da başbakanlığı devam edecek, ama genel başkanlığı sona erecek Binali Yıldırım’ın durumu da konuşulmaya başlandı.Gazetecilerin, “Meclis’te grup başkanı olarak görevinize devam edecek misiniz? Genel Başkanvekilliği tarafınıza tahsis edilmesi söz konusu mu?” şeklindeki soruya esprili bir cevap veren Yıldırım, ya ne olacağını bilmiyor ya da bilip de söylemiyor. Yıldırım bu soruya karşılık şunları söylüyor:“Anayasa değişikliğinden sonra benim konumumla ilgili insanlar sağ olsun çok ilgi gösteriyorlar. Ne olacağımı, ne iş yapacağımı, ‘işe ihtiyacın var mı?’ diye soranlar oluyor. Bundan da duygusal olarak çok etkileniyorum, hoşuma da gidiyor. Hatırlanmış olmak, düşünülmüş olmak… Ama şunu söyleyeyim; ben geleceğe yönelik hiç hesap yapmadım. Bundan sonra da yapmam. Allah kerim. Önümüzde yapacak birçok işimiz var. Kongremizi en güzel şekilde yapacağız. Genel Başkanımızı seçeceğiz. Ondan sonraki oluşumlara da yetkili kurullarımız karar verecek. Tüzük değişikliğimiz gündemde var zaten…”Yıldırım’ın genel başkan seçildiği, seçimin üzerinden 5 ay geçmişken görevini bırakmak zorunda kalan 2. olağanüstü kongrede Ahmet Davutoğlu, üstü kapalı mesaj veren bir konuşma yapmıştı. Yıldırım da, “Bize erken terhis etme gayretleri olabilir. Siyasette her zaman her şey olur… Millet kenara çekil derse çekilmesini de biliriz” gibi bir açıklama yapması dikkat çekiciydi.“İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmayı düşünür müsünüz?” şeklinde ikinci bir soru gelince de, Gülerek… “Dedim ya beni benden çok düşünen var. Ama herkes işine baksın” diyerek cevap vermeyi tercih etti. Bir başbakanın belediye başkanlığına aday gösterilmesi de bu dönemde yaşadığımız başka bir gariplik olur...

…***

Emin Çölaşan, 13 Mayıs tarihli Sözcü gazetesinde ,” Anayasa, İktidar yargıyı ele geçirsin diye değişti”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“iktidar son referandumda anayasayı sadece yüzde 51'lik bir çoğunlukla değiştirmeyi başardı. Evet oylarının daha fazla çıkması amacıyla, kampanya boyunca sonsuz para harcadı. Devletin ve milletin bütün maddi ve manevi olanaklarını dibine kadar kullandı. Toplum üzerinde korkunç baskı mekanizmaları kuruldu. Bu baskılar özellikle küçük yerleşim birimlerinde, kırsal kesimde geçerli olur… “Sizin ilçenin su sorununu çözmesine çözelim de, önce sandıklarınızdan ‘Evet' çıksın bakalım!..” “Siz ‘Evet' verin, yolunuzu düzeltelim!..” Bu baskılar sadece siyasetçiler tarafından değil, valiler ve kaymakamlar tarafından da yapıldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

AKP yönetiminden artık bıkan büyük kentler bu numarayı yemedi ve İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Eskişehir, Balıkesir dahil çoğundan ‘Hayır' çıktı.Referandum tartışmalarında ana konu şunlar oldu:“Parlamenter sistemi iptal edip başkanlık seçimine geçip geçmemek, yasama, yürütme ve yargı yetkisini tümüyle Recep Tayyip'in emrine verip vermemek!..Ve bir de partili cumhurbaşkanı…”İktidar bu amacına kıl payı bir çoğunlukla ulaştı.Ama çok önemli bir başka amacı vardı: Yargıyı derhal ve en kısa zamanda tümüyle ele geçirmek.Yargının ellerinde olması ve bunu gelecekteki yolsuzluk yargılamaları açısından en kısa zamanda başarmaları gerekiyordu. Bu süreçte en önemli hedeflerden biri kesinlikle HSYK idi. Orasını derhal ve en kısa zamanda iktidarın bir numaralı kalesi yapmaları kendi açılarından zorunluydu. Anayasa değişikliği ile HSYK'nın adını HSK olarak değiştirdiler. Ayrıca yapısının da değiştirilmesini öngördüler. Yeni yapı şöyle: Hakimlerin ve savcıların her türlü terfi, atama, cezalandırma işlemlerini yapan ve yargının anahtarı sayılan HSK, bundan sonra 13 kişiden oluşacak. Bunların 7'sini Meclis'teki AKP çoğunluğu, 4'ünü AKP'li cumhurbaşkanı seçecek. Adalet Bakanı kurulun zaten başkanı, bakanın emrindeki müsteşar ise doğal üyesi! Böylece yargının anahtarı olan HSK, yeni seçilen ‘Güvenilir kadrosuyla' tümüyle iktidarın emrinde ve hizmetinde olacak. İktidarın acelesi vardı ve HSK üyelerinin seçiminin derhal yapılması gerekiyordu! Meclis'teki komisyon ilk adımı iki gün önce attı. Kendilerinden olmayan adayların seçilmesi zaten söz konusu değildi de, yandaş başvuruculardan 21 adayı seçti. Önümüzdeki hafta bu isimler için Genel Kurul'da oylama yapılacak ve 7 kişi HSK üyesi olarak seçilecek. Kulisler, pazarlıklar, torpil istemleri ve ricalar şu anda bile Meclis koridorlarında yankılanıyor!.. “Falanca bizim adamızdır, çok yakın elemanımızdır, aman sayın vekilim oyunuzu ondan esirgemeyin!” İlk aşama bitti, şimdi sıra geldi ikinci ve kesin aşamaya!.. Genel Kurul oylamasına… Dananın kuyruğu önümüzdeki hafta kopacak. Hiç kuşkum yok, seçilmesi istenen 7 adayın isimleri iktidar milletvekillerinin kulağına ya şimdiden fısıldandı, ya da önümüzdeki günlerde fısıldanacak.

…***

Doğan Tılıç, 13 Mayıs tarihli Birgün gazetesinde, “Nasıl böyle kıyıcı olduk?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Son günlerin şu haberlerine bir bakın: Bir yanda başkentin merkezinde “İşimizi istiyoruz” diyerek adım adım ölüme giden iki eğitimci. Aslında pek haber de oldukları yok bizim memlekette! Elâlem bizden çok dert ediyor bizim canlarımızın kıyımını.Öte yanda, Konya’da hamile bir doktor; trafikte aracına arkadan çarpan kişi tarafından kurşunlanan… Ve Antalya Finike’de bir yayla evinde av tüfeği ile öldürülen çevreci çift.Bir de, “iş kazası” raporları var, pek dikkat çekeceğini sanmadığım.“Kıyıcılık” dediğim; hamile doktorun vurulması, çevreci çiftin öldürülmesi değil sadece. Yeterince konuşmadığımız, görüp duymadığımız ölüme gidişleri Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın…Kör, sağır, dilsiz halimiz “İş kazası” deyip de geçtiğimiz ölümleri karşısında ekmek parası peşindeki emekçilerin…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

CHP’li birkaç milletvekili 24 saatlik açlık grevi yaptı, 64 gündür hiçbir şey yemeyip kendilerini yiyip bitirerek “İşimizi istiyoruz” çığlığını duyurmaya çalışan iki eğitimci için. O ikisi ve ikisinin seslerini duyurmak için 185 gündür oturdukları alana da çevik kuvvet müdahale etti dün!

O polisler ki, herkesin gözü önünde en hoyrat yaklaşımı sergilerken, bazıları gözaltında gizlice “Kusura bakma” diyor, İnsan Hakları Anıtı önünden tekme tokat götürdüğü direnişçiye. Başka hiçbir şey de yapmadan öylece otururken alıp götürdüğü o direnişçiye! Bir yandan, tekme tokat götürerek işini garantiye alacağını düşünüyor, öte yandan da o direnişi kendi iş güvenliği için de bir umut olarak görüyor!

Ve 30 CHP milletvekili,“Duymadım, bilmiyorum” diyen Başbakan’a mektup yazdılar; “Kamuoyunda bu konuda oluşan yoğun hassasiyet ve Gülmen ile Özakça’nın telafisi mümkün olmayacak sağlık sorunları riski göz önüne alınarak durumlarının tekrar incelenmesi ve görevlerine iadeleri hususunun acilen değerlendirilmesini dikkatlerinize sunuyorum” diyerek.Neden 300 milletvekili değil de 30?Bir başkentin meydanında iki insanın adım adım ölüme gidişi karşısında yeterince ses çıkarmamak da kıyıcılık işte!