Türkiye'den köşe yazarları
Birgün: Topbaş'ın 'FETÖ'cülerle çekildiği belirtilen fotoğrafları savcılığın masasında
Yeniasya:
İşsizlik oranlarında uçurum
Yeniçağ:
Baro'dan anayasa değişikliği taslağı
Milli gazette:
Amerika Suudi Arabistan'a 100 milyar dolarlık silah satacak
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
…***
Esfender Korkmaz, 14 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İktisat politikaları sil baştan değişmeli”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cari açık hem kırılgan ve istikrarsız bir ekonomik yapının göstergesidir, hem de bizzat cari açığın kendisi kırılganlık ve belirsizlik yaratır.Bunun için cari açığa daha geniş bir perspektiften, ekonomik istikrar sorunu olarak bakmak zorundayız. Cari açığı çözmek ve istikrar sağlamak için önce kısa vadeli politikaları kaldırıp, yerine ekonomideki tüketim -tasarruf gibi yapısal dengeleri, reel sektör- finans sektörü gibi sektörel dengeleri, üretim faktörleri arasında dengeyi kurmayı, İstihdam ve gelir dağılımı gibi yapısal sorunları çözmeyi hedefleyen yeni politikalar üretmeliyiz. Bu politikaların koordineli uygulanması ve etkin olması için de dinamik bir planlama yapılmalıdır. Cari açık, iç tasarruf-yatırım açığına eşittir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
İç tasarufları artırmak için önce tasarrufları teşvik etmek gerekir. Bunun için de en iyi yol tasarruflara reel faiz vermektir.Kamu tasarrufları siyasi iktidarın tercihlerine, yani kararlara bağlıdır. Vergiler gibi cebri tasarrufları artırınca, bu defa özel sektör tasarrufları düşer. Önemli olan kamuda yeni ve ilave kaynak yaratmak yoluyla tasarrufları artırmaktır.Bu nasıl olur? Atıl duran arsa ve arazilere vergi koymak, şehir rantlarını vergilemek, vergi adaletini sağlamak yoluyla olur. Yatırım eğilimini artırmak gerekir. Bunun için yatırımların finansmanını kolaylaştırmak gerekir. Bu anlamda bankaların yatırım kredilerine karlılık sınırı getirmek gerekir. Kredilerde aylık faiz uygulmasından, yıllık faiz uygulamasına geçmek gerekir. Aylık faiz aynı zamanada istikrarsızlığın ve oynaklığın bir göstergesi olarak algılanmaktadır. Aylık faiz spekülatörlerin icadıdır. Türkiye’de gelir dağılımı en fazla Ecevit döneminde ve şimdi ortaya çıktı. Ecevit döneminde, sabit kur, bankacılık sistemindeki sömürü ve piyasaya aşırı müdahale gelir dağılmını bozdu.Şimdi ise kontrolsüz para hareketleri, devletin dışlanması, piyasada oligopol yapılar ve kartelleşme, spekülasyonun artması ve nihayet işisizliğin artması gelir dağılımını bozdu.Kısa vadeli yabancı sermaye hareketlerini, ürkütmeden ve kontrollü bir şekilde yatırımlara yönlendirmek gerekir. Bunun için AB dahil, diğer ülkelerle ilişikleri geliştimek ve güven ortamı yaratmak gerekir. Güven ortamı terörün çözülmesi yanında, Hukuk düzeninin kurulması ve Mülkiyet haklarının güvenceye alınması ile olur. Devletin doğrudan emek yoğun yatırım yapması gerekir. Bu yatırımlar her ilde ve o ilin kaynaklarını değerlendirmek için yapılmalıdır. Çalışanlara maaşın bir kısmı hisse senedi olarak verilmelidir. Sonunda devletin altın hissesi kalır ve fakat sermaye de tabana yayılmış olur.İstihdam üstünde yüzde 37’den yüzde 50’ye kadar vergi ve prim yükü var. Bu yükü yüzde 25'e çekmek gerekir. O zaman kayıt dışı istihdam da azalır ve devlet gelir kaybetmez. Para ve kur poltikası değişmelidir. Kur istikrarı hedeflemeliyiz. Türkiye için en uygun kur rejimi ''yönetimli dalgalanmadır'' Bu durumda kur riski azalacak ve sosyal ve ekonomik maliyetler en aza indirilecektir.Merkez Bankası kanununu değiştirerek, Bankanın aynı zamanda reel döviz kurunu da hedeflemesi sağlanmaldır. Yatırım teşvikleri, yatırım süresince ve yatırımın aşama aşama gerçekleşmesi sırasında maddi teşvik olarak verilmelidir. Bu anlamda hergün bir teşvik vermekten ve seçim teşviklerinden vazgeçmek zorundayız. Bankaların yabancıya satışına yüzde 20 dolayında bir sınır getirmeliyiz. Halihazırda yüzde 20'den fazla hisseler Hazine veya Türkiye'de yerleşikler tarafından satın alınmalıdır.
…***
Murat Muratoğlu, 14 Mayıs tarihli Sözcü gazetesinde, “123 bin irket, gizliden mi kapandı” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hep bir acayiplik, hep bir alavere dalavere… Ne var ki sayılar ufaktan oynanmaya müsait olsa da belirli bir süre sonra iş çığrından çıkıyor. Bu sefer ki kahramanımız Gümrük ve Ticaret Bakanlığı… Güzide bakanlığımız bize aylık olarak şu kadar yeni şirket kuruldu, sadece bu kadarcık kapandı açıklaması yapar. Biz de “Vay arkadaş insanlar girişimci, kriz falan dinlemiyor, elini taşın altına koyuyor be” diye seviniriz. İstatistikler bize Türkiye'de yeni kurulan şirketlerin yüzde 75'inin üç sene içinde kapandığını söylüyor. Oysa Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'nın verileri kapananların, açılanların yanında küsurat kadar olduğunu söylüyor. Peki, doğru mu söylüyor?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bakın; Açıklamaya göre 2017 yılına başladığımızda 787 bin 945 limited şirketimiz, 122 bin 156 anonim şirketimiz var. İyi güzel… Aylar geçiyor, her ay kurulan şirket sayısı hızla artıyor. Kapanan şirketlerin sayısı üzerinde durmaya değmez! Ocak‐nisan döneminde kurulan limited şirket sayısı 19.802… Yememiş içmemiş, şirket kurmuşuz. Garibim kapananların sayısı ise 1.596 tanecikmiş. Ocak‐nisan döneminde kurulan anonim şirket sayısı 4116… Yatmışız, kalkmışız şirket kurmuşuz. Yine garibim kapananların sayısı sadece 278 tanecik. Al abaküsü eline, hesapla… Ne çıkıyor? Yılbaşında olan şirket sayısının üzerine açılanları ekler, kapananları çıkartırsak, bizim 806 bin 151 limited, 125 bin 994 anonim şirketimizin olması gerekiyor. Bültene bakıyoruz, yine açılan sayısı fazla, kapanan sayısı şuncacık. Şirket sayısı kaç? 698 bin 162 limited, 110 bin 957 anonim şirketimiz var! O zaman nerede bu 123 bin 26 şirket? Güzel kardeşim hadi 26 şirket hata yapsanız anlarım ama yanında 123 bin şirket daha kayıp! Kim aldı bu şirketleri? Nereye sakladı? Ne oldu bunlara? Yoksa her ay şu kadar şirket açıldı, bu kadarcık şirket kapandı diye bizi mi yiyordunuz? Neyse ki bültenin altına “Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'na hiçbir kusur veya sorumluluk yüklenemez” açıklamasını düşmüşler. Bir anda 123 bin şirketin kaybolması kusur mudur? Kim sayıyor bu şirketleri? Şaşı mı bu her şirketi çift görüp, sayıyor… Kusur ve sorumluluğu kabul etmeyecekseniz neden bülten hazırlıyorsunuz? Biz de bu verileri okuyup ekonomiyi anlamaya çalışıyoruz. Ülkede bari bu düzgün olsun… Deveye boynun neden eğri diye sorsak emin olun bize; “Sen kendine bak” der!
…***
Çiğdem Toker, 14 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Merhamet değil hukuk”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Akademisyen Nuriye Gülmen ile öğretmen Semih Özakça, 66. günde. Herkesin, hepimizin, dünyanın gözü önünde eriyorlar. Bir an bakan olduğunuzu düşünün. Öyle bir imza atıyorsunuz ki, sonucunda on binlerce kişi aileleriyle açlığa mahkûm ediliyor. Büyük kudret değil mi? Açlığa mahkûm ettiklerinizin bazıları, kendilerini ölüme mahkûm ediyor.Bu daha büyük bir kudret. Nuriye Gülmen, sağlığı henüz bozulmadan kaydettiği videoda, “Biz de tek bir saniye bile aç kalmayı istemeyiz” diyordu. Aç kalma eylemine, açlıkla terbiye edilmek istendikleri için başvurduklarını söylüyordu. Bakın bu çok önemli bir ayrıntıdır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Açlıkla terbiye edilmek istendikleri için aç kalmayı seçmek.Gülmen ile Özakça, KHK ile kaybettikleri işlerini geri almak için eylemde. Hakkınızda bir soruşturma yok, açılmış bir dava yok. Ülkeyi yöneten bakanlar toplanıp sizi işten çıkarıyor. Ve sizin gideceğiniz hiçbir yer yok. Hak arama kurumlarının kapıları, beton gibi. Gülmen ile Özakça merhamet değil hukuk istiyor. İşleri onun için çok zor.Başkentin göbeğinde, herkesin gözü önünde eriyorlar. Bakanlar bakıyor mu?Destanlar bize yazının, bilimin aklın henüz gelişmediği çağlardan seslenir. En eski sözlü edebiyat türlerinden biridir. Toplumların tarihinde ses getirmiş, iz bırakmış büyük olayları anlatmak için nesilden nesile aktarılır. Peki, destan ile banka kelimesi yan yana gelir mi?Geldi vallahi. Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli Türkiye Bankalar Birliği Genel Kurulu’nda, “Destan yazdınız” dedi. Para satan kurumlar nasıl destan yazıyormuş derseniz, Canikli meğerse 15 Temmuz darbe girişimiyle bağlantı kurmuş.Türkiye son 10 aylık döneminde her türlü badireyi atlatmış. Bunda bankaların kredi musluklarını açıp mükemmel performans sergilemesinin payı büyükmüş. Ve kritik açıklama: Banka aktiflerini menkulleştirmeye yarayacak banka senedi projesi ile ilgili teknik çalışmaların tamamlandığını da söylemiş. Belki oradan bir destan gibi görünüyor olabilir. Ama banka aktiflerini menkulleştirip senet çıkarmanın riskli olduğunu söyleyen de pek çok iktisatçı bürokrat mevcut. Çünkü o tip senetlerin karşılığında para basılacağı belli. Aslına bakılırsa Canikli’nin tarifi tam olarak Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) görev alanına giriyor. TVF de zaten bu amaçla kuruldu. Gerektiğinde menkul kıymet çıkarmak/satın almak asli işleri arasında. En büyük altyapı projelerini finanse eden iki büyük kamu bankası da TVF kapsamında. Güya çok şeffaf çalışan TVF’nin, banka aktiflerini, yani hepimizin bildiği müteahhitlere kullandırdığı kredileri kâğıt haline getirme çalışmasında sona gelinmiş demek.Hazine nakit açığının rekor kırdığı bir dönemdeki bu çalışma, inşallah başka bir destanla sonuçlanmaz.