Mayıs 17, 2017 09:19 Europe/Istanbul

Birgün: AKP mühürsüz oyları örtülü ödenekle finanse etti

Cumhuriyet:

CHP'li Tanrıkulu: Binlerce kadın mağdur var ama OHAL Komisyonu'nda kadın üye yok

Sözcü:

Muharrem İnce, CHP yönetimini SÖZCÜ aracılığıyla uyardı

Evrensel:

HSK üyeleri ikinci turda belirlendi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları

...***

Özgür Mumcu, 17 Mayıs Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Mış gibi cumhuriyeti”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Her şey olması gerektiği gibi. Basın özgürlüğü listesinde küme düşe düşe listenin dibine vurmak üzere olan bir ülkede ne olması gerekiyorsa o oluyor. Elinizde tuttuğunuz ya da internet sitesini ziyaret ettiğiniz, geçen hafta 93. yaşını kutlamış Cumhuriyet gazetesinin neredeyse dışarıda yöneticisi kalmadı. Cesur gazetedir. Mütareke döneminde İstanbul basını gıkını çıkaramaz ve nice anlı şanlı komutanlar bile Ankara’yı maceraperest diye değerlendirirken milli mücadeleye tereddütsüz destek vermiştir. Rejim ne zaman kurucu temel değerlerinden uzaklaşsa, hırpalanır. 12 Mart’ta, 12 Eylül’de ve bugünkü OHAL rejiminde. Yazarları öldürülmüştür.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Memleketimizde gazetecilik yapmak, siyasi yorumda bulunmak bir mayın tarlasında yürümekle eşdeğer. Hangi adımınızın, hangi satırınızın, hangi cümlenizin, hangi sosyal medya paylaşımınızın bir mayını tetikleyeceğini bilmenizin imkânı yok.

Hukuk devleti ortadan kalkarsa, hukuki güvenlik ilkesi buharlaşırsa, keyfilik her yere hâkimse olacak da budur. Hukuki güvenliğin olmadığı ülkelerde hukuken önünüzü göremezsiniz. Suçta ve cezada kanunilik gibi en temel ilkeler bile rahatlıkla çiğnenir.

Bu ortam sadece muhaliflere eziyet etmeye yarar diye düşünenler büyük bir yanılgı içinde. O çok sevilen, hep çağrılan ve tapılan “istikrar” işte tam da böyle ortamlarda kaybolur gider. Geriye “mış gibi” ülkesi kalır.

Hâkimler bağımsızmış gibi, kurumlar hâlâ işliyormuş gibi, Meclis’in bir anlamı kalmış gibi, seçimler meşruymuş gibi davranılan, herkesin herkesi ve kendini kandırdığı bir hayal âlemi.

Bütün bunlar yaşanırken, hayatı “mış gibi” sürdürmeye itiraz edenlere ise önce sapkın, sonra deli, en sonunda da vatan haini muamelesi yapılır. Bunu dünyada ilk biz yaşamıyoruz. Otoriter rejimler genelde hep benzer bir reçeteyi uygular. Gelgelelim bu yola girip de abad olmuş bir adet devlet ve toplum yoktur. Hakikatin düşman ilan edildiği, kurumların ya çökertildiği ya da kendinin karikatürüne dönüştüğü devletlerin temelleri çatırdar, toplumlar “birlik ve beraberlik”ten uzak düşer, birkaç yerden kırılır. Hakiki bir yurtsevere düşen görev ise “mış gibi” ülkesinde ısrarla hakikatleri dillendirmektir. Sevdiği yurdunun temelleri çatırdamasın, toplum kırılıp un ufak olmasın diye. Yoksa hanımlar, beyler, biz deli miyiz? Bilmez miyiz en azından objektif görünüyor kılıfıyla suya sabuna dokunmadan yazmayı. “Mış gibi” ülkesinde, mış’ın ş’sinin çengeline hamak kurup usul usul sallanmayı? İnsan haklarına saygı, hukuk devletine sahip çıkmak bir entelektüel kapris ya da lüks değildir. Yurtseverliğin ilk başta gelen kuralıdır. Yoksa kendinizi gerçek bir devlette değil “mış gibi” yapan sahte bir devlette bulursunuz. Sahte devletleri ise dileyen çıkar çevreleri parmağında oynatır. Kurumların altının boşaltılmasına, hukukun temel ilkelerinin çökertilmesine bir de bu gözle bakın. Zayıf devlet isteyen otoriter rejimi destekler, güçlü devlet isteyen ise demokrasiyi. Mesele basittir.

…***

Saygı Öztürk, 17 Mayıs tarihli Sözcü gazetesinde ,”Memurun üzerinde büyük oyun”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yeniden “torpilli” döneme dönüldü. Torpili ortadan kaldırmak adına getirilen Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) artık birçok kurumda işlemiyor. AKP'nin atadığı bürokratlar dışındaki memurların yükselmeleri için yapılan yazılı sınavlar kaldırıldı. Sadece sözlü sınav yapılıyor, AKP'ye yakınlığı ile bilinen sendika üyeleri yükseliyor. Bunlar yetmiyormuş gibi bir de “yarın başıma bir şey gelir” kuşkusuyla, emekliliği hak etmiş olanlar bir gün bile durmadan emeklilik dilekçesini veriyor. Bu şekilde gidişlerle de, AKP'li olmayan devletten kopartılıyor. O kadar emekliye ayrılan var ki, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) memur emeklilik işlemlerini yürüten biriminde çalışanlar bu kadar başvurunun altından kalkamıyor. Yakın bir döneme kadar 1 hafta‐10 gün içinde sonuçlandırılan emeklilik şimdi ayları buluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bir an önce emeklilik işleminin yapılması için milletvekilleri devreye giriyor. Şikayetler o kadar arttı ki çıkarılan kararnameyle SGK'nın sadece emeklilik işlemlerinin yürütüldüğü biriminde çalışanlara 13 Mart itibariyle fazla mesai uygulaması getirildi. Devlet içindeki FETÖ yapılanmasını temizlemek adına yürütülen çalışmalar bazen rayından çıkıp haksızlığa dönüşüyor. Evet, etkili bir mücadele yapılmalı ama amirin kızdığı memuru FETÖ'cü diye attırmasına da fırsat verilmemeli. Bugün bürokrasi öyle bir hale geldi ki, FETÖ'yle uzaktan yakından ilgisi olmayan memur bile “başıma FETÖ belası getirilir” korkusunu yaşıyor. Bu durum, memurların sağlığını da etkiliyor. Haklı‐haksız gönderilenlere hâlâ yargı yolu açılmadı. Yanlışlıkları düzeltmek adına kurulacağı belirtilen komisyonun da kurulacağı, Olağanüstü Hal'in de kaldırılacağı yok. Bülent Ecevit'in başbakanlığı döneminde torpili kaldırmak amacıyla merkezi sınav sistemi getirilmişti. KPSS sonuçlarına göre merkezi sistemle unvansız memurların ataması yapılırken, bazı kurumlarda KPSS'den belli bir puanı aşmaları halinde kurumun kendisinin yaptığı sınava alınıyordu. Polis ve öğretmen alımında artık KPSS'ye girme, belli bir puanı alma zorunluluğu kaldırıldı. Tamamen siyasi bir kadrolaşma var. AKP il ve ilçe örgütlerinden “hamili kart yakınımdır” ya da “partilimizdir” kartı olanlar yerleştiriliyor. AKP'nin atadığı bürokratlar tarafından yapılan mülakatlarda en sihirli belge il teşkilatlarından gelenlerdir. Türk Kamu‐Sen'e bağlı Türk Büro‐Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş, “Şu anda öğretmen ve polis alımında tamamen siyasi kadrolaşma var” diyor. Devlet Personel Başkanlığı, KPSS'nin ve bunun sonuçlarına göre merkezi yerleştirmenin tamamen kaldırılması için çalışma yapıyor. Bu amaçla “Kamu Personeli Alım Sistemi Değerlendirme Toplantısı” yapıldı. Bakın şu işe sunum yapan 4 kişiden 3'ü özel sektörde çalışanlar… Devlete alınacak memurların seçiminin nasıl yapılmasını özel sektöre soruyorlar. Devlet bu hale düşürülür mü? Türk Büro Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş, halk oylaması öncesi “hayır” dediği için belli çevrelerin hedefi olmuş ve evinin önünde silahlı saldırıya uğramıştı. Yokuş, o kurşuna, tehditlere rağmen şunları anlatıyor: “Devlete girişte sınav olmadan, parti ya da hükümete yakınlığıyla bilinenler yerleştiriliyor. Taşeron firma elemanlarının neredeyse tamamı parti kanalıyla işe alınıyor.

…***

Esfender Korkmaz, 17 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İşsiz sayısı tırmanırken”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Önceki gün açıklanan işsizlik oranları, aynı zamanda ekonomik sorunların barometrik göstergesidir. Zira ekonomide her sorun sonunda işsizliğe yansıyor.Bu sene Ocak ayında açıklanan işsizlik oranı yüzde 13 iken, Şubat ayında yüzde 12.6 oldu. Bir ay öncesine göre düşme var ve fakat biz işsizlik azaldı diyemeyiz... Çünkü her ayı geçmiş yıla göre kendi içinde değerlendirmek gerekir. Aylar itibariyle geçici etkiler ortaya çıkabiliyor ve oranlar farklı olabiliyor. İşsizlik oranında artış, 2012 yılından itibaren, ekonomide düşük büyüme ve uzun süreli durgunluk ile başladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

2012 şubat ayında 10.4 olan işsizlik oranı  2017 Şubat'ında 12.6 oldu.Bu şubat ayında işsiz sayısı 3 milyon 900 bin olarak açıklandı. İş aramayıp, çalışmaya hazır olanların sayısı da 2 milyon 489 bin olarak açıklandı. Fiilen işsiz sayısı 6 milyon 389 bin oldu.İş aramayıp çalışmaya hazır olan işsizleri, önce iş gücüne ilave eder, sonra fiili işsiz sayısına oranlarsak, filli işsizlik oranı yüzde 19.2 olmaktadır. Oysa ki fiili işsizlik oranı 2012 yılı Şubat ayında yüzde 17.6 idi.Biz eğer bir istihdam politikası tespit edeceksek ve işsizliği çözmeye niyetimiz varsa, bilmemiz gerekir ki, işsiz sayımız 6 milyon 389 bindir. İşsizlik oranı da yüzde 19.2'dir. Bir işsize sen 4 hafta iş aramadın seni işsiz saymıyoruz dersek, açıklanan işsizlik oranını olduğundan, fiilen işsiz olanlardan daha düşük  göstermiş oluruz ve fakat işsizlik sorunu nu çözemeyiz. Daha da riskli olan genç nüfusta işsizlik, yine daha hızlı artıyor.2012 yılı Şubat ayında yüzde 18.3 iken 2017 şubat ayında 23.3'e yükseldi. Tarım sektörü işsizliği absorbe ettiği için, tarım dışı işsizlik oranı daha sağlıklı bir göstergedir. Açıklanan tarım dışı işsizlik oranı 2012 yılında yüzde 12.7 iken bu sene 14.9'a yükseldi.

Geçen sene 2016 Şubat ayında kamu istihdam toplamı 3 milyon 604 bin 405 iken bu Şubat'ta 46 bin 381 kişi azalarak 3 milyon 5558 bin 405 kişiye geriledi. Öte yandan hükümet politikaları da fiilen işsiz sayısını artırıyor. Bütçeden çeşitli nedenler gösterip, ancak aslında oy popülizmine dönük yardımlar yapılıyor. Bu yardımları alanlar, çalışmaya ihtiyaç duymuyor. Bütçeden yapılan bu yardımlar iş yaratma ve iş verme şeklinde olsaydı, hem büyüme olumlu etkilenirdi hem de işsiz sayısı azalırdı.Yine her zaman söylediğim gibi, Suriyelilerin ucuz ve kayıt dışı işçi olarak çalıştırılması, işsizliğin artmasına neden oluyor.Sonuç olarak; işsizlik kader değil... Siyasi iktidarların niyetine ve becerisine bağlı olarak çözülebilir.