Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: AKP’de tasfiye kapıda
Cumhuriyet:
Danıştay'dan karar: Mülakat keyfiliğine ‘dur’ dedi
Evrensel:
HDP’de ‘zorunlu’ kongre günü!
Yeniçağ:
Darbeyi MİT'e haber veren binbaşının ifadesi yayınlandı.
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
...***
Ahmet Yaşaroğlu 19 Mayıs tarihli Evrensel gazetesinde, “Gençlik, işsizlik ve gelecek”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hemen her toplumda gençliği geleceği belirleyecek kuşak olarak görmek neredeyse kalıplaşmış bir düşünce biçimidir. Bugünün toplumlarında bu yaklaşımın pratik karşılığı şudur, geleceği gençliğe emanet ettiğini söyle ama bugün gençliğe güvenme ve onu her türlü yolla egemen düzene uyacak bir kalıba dökmeyi ihmal etme! Böylece gelecek belirsizleşir, gençliğin hayalleri daha bugünden karartılır.Oysa gençlerin yaşadıkları toplumdan beklentileri oldukça yalın ve sadedir. İyi bir eğitim, aldıkları eğitime uygun bir iş, güvenli bir gelecek ve insana yaraşır onurlu bir yaşam. Ama gençlik için bu istekler genellikle ulaşılamaz hedefler olarak kalır. İşsizlik, her geçen gün daha da gericileştirilen, eleyici, ezberci bir eğitim, içeride ve dışarıda gençlerin kanının döküldüğü savaşlar, artık geleceğin sisler arasında bile görülmediği bir yaşam. Özellikle gençliğimize bütün bunlara oldukça tanıdıktır ve günlük yaşamının bir parçası olmuşlardır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) açıkladığı son rakamlara göre 15-24 yaş arası nüfusta işsizlik oranı yüzde 4.7 artışla 23.3 olmuş. Ama artık biliniyor ki, gerçek rakamlar resmi kurumların açıkladıklarının çok üzerindedir. Mevcut iktidarın, eğitiminden, sosyal yaşamına kadar sıkı bir denetime aldığı, üzerinde 2071 hesapları yaptığı gençliğin durumu budur. Gençlik bu gününde mutsuz, gelecekten umutsuzdur. Genç kuşaklar bu duruma tepkilerini hem genel olarak seçim, referandum vb. dönemlerde ortaya koymakta, hem de zaman zaman kendi taleplerini ileri sürerek giriştikleri eylemlerde göstermektedirler. AKP hükümetlerinin gençliğe yönelik planları kesin bir başarısızlığın güçlü işaretlerini vermektedir.
Ama işsizlik sorunu ne sadece gençlerin sorunudur, ne de Türkiye’ye özgüdür. Dünyanın pek çok ülkesinde işsizlik oldukça yaygındır ve İspanya, Yunanistan, İtalya gibi ülkelerde oran oldukça yüksektir. Örneğin son günlerde gazetelerin ekonomi sayfalarına düşen şu haber bu durumun nedenleri hakkında oldukça aydınlatıcı bilgiler vermektedir. Habere göre otomobil tekeli Ford dünya genelinde 20 bin işçiyi işten çıkaracaktır. Yani bu 20 bin işçi hiç bir sorumluluklarının olmadığı sonuçlardan dolayı işten çıkarılacaklardır.
Ford tekelinin yöneticileri öncelikli amaçlarının “Kârları artırmak, performansları altında çalışan temel iş alanlarını dönüştürmek, ortaya çıkan olanaklara yatırım yapmak” olarak açıklamaktadırlar. Açıklama “Maliyetleri düşürmenin iş dünyasının bir parçası olduğu” vurgulanarak devam edip gidiyor. Kapitalizmin politik ekonomisinde bunun anlamı daha az işçiyle daha çok üretim yapmak, artı değer sömürüsünü ve dolayısıyla kârları artırmak, iş gücünün daha ucuz olduğu ülkelerde, bölgelerde yeni fabrikalar kurmaktır. İnsan ve yaşamı üretimdeki her hangi bir girdi gibi ancak “maliyet” hesapları içinde bir yere yerleştirilmektedir.
Açıkçası işsizlik mevcut düzen tarafından üretilmekte, üretimin amacı insan gereksinmelerini karşılamak değil, kârlılığa göre üretmek olduğu için fabrikalar durmakta, işsizlik artmakta, yoksulluk yaygınlaşmakta, pazarlara sahip olmak için keskinleşen rekabet dünya çapında gerginlikleri artırmakta, tekellerin egemenliğini sağlamak üzere büyük emperyalist ülkeler kıyasıya bir mücadeleye girişmektedirler. Artık tehlikede olan sadece genç kuşaklar değil, bütün bir toplumdur.
Bu gidişata öncelikle toplumun en dinamik ve duyarlı kesimi olan gençlerin tepki göstermesinden daha doğal ne olabilir ki? İşsizlik de diğer sorunlar gibi kapitalizmin bir kamburudur ve bu kambur ancak mezarda düzelir. Gerçekler ve onların gelişme yönleri gençlik için güvenli bir gelecek kurmanın, bugünün toplumunu sömürüsüz bir dünyaya doğru dönüştürmekten geçtiğini açıkça ortaya koymaktadır. Tam da bu nedenle işçilerin tarihsel görevleri gençleri de, tüm toplumun ezici çoğunluğunu da sarıp sarmalayacak hedeflere sahiptir ve bu yol birlikte yürünecektir.
…***
Murat Muratoğlu, 19 Mayıs tarihli Sözcü gazetesinde, “Dolar neden yükseldi” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Tam da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “Ben inanıyorum ki dolar 3.50'nin de altına düşecek” lafına geliyorduk. Ucundan döndü, tekrar 3.60'ı geçti. Yine bilemedi! Cumhurbaşkanı Ekonomi Başdanışmanı Bülent Gedikli açıklamayı yapıştırdı; “Dolar kurundaki artış tamamen ABD iç siyasetinden kaynaklanıyor.” İyi de dolar değer kaybediyor, dolar endeksi dünyada geriliyor. Biz de dolar karşısında en fazla değer kaybeden ülkelerden biriyiz. Devam ediyor Gedikli; “Amerika faizi artıramayacağı için oluşan olumlu havadankaynaklanan kârdan bir miktar kayıp söz konusu.”İşte burası önemli… Amerika mı faiz artıramayacak? Neye göre? Kime göre?Bu sonucu Trump'ın Türkiye'ye ayırdığı 20 dakikalık görüşme sonrası mı çıkartmış?Hasta ziyareti kadar sürdü. Bilirsiniz kısası makbuldür.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Peki, Amerika hangi koşullarda faiz artıramaz? Faiz artıramaz ama Türkiye bu durumdan, kırılganlığı nedeniyle en çok etkilenenlerden biri olur. Yine de işe matematiksel olarak bakacaksak, Cumhuriyetçi kontrolündeki Kongre kolay kolay Trump'ı Yüce Divan'a göndermez. Ne var ki Amerika Merkez Bankası, bizim Merkez Bankası gibi siyasetçilerin ağzının içine bakmıyor. Amerika'nın faiz politikasını günlük olaylar değiştirmez.İstihdam hedeflendiği rakamlara ulaşmış durumda. Ekonomi düşük faizden maksimum faydayı sağlamış. Trump'ın geleceği onları hiç ilgilendirmiyor. Yani? Kuvvetle muhtemel Gedikli'nin dediğinin aksine haziran ayında cayır cayır faiz artıracak! Amerika'nın faiz artırması ister istemez TL'ye değer kaybettirecek. TL'nin değer kaybedeceğini gören yatırımcılar pozisyonlarını önceden alıp dolara saldırdılar. Doların hele bu faiz oranlarıyla artması Türkiye'nin kâbus senaryosudur. Dolara ne ile müdahale edeceksin? Faizler bu kadar yükselmişken daha da artıracak mısın? Bırak büyümek için kredi vermeyi, faizler biraz daha yükselirse kendi arkanı kurtaramazsın. Rezervlerinde kullanılabilir 30 milyar doların bile yok. Şimdi ne yapacaksın? İki senaryoda da Türkiye yara alıyor. Dünyada durum düzeldi düzeldi… Düzelmedi, fena…
…***
Deniz Kavukçuoğlu, 19 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Sıfıra sıfır elde var sıfır”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Aylardır beklenen Erdoğan-Trump buluşması 16 Mayıs günü Washington, Beyaz Saray’da gerçekleşti. ABD Başkanı’nın “zorlu ve uzun” geçeceğini söylediği görüşme yalnızca 22 dakika sürdü. Böylece işadamı kökenli bir Başkan için zamanın ne kadar değerli olduğunu anlamış olduk. Daha sonra geçilen, her iki tarafın “sürü sepet” katıldığı öğle yemeğinde heyetler bu tür yemeklerde masada uygulanan, muhatapların karşılıklı oturmaları biçimindeki protokol düzenine aykırı oturduklarından kimse kimseyle doğru dürüst bir görüşme yapamadı.İki saat süren bu hengâme sonrası Erdoğan ve Trump birbirlerine övgüler düzerek ayrıldılar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Cumhurbaşkanı, dolayısıyla Türkiye bu görüşmede umduğunu bulamadı, istediklerini alamadı. ABD başkanı zaten daha önce IŞİD’e karşı müttefik kabul ettiği YPG’yi ağır silahlarla donatacağını açıklamıştı. Buradan Türkiye lehine bir şey çıkmadı. FETÖ’nün elebaşı Fethullah Gülen’in iadesiyle de ilgili herhangi bir ilerleme kaydedilmedi. Almanya Türkiye’nin başını ağrıtmaya devam ediyor. Son sıkıntı Almanya’ya iltica eden, aralarında generallerin de bulunduğu FETÖ şüphelileri. AKP yandaşı medyaya bakılacak olursa bunların iltica başvuruları kabul edilmiş. Oysa kabul edilen yalnızca iltica başvuru dilekçeleri. Almanya’da iltica kabulü oldukça uzun bir süreç. İltica eden kişi önce bir dilekçeyle bulunduğu ya da en yakınındaki kentteki “Sığınmacı Dairesi”ne başvuruyor. Dosyası hazırlandıktan sonra bu, o dairedeki uzman bir memura teslim ediliyor. Memur, başvuru sahibinden gerek gördüğü belgeleri istiyor. Bu arada başvuru sahibiyle birkaç kez yüz yüze görüşme yapılıyor. İnceleme tamamlandıktan sonra uzman evet ya da hayır kararını veriyor. Hayır kararı karşısında başvuru sahibinin İdare Mahkemesi’nde itiraz hakkı bulunuyor. Buradan olumsuz karar çıktığı takdirde bir üst mahkeme olan Yüksek İdare Mahkemesi’ne itiraz edilebiliyor. Bu, birkaç yılı bulan oldukça uzun bir süreç.Buradan da olumlu bir karar çıkmadığında bu kez başvuru sahibinin ülkesine geri gönderildiğinde “kötü muameleye” maruz kalıp kalmayacağına bakılıyor.Kötü muamele Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi’nde belirlenmiş. Bu konuda Türkiye’nin sicili parlak değil. Menfur 15 Temmuz darbe girişimi sonrası televizyon ekranlarına getirilen elleri kelepçeli, yüzleri gözleri patlamış şüphelilerin görüntüleri iade işleminin yapılmaması için yeterli neden. Bir de tabii sonu gelmez idam tartışmaları var. Dilendiği kadar “Eyy Almanya...” diye haykırılsın, bu koşullarda iade beklemek ham hayaldir.