Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Gözler kabine değişikliğinde
Cumhuriyet:
Kabine revizyonu ilk sırada
Evrensel:
Uluslararası Af Örgütü: İhraçlar, benzeri görülmemiş baskı
Milli gazete:
AK Parti'de ''damat'' rahatsızlığı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Emin Çölaşan, 23 Mayıs tarihli Sözcü gazetesinde, “Anayasayı çiğneyerek, anayasa değiştirmek”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“SÖZCÜ gazetesi olarak “Değişik, üzücü ve hukuksuzlukla dolu” bir haftayı, özellikle hafta sonunu geride bıraktık. Bundan sonra neler olacağını bilemiyoruz. Gözaltına alınan masum arkadaşlarımızın en kısa zamanda bırakılmasını diliyoruz… Şimdi artık günümüze bakma zamanı… Recep Bey partisinin pazar günkü kongresinde oybirliği ile genel başkan seçildi. İşin sadece bu boyutuna baktığımız takdirde kendisine başarı dilemek gerekir! Öyle ya, yeniden partisinin başına geçti. O artık hem cumhurbaşkanı, hem başbakan, hem de her şey… Yasama, yürütme ve yargıdan sorumlu olan tek kişi. Diğerleri hikâyedir. Uçan kuştan bile “Tek adam” olarak o sorumlu olacak, her şeye kendisi karar verecek… Güzel hoş ama bu olay çok önemli… Ve bu işin hemen hiç tartışılmayan çok önemli boyutları var.” diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Recep Bey'in cumhurbaşkanı seçildikten sonra, ettiği yemine hangi ölçüde bağlı kaldığı ayrı bir tartışma konusudur. Ancak bu aşamada bu yemin metninin bütün Türkiye'yi, devlet düzenini ve hukuku özellikle bağlayan son bölümü şudur: “…Üzerime aldığım görevi TARAFSIZLIKLA yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, NAMUSUM ve ŞEREFİM üzerine andiçerim.” Namus ve şerefi hiç saymıyorum! Burada anahtar kelime “Tarafsızlık.”Yani anayasa koyucu, cumhurbaşkanının tarafsız olmasını öngörüp bunu yemin metnine koymuş…Ve Recep Bey o makama seçildiğinde bunu Meclis kürsüsünde okumuş.Sonrasında “Ben o metni okumuş oldum ama tarafsızlığı kabul etmem” gibi herhangi bir söylemine tanık olmadık!Bu iktidar geçtiğimiz 16 Nisan günü yeni bir anayasa referandumu yaptı.Yeni anayasaya bazı maddeler ekledi, bazılarını çıkardı.O referandum yapıldığında kafalarında bir plan vardı:Recep Bey AKP'nin genel başkanı olacaktır!Ve bu amaca pazar günü ulaşmayı başardılar! Şimdi karşımıza getirilen şu tabloya bir bakınız! Bir yanda anayasayı değiştirip partili cumhurbaşkanlığı getiren bir iktidar…Öte yanda ise cumhurbaşkanı seçildikten sonra TARAFSIZ kalacağı konusunda NAMUSU ve ŞEREFİ üzerine yemin etmiş olan Recep Tayyip Erdoğan!Yani anayasanın 103. maddesi!Üstelik bu öyle sıradan bir yemin değil… Peki ama son referanduma gitmeden önce iktidar bu maddeyi, yani anayasanın 103. maddesini kaldırdı mı? Hayır, o maddenin virgülüne bile dokunulmadı ve aynen duruyor. Şimdi soruyorum: Bu nasıl iştir? Akıl, mantık ve hukuk bunun neresindedir? Bir kimse cumhurbaşkanlığı makamında oturacak, hem anayasa uyarınca tarafsız (!) olacak, hem de partisinin genel başkanı olacak!Böyle bir şey olabilir mi?
...***
Şükran Soner, 23 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Resmen AKP Başkanı, ya ‘Cumhurbaşkanı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Referandum sonuçlarına ilişkin hukuksal tartışmalar, yargısal itiraz süreçlerinin noktalanmadığı, itiraz kapılarının tümünün kapanması halinde dahi, YSK’nin açık yasa hükmünü geçersiz sayması ile ortaya çıkan şaibe, hukuksuzluk, geçersiz oylara ilişkin, kamu vicdanındaki “çoğunluk hayırlar evetlere kaydırıldı” inancı, kamu vicdanında tarihe yazılacak.. Biz bugünün tablosunda, YSK’nin ilan ettiği seçim sonucu ile evetçilerin yüzde elli sınırını aştığı tek adam rejimini getirecek “cumhurbaşkanı” anayasa değişikliği metninin geçerliliği üzerinden gelişmelere bakalım...”diyen yazar, yaazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yürürlükteki anayasal, parlamenter cumhuriyet rejiimi hükümlerine göre seçilmiş, yeminini etmiş, resmen partisiz, tarafsız, herkesin cumhurbaşkanı, öyle istediği için, partisi de kucak açıp, hemen üyelik başvurusunu yapmasının ardından genel kurulunu toplayıp oybirliği ile genel başkan seçince ne olur? Başkanlık rejmine geçişin seçimine bu anayasa metnine göre daha iki yıl varken, resmen parti liderliği ile birlikte, ad benzerliği üzerinden resmen olamasa da, fiili durum olarak başkanlık rejiminin de yetkilerini kullanabilecek cumhurbaşkanı olabilir mi?
YSK’nin resmen geçerliliğini ilan ettiği referandum metnindeki anayasa değişikliği hükümlerine göre, üyelik başvurusu, genel kurul seçim sonuçlarına göre resmen AKP liderliği şapkasını taktığı doğru da.. Resmen geçerlilik kazanan başkanlık rejiminin adı yine “cumhurbaşkanı” olan başkanlık rejimi yetkilerini kullanabilmesi söz konusu değil.
Resmen parti lideri seçildiği genel kurulda, Başbakan ve Ak Partililerin coşkuyla alkışladıkları, bağırlarına bastıkları Cumhurbaşkanı Erdoğan resmen yürürlükteki parlamenter rejim içinde seçilmiş Cumhurbaşkanı..
Türkçesi Başbakan, AKP Hükümeti, parti lideri Erdoğan’a resmen gönüllü teslim ettikleri yetkilerini, cumhuriyetin parlamenter rejimi işleyişi için de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teslim etmeye kalkışırlarsa ağır anayasal suç işlerler. Başbakan, Hükümete ait yürütme, icra yetkilerinden, Meclis yasama yetkilerinden ödün veremezler. Cumhurbaşkanı referandumdaki anayasa değişikliklerinin resmen onayı ile, başkanlık rejiminin tek adam yetkilerini kazanmış olmuyor. Sözün özü Ak Parti’nin liderlik karizması ile yeniden derlenip toparlanması adına yaşanan koşturmacanın, gönüllü tam yetkilerin teslimi, cumhurbaşkanlığı icraatlarına da kaydırılırsa, ağır hukuksal ihlallere, suç, sorunlara yol açabilir.
Cumhurbaşkanlığı’nın dokunulmazlık zırhı, yetkilerini kötü kullanan Hükümet, Meclis için ağır hesap verilmesi gereken sorunlar üretebilir..
Çok doğru tek adam rejiminin otoriterleşmede dünyadaki en uç yetkilerini toplamış Başkanlık rejiminde; Cumhurbaşkanı’nın hem kamu hem de siyasi parti yönetim yetkilerini bir arada kullanılabilmesine kapı açan sorunlar öyle altından kalkılabilecek boyutlarda değil. İnsan hakları, hukuk devleti, demokrasi kaygılarından kopuk evetçiler cephesinin hafifletici gerekçelerine karşın, en otoriter başkanlık rejimlerinin sorunlarını katlayacak sonuçlarının çıkacağından hiç kuşkunuz olmasın. Parti başkanlığının korunmasına izin veren düzenleme, kimi dünya, tarih örnekleri çarpıtılarak masum gösterilse de bizdeki duruma hiç uymuyor. Ak Parti, evetçiler cephesi, bizdeki parlamenter rejim içinde seçilmiş cumhurbaşkanının partisinden ayrılmasının zorlama olduğundan yola çıkıyorlar. Anayasa değişikliği metnine de konan partisine dönebilme, istenirse resmen parti lideri seçilebilme hükmünü de böyle savunuyorlar. Başkanlık rejiminin seçimi yapılmadan öncesinde parti üyeliği, liderliği hakkının tanınmasını savunuyorlar. Resmen parti liderliği hakkı tamam da, yürürlükteki anayasal, parlamenter rejimin hukuku içinde seçilmiş, tarafsız, herkesin Cumhurbaşkanı olma yeminine bağlı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, fiili dayatma olarak seçilmiş tek adam, hem devletin, hem de partisinin tek başı yetkilerinin Ak Parti’nin kendi kurtuluşu adına fiilen dayatılması tablosunda durum ne olacak? Aynı tek adam rejiminin anayasa metninde bile bu kadarı yazılamamış.
...***
Esfender Korkmaz, 23 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Ekonomide vizyonsuzluk”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yazılarım ve katıldığım ekonomi programlarında, ilk soru ''dolar ne olur'' oluyor. Basında ekonomi denilince yalnızca borsa, döviz ve altın analizleri yer alıyor. Bazen de ayda bir yayınlandığı zaman, enflasyon ve işsizlik ve üç ayda bir de büyüme haber ve analizleri yer alıyor.Sermaye piyasası, reel sektörü temsil eden bir piyasadır. Ancak hisse senetlerinde artış ve düşüşler, firmaların başarı ve başarısızlığı ile değil, uluslararası ekonomik ve siyasi gelişmeler ile ekonomi yönetiminin doğruları ve yanlışları ile şekil buluyor. Bunun içindir ki, borsanın geleceği ile ilgili tahmin yapmak adeta imkansızdır. Ancak tüm medyada bu tahminler yer alıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Aslında rasyonel politikalar yerine, popülist politikaların ve cin fikirlerin karşılık bulduğu hiç bir ülkede ve hiçbir ekonomide, ekonomiyi yönetenlerin psikolojisini ve davranış biçimlerini kimse tahmin edemez. Bu durum aynı borsayı tahmin etmenin de zor olduğunu gösteriyor. Türkiye'de medya, kendi hisse senetlerinin değerlenmesi için, spekülatif piyasaya çalışmayı iş edinmiştir. Bu konuda hem fetva veren, hem de tasdik eden iktisatçılar bulmuştur. Öte yandan 2008-2009 krizinden beri, küreselleşme istikrarsızlık yaratan bir süreç yaşamaktadır. Maalesef Türkiye de küreselleşmeye, Bir... Ekonomi yönetiminde vizyonsuzluk... İki... Popülizm katılınca, ekonomi de dünyanın en kırılgan ekonomisi durumuna gelmiştir.Ekonomide slogan da bir popülizmdir. Ekonomide vizyonla, sloganı karıştırmamak gerekir. Söz gelimi siyasi iktidarın 2023, yüzüncü yıl için 500 milyar dolar ihracat sözü ve yine Erdoğan'ın söylediği Türkiye ekonomik büyüklük olarak dünyanın ilk onuna girecek şeklindeki sözleri yalnızca birer slogandır.Ekonomide vizyon mevcut verileri değerlendirerek, ulaşılmak istenen seviyeyi tespit etmek, geleceğin resmini çekmektir. Slogan şeklinde olursa bu yalnızca hayal olur. Ekonomide vizyon, planlama ile, mevcut verilerin ve tahminlerin değerlendirilmesi ile olur.