Mayıs 31, 2017 10:01 Europe/Istanbul

Birgün: Putin, Türkiye'ye kısıtlamaları kaldıracak kararnameyi imzaladı

Cumhuriyet:

FETÖ sanığı Mehmet Dişli: Çankaya'da 7 saat çalıştım

Evrensel:

Gezi direnişinin 4. yılı: Taksim ve Gezi Parkı kapatıldı

Milli gazete:

Türkiye’de herkes borçlu

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Fatih Polat, 31 Mayıs tarihli Evrensel gazetsinde, “4-5 metrelik bir kafesten sizlere yazıyorum”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Birgün gazetesi İmtiyaz Sahibi İbrahim Aydın ve eski Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Berkant Gültekin, Cumhurbaşkanına hakaret gerekçesiyle verilen 21 aylık cezanın infazı için Kırklareli Cezaevi’ne girdi. Böylelikle tutuklu gazeteci sayısı 170’e yaklaştı. Tek tesellimiz, denetimli serbestlik kararının 2 yıla çıkması nedeniyle İbrahim ve Berkant’ın 2-3 gün içinde serbest bırakılmasının beklenmesi.KHK ile kapatılan Hayatın Sesi Televizyonu’ndan 3 yönetici arkadaşımızın duruşması vardı. Hatırı sayılır bir mesleki dayanışmanın olduğu duruşmada avukatlar, her yerinden dökülen iddianamenin çöpe atılarak davanın reddini talep etiller.Türkiye, içerisi ve dışarısıyla tam bir gazeteci hapishanesine dönüşmüş durumda. 12 Mayıs 2016’dan beri tutuklu olan meslektaşımız DİHA Muhabiri Nedim Türfent, bana bir mektup göndermiş.Aynen yayınlıyorum:”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

 “Kalemin gizemli gücüyle merhaba

Mühürlü ve tutuklu zamanların akıntısında sırra kadem basmayıp gazeteciliğin büyülü albenisiyle yeniden yaşam bulan ve karanlığa mahkum olmak istemeyen özgür kalemlerin, düş ve düşünce insanlarının, demem o ki, eli kalem tutanların hayatlarının bir müddetini geçirmek zorunda bırakıldıkları ‘mecburi konaklama tesislerinden’ yaprak kımıldamayan bir sessizlik içerisinde, hücredeki izolasyan ikliminde ‘pranga eskitirken’ hepinizi, özlem dolu kalbimle, hasretle, ümitle selamlıyorum.

Gerçek şu ki, bulutlu ve puslu zamanlarda gözlerine perde çekmek, kabuğuna çekilmek, mürekkebini kurutmak, bukalemunlaşmak, üç maymunu oynamak, havuzda yüzüp, ‘Büyük Birader’in repertuarını kullanmak, ancak mesleğin fişini çekmek, gazeteciliği darağacına çıkarmak olur.

Oysa, yaşamın yegane gayesi, biricik meziyeti, darağacından dahi meyve çıkarmaktır. Yaşam ve yaşatmak için yazmaktır... Sözgelimi yaşamın her renginin, sesinin ve ezgisinin vücut bulduğu cennet bahçesi ülkemizin kangrenleşen sorunlarına bir kıvılcım dahi olsa fener tutmak, görünür kılmak için yazmaktır. Ne yazık ki, bu ışığımızı karartmak isteyenler, tozlu raflarda rotası hakikat, karanlık dehlizlerdeki pusulası özgür gazetecilik olan herkesi susturmak, sindirmek istemektedirler.

İşte, hakikat denizine hep birlikte yelken açtığımız bu şiir gibi meslekte, bu katmerli meşakkatli yolculukta en apansız ve amansız baskılara göğüs geren gazetecilik sahiplenicisi sizler, en diri ve mavi umudumuz oldunuz. Karanlıkların değirmenine su taşımayıp, gerçeklerin diline sahip çıkarak bu kısır döngüde bir kez daha çözüm reçetemiz oldunuz.

Özgür bir ırmağın farklı kollarında birikip dayanışan gazetecilik sevdalıları, değerli dostlar, 26 Nisan 2017’den beri tek başıma tutulduğum 4-5 metrelik, daracık bir kafesten, kutudan sizlere yazıyorum. İddianamemden de alenen görüldüğü/görüleceği gibi salt gazetecilik faaliyetlerim ‘suç’ sayılarak 12 Mayıs 2016 tarihinden beri, 1 yıldır, demir parmaklıkların ardında tutulmaktayım. Cezanın infazına’ dönüşen bu sürecin akabinde, ilk duruşmam 14 Haziran 2017 tarihinde Hakkari 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecektir. 

Mesleğinizi icra ederken Demokles’in kılıcının her an bir yerlerinize battığı bir kentte, ülkemizin ücra noktasında, hem dayanışmak, hem de kent yaşamına, bölgeye tanık olmak adına duruşmaya katılmanızı, kanat çırpıp gazeteciliğin her yerde gazetecilik olduğunu son günlerin moda tabiriyle ‘yedi düvele’ haykırmanızı ve bilakis bizleri onere etmenizi özlemle bekliyor olacağız.

...***

Esfender Korkmaz, 31 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Maliye kümesteki kazları yoluyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Referandum sırasında ve öncesinde son bir yıldır, birçok vergi ertelendi, birçok malda KDV indirimi yapıldı, bazı vergilere af getirildi.Literatürde "eski vergi iyidir'' diye bir deyim var. Vergilerin sık sık değişmesi, vergi mükellefini zora sokar. Vergi eskidikçe vergi mükellefleri vergiyi öğrenir ve alışır. Bunun için vergi sistemini siyasette popülist amaçlı kullanmak, vergilemede haksızlık doğurur ve spekülatif faaliyetleri artırır.Öte yandan yine vergilemede herkesin bildiği bir laf var... "Kazı bağırtmadan yolacaksın." Bu söz aynı zamanda vergi psikolojisinin önemini gösteriyor.Anayasamıza göre vatandaşın vergi ödevi var... Buna karşılık devletin de kamu hizmeti yapmak ödevi var... Falan vergi falan hizmetin karşılığı değildir... Harçlar ise bir hizmet karşılığıdır... Ancak genel anlamda toplum vergi verir... Devlet de topladığı vergi ile hizmet yapar...Kazı bağırtmadan yolmanın ilk şartı, vatandaşta vergi bilinci oluşturmaktır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Vergi bilinci de vergi mükellefinin kamu hizmetlerinin kendisi için vazgeçilmez olduğu gerçeğini iyi bilmesi ve yapılan hizmetin doğru yapıldığına inanması ile mümkün olur. Ödenen vergi ile yararlanılan hizmet arasında bir orantı veya bir bağlantı yoktur. Aynı şekilde herkes kamu hizmetinden aynı oranda faydalanamaz... Hiç vergi ödemeyen de vergi ödeyen de aynı oranda faydalanabilir... Genelde herkes tüketim vergileri gibi dolaylı vergileri öder. Bazılarına devlet ödedikleri verginin üstünde maddi destek sağlar.Mesele devletin bugün kamu hizmetlerini aksatmadan ve doğru yapmasıdır... Gerekçesi ne olursa olsun, eğitim ve yüksek öğrenim sorunu varsa, vatandaş devlet hastaneleri kapılarında saat beşlerde kuyruğa giriyor, yahut herhangi bir cerrahi müdahale için altı ay sonrasına gün veriliyorsa, elbette vergi mükellefinin kafası karışacaktır.Devlet ihale kanunu nerdeyse tamamıyla değişti. Birçok kurum ihale dışı kaldı. Ayrıca kamu harcamalarında Sayıştay denetimi, Meclis'e tam yansıtılmıyor. Bu durum vergi mükellefinin kafasında soru işaretlerine neden oluyor. Vergiye tepkiyi artırıyor.Belediyelerde çok kötü bir gelenek var... Her kazılan çukurun başında  belediyenin, belediye başkanının adı veya resmi var. Sanki başkanlar bu çukuru vatandaşın vergisiyle değil de şahsi servetleriyle açmışlar... Yine her çukurun başında, milletin kafasına vurur gibi "Falan belediye çalışıyor" yazılıdır... Sanki çalışmak belediyelerin işi değil, babasının hayrına çalışıyor... Bu durum hem kamu vicdanında bir rahatsızlık yaratıyor... Hem de vergi mükellefinin tepkisini çekiyor...Vergi bir yüktür... Kimse güle oynaya vergi vermez... Bu yüzden vatandaşa verdiği vergiye karşılık kamu hizmetlerinin yapıldığını iyi anlatmak veya göstermek gerekir... Tersine verdiği vergi ile hizmet yapılmıyorsa vergi mükellefi vergiye karşı tepki duyacaktır... Vergiye karşı direnç gösterecektir.Bir ülkede sık sık vergi affı yapılıyorsa, vergisini zamanında ve düzgün ödeyen, borç alıp vergisini yatıran mükellefin elbette tepkisi de daha fazla olacaktır. "Ben ayağımı yorganıma göre uzatıyorum... Başkası yapmıyorsa, ben neden kaybedeyim'' diye soracaktır.Özetle, bugün vergi kayıp ve kaçaklarının nedenleri başında, siyasi iktidarın vergi sistemini de siyasi popülizm aracı olarak kullanmasından ileri gelmektedir.

...***

Kazım Güleçyüz, 31 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, “Yargıda asker vesayetinden...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“28 Şubat’ta yargı üzerinde ağır bir asker baskısı vardı.

Bir kısım yüksek yargı üyeleri de bu baskının “gönüllü” ortağı oldular. Genelkurmay karargâhında verilen “irtica” brifinglerini ayakta alkışlayanlar da bunlardı.O dönemdeki unutulmazlardan biri, meşhur “28 Şubat bin yıl sürecek” sözünün de sahibi olan Genelkurmay Başkanının İstanbul’daki DGM’leri “irtica”ya karşı “gevşek” olmakla suçlamasıydı.Onun bu çıkışından sonra savcılar ve mahkemeler “gayret”e gelip 1990’da kaldırılmış olan TCK 163’ün yerine keşfettikleri 216. maddeyi işletmeye başladılar.Başörtüsü yasağı başta olmak üzere 28 Şubatçıların yaptığı zulümlere karşı çıkan ve depremi İlahî ikaz olarak yorumlayan Yeni Asya hakkındaki toplatma kararları, soruşturma, dava ve mahkûmiyetler ondan sonra peş peşe geldi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Mahkemeler üzerindeki asker baskısının bir başka örneği, emekli bir general hakkındaki yazımız sebebiyle açılan tazminat davasının temyiz aşamasında askerlerin Yargıtay’da dosya takibi yapmaları oldu.Bu bilgiyi, o davanın gerek temyiz, gerek AİHM safahatında ciddî emekleri olan—geçenlerde bir program vesilesiyle gittiğimiz Balıkesir’de ziyaret ve sohbet imkânı bulduğumuz—Avukat ve Balıkesir Barosu eski Başkanı Turgut İnal bizzat aktarmıştı.O süreçteki böylesi müdahaleler mahkemelerden hukukî geçerliliği son derece tartışmalı kararlar çıkmasına yol açtı.Ve bu kararlardan AİHM’e gidebilenler, bizim davalarımız dahil, oradan döndü. Türkiye’ye ağır tazminatlar yükleterek.28 Şubat baskılarının yargıdaki tezahürleri, ülkeyi, ağır bedeller ödeten böylesi sıkıntılarla karşı karşıya getirmişti. 2010 referandumuna kadar HSYK da aynı vesayetçi yapının etkili araçlarından biriydi. Öyle ki, bir ara Adalet Bakanı ve Müsteşarıyla kurul arasında ciddî gerginlikler yaşandı, mahkemelik bile oldular.Gelinen noktada bunlar geride kaldı. Ama tahmin edilmedik başka bir yere gelindi.