Haziran 06, 2017 09:12 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Almanya, İncirlik'e veda ediyor

Birgün:

Bakanlar Kurulu'nun ardından açıklama

Evrensel:

Cam işçisi: İşçiden habersiz bir adım atılmasın

Yeniasya:

Bülent Arınç'ın damadı tutuklandı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Özcan Yeniçeri, 6 haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “15 Temmuz darbesinin sahibi yok!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Her şey ele geçirilen silahın, yetkinin ve gücün amaç dışı kullanılmasıyla başlar. Amacı dışında kullanılan güç zalimleşir. Darbe, gücün zalimleşmesidir. Kişiler ellerine verilen güce mağrur olup haddini aştıklarında amaçlarını şaşırırlar. Böylece sınırlar aşılır, ölçüler çiğnenir, kurallar önemsenmez olur. Her şey güçten ve gücün gölgesinden ibaret görülür. Güç sahibinin gözleri kararmıştır. Silahla ülkeyi teslim alma anlamına gelen darbe düşünülmeye başlanır. Güç sahibinin bir hesabı varsa gücü yaratanın da başka bir hesabı olduğunu darbeci, hesaba katmaz. Gücü elinde tutan ona gücü verenin iradesini kıramayınca her şey bir anda tersine döner, hâkimler mahkûm hale gelir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Darbecilerin elleri ve ayaklarına kendi kötülükleri dolanır. 15 Temmuz'un özeti budur!Kukla olmayı tercih ettiler! Adam komutanın değil abinin emrine giriyor. Adam başkomutanından değil sözde imamından emir alıyor. Tercihleri asker değil kukla olmak yönünde oluyor. Adam devletin değil cemaatin emrine giriyor. Tankları düşmanın değil milletin üzerine sürüyor! Düşmanı değil milleti kurşunluyor. Birilerinin oynattığı kukla olduklarını açıkça ortaya koyuyorlar. Hem de ABD'deki CIA referanslı bir meczubun yedinci sınıf adamlarıdır. Hiçbir şeyden haberleri yokmuş! İmanlarını CIA'ya endeksleyerek halkı bombalayanlar yargının karşısında bocalıyorlar. Üç temel davranış sergiliyorlar. Bir kısmı sırıtan bir yüz ifadesi, başarılı bir iş yapmış edası, pişkin bir tavır gösteriyor. Diğer bir kısmı da 'Darbe mi? Ne darbesi?', "görmedim", "duymadım", "farkında değilim" diyor. Bunlar da milletin aklıyla alay ediyorlar. Üçüncü bir kesim de; "Verilen emri yerine getirdim. Emir komuta içinde hareket edildiğini düşünüyordum. Teröristlere karşı operasyon yaptığımızı sanıyordum vb.." diyor.Bunlar durumun farkında en fazla olanlardır. Yaptıkları işin vahametini azaltmaya çalışıyorlar. 15 Temmuz'u ihale etmek!  TBMM'yi bombalayanlar, Türk milletiyle bağlarını koparmış, içinden çıktığı topraklara tamamen yabancılaşmış güruhtur. Yaptıkları ihaneti açıklayacak gerekçeye sahip değiller. Bu yüzden 15 Temmuz'u 'bir senaryo ve darbe tiyatrosu' olarak nitelemeye çalışmaktadırlar.Son zamanlarda 15 Temmuz'a "kontrollü darbe" diyen başkaları da çıktı.Doğru ama eksik. Darbeciler ihanetlerine yönelmiş halk nefretini dağıtabilmek için 15 Temmuz girişiminde herkesin rolü olduğunu yaygınlaştırmaya çalışmaktadırlar. Taktik gereği darbeyi başarısızlığa uğratanları da kendileri gibi darbeci hatta talimatları onlardan aldıklarını duruşmalarda söylüyorlar. İhanetlerini ihale etmeye çalışıyorlar. Geldikleri aşamada bizden sonra tufan mantığıyla hareket ediyorlar. Milleti bombalayan karargahta derdest edilenlerin en tepesindeki zat "Bu hain darbe girişimiyle ilgim yok... Askeri darbeyi planlayıp, yöneten bir kimse değilim. Kimin planlayıp, yönettiğini bilmem" diyor. Darbenin üssü durumunda olan Akıncı'da ele geçirilen bir darbeci aynen şunu söylüyor: "Seyirci konumundaydım, kim ne konuşuyor seyrediyordum, sadece sesleri duyuyordum".Bir başkası Tümgeneral seviyesinde adı lazım değil bir adem,  'O gün Ankara'daki Akıncı Üssü'ne, Tuğgeneral X'i ziyarete gittiğini, birden bire kendinin olayların içinde kaldığını' söylüyor.

Yargının karşısına çıkarılanlar bir tek 'kendilerinin camilerden toplandığını' söylemedikleri kaldı!Koskoca darbe sahipsiz kaldı!

…***

Kazım Güleçyüz, 6 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, “HSK’ya çağrı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“HSYK’nın yerini alan 13 üyeli HSK çok sıkıntılı bir konumda işbaşı yaptı.Bu sıkıntının iki önemli sebebi var.Biri, yargıyı da tek adam rejimine bağlayacak kurul olma eleştirilerine hedef olması ve tartışmalı bir referandumla “kabul edildiği açıklanan” bir paketin yürürlüğe girmesinden sonra göreve başlaması.Diğeri, selefi olan HSYK’nın son dönemde yargı bağımsızlığını ve hakim güvencesini yerle bir eden kararlarıyla mahkemelere çok ağır bir baskı uygulaması.“FETÖ ve  darbecilerle mücadele” gerekçesiyle, tarihimizde benzeri görülmemiş hakim ve savcı kıyımlarına imza atması.Karar ve işlemlerine siyasî bir hesaplaşma ve rövanşın gölgesini düşürmesi. Yargıya da OHAL düzeni getirmesi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

7 üyesini Meclisin, Adalet Bakanı ve Müsteşarı dahil 6 üyesini Cumhurbaşkanının belirlediği HSK’nın, eğer bu sebeplerden kaynaklanan handikapları aşmak gibi bir hedefi varsa, öncelikle yargıyı ve hukuku olağanüstü halden çıkararak normalleştirmeye yoğunlaşması gerekir.

Bunun için de bilhassa FETÖ ve Bylock davalarına bakan mahkemeler üzerindeki çok ağır baskıyı kaldırması icab eder.

Bilindiği gibi yakın dönemde bazı tutuklu gazetecilerin tahliyesi ve Bylock’ta mesaj içeriklerine bakılması yönünde karar veren mahkemelerin çok üzerine gidildi.

Hemen inceleme başlatıldı, açığa almalar ve tenzilen atamalar oldu. Böylece diğer mahkemelere de gözdağı verildi.Yargı HSK sopasıyla baskı altında tutuluyorsa hukuk devletinden söz edilemez.Bu baskılarda başı çeken Adalet Bakanının bile FETÖ ile mücadele adıyla yapılanlara isyan noktasına geldiği aşamada HSK’ya çok büyük sorumluluk düşüyor.

Şimdiye kadar inanılmaz bir duyarsızlıkla geçiştirilen, ama artık görmezden gelinmesi mümkün olmayan en önemli ve kritik konu, soruşturma ve yargılamalarda sebebiyet verilen yaygın mağduriyetler.

Uzun tutukluluklar yargısız infaza dönüşürken, aylardır iddianamesi hazırlanmadığı için açılmayan davalar var; açılmış olanlar da bürokratik engelleme ve ertelemelerle tıkanmış durumda, ilerlemiyor.HSK âcilen bu vaziyete çare bulmalı.

…***

Abdulkadir Selvi, 6 Haziran tarihli Hürriyet gazetesinde, “Darbe tarihi ne oldu? Kılıçdaroğlu ile ne konuştuk?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““FETÖ’cüler darbenin tarihini verdi” başlıklı yazım, bazı internet siteleri tarafından, “Hürriyet yazarı darbenin tarihini verdi” şeklinde kullanıldı. Doğru değil. Ben FETÖ’cülerin darbe tarihi verdiğini yazdım. Tarih verildiğini yazmakla tarih vermek aynı şeyler değil.Yazımda ayrıca ‘kontrollü darbe’ sözü üzerinden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na çağrı yapmıştım.Kemal Bey’le konuştum. “Her zaman, her yerde ve her ortamda, 15 Temmuz darbe girişiminde bulunan FETÖ terör örgütüdür dedim. 15 Temmuz’u yapanın FETÖ terör örgütü olduğu konusunda en ufak bir şüphem yoktur. Meclis’te de Yenikapı’da da her defasında bunun yapan FETÖ terör örgütüdür dedim. Bu konuda en ufak bir tereddütüm yoktur” dedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bunun üzerine neden ‘kontrollü darbe’ diyorsunuz diye sordum.

“Yabancı istihbarat örgütlerini esas alıp dil geliştirirsek yanlış olur”dedi. Ben de aynı şeyi söylüyorum. Kemal Bey, 15 Temmuz’a ilişkin pek çok karanlık noktanın olduğu görüşünde. Bunların aydınlatılmasını istiyor. “Yenikapı mitinginde yeni bir darbenin olmaması için 15 Temmuz’u aydınlatmamız lazım dedim. Ancak öyle olmadı. Bazı soru işaretleri hâlâ yanıtlanmayı bekliyor. FETÖ’cüleri, yabancı istihbarat servislerini ve iddia edildiği gibi üst akıl varsa üst aklın planlarını boş çıkarmanın en güzel yolu, karanlıkta kalan noktaların aydınlatılmasıdır” diyor.

 “Aydınlatılması gereken noktalar neler?” dedim. Kılıçdaroğlu, peş peşe sıraladı.

1- 15 Temmuz’u araştırmak üzere Meclis’te kurulan komisyona neden görev yaptırılmadı?

2-O.K. diye bir kişi MİT’e gidiyor, darbe yapılacak diyor. Oysa sadece MİT müsteşarı kaçırılacak diye ihbarda bulunduğu söylenmişti. Darbe ihbarında bulunduğu neden gizlendi?

3- MİT, O.K.’yı dinledikten sonra hangi önlemleri alıyor? Biz bunu hiç sormuyoruz.

4- O gece Cumhurbaşkanı’na bilgi veriliyor. Ama neden Başbakan’a bilgi verilmiyor?

5- Cumhurbaşkanı A Haber-ATV ortak yayınında 3 ayrı uçak beni bekliyordu diyor. Demek ki siz darbe bilgisine sahipsiniz. O uçaklar bu talimat üzerine bekliyordu.

6- Darbeyle ilgili en ciddi soruşturmayı yapan savcı neden görevden alındı?

7- Darbenin siyasi ayağının ortaya çıkarılmaması için bir çaba var. Bu da bizde bilinçli olarak darbe kapatılmaya çalışılıyor kanaatinin oluşmasına neden oldu.

8- 15 Temmuz gerekçe gösterilerek bütün muhalifler susturuluyor. Cumhuriyet ve Sözcü gazeteleri FETÖ’cü mü?

Kılıçdaroğlu, bu soruları sıraladıktan sonra döndü, “Bu soruları neden soruyorum” diye sordu. Bekledim, sorusunun cevabını kendisinin vermesini istedim.Bu arada MİT’e ihbarda bulunan Binbaşı O.K’nın gürültü koparan ifadesi önce CHP’ye gelmiş. Kılıçdaroğlu, “O.K. isimli kişinin beyanlarıyla ilgili olarak savcının düzenlediği bir tutanak var. O tutanak önceden bizde de vardı. 15 Temmuz’la ilgili rapora koyacaktık” dedi.Belli ki birileri “Darbe ihbarı vardı” tartışmasını sıcak tutmak istiyor. O nedenle CHP’ye de ulaşmışlar. Yazının sonunda en başa dönmek istiyorum.Kılıçdaroğlu’na, ‘kontrollü darbe’ konusundaki çağrımı hatırlatıp, kullanmaya devam edip etmeyeceğini sordum.“Özel bir ısrarım yok. Bütün arzum darbenin bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkarılıp aydınlatılması” dedi. CHP liderinin kontrollü darbe konusunda profili biraz düşüreceği izlenimi edindim.