Türkiye'den köşe yazarları
Evrensel: Erdoğan'dan Katar'a destek: Yaptırımlar doğru değil
Cumhuriyet:
‘Muhalefeti önleme tüzüğü’
Yeniçağ:
ABD Suriye’yi vurdu
Yenimesaj:
MÜSİAD’da FETÖ’cü avı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mustafa Yalçıner, 6 Haziran tarihli Evrensel gazetesinde, “‘FETÖ’nün siyasi ayağı ve OHAL...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP liderleri kaç kez açıkladı: “AKP’de ByLock kullanan FETÖ’cü bakan da vekil de yok”!Üstelik önceden Gülen ve Cemaatiyle sıkı fıkı olduğu bilinen Darbe Komisyonu başkanı AKP’li vekil, elinde bir çek fotokopisi sallayarak, FETÖ’nün siyasi ayağı olarak CHP’yi bile işaret etti! Cumhuriyet gazetesi yönetici ve muhabirleri “FETÖ”den mahpuslar.. Sözcü ve muhabirlerine yönelik iddia “FETÖ”cülükleri! Hayatın Sesi TV’nin kapatılma gerekçesi de “FETÖ” ve terör bağlantısı diye açıklanmıştı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
15 Temmuz darbesine karşı çıkmış olmaları bile önemsenmeden, zamanında FETÖ ile çatışmış kim varsa “FETÖ”yle bağlantılı sayılıp haklarında işlem yapılıyor. Bir tek AKP! O, sütten çıkmış ak kaşık! Bırakın bağlantı ya da desteği, iktidar ortağı olmasına karşın, onun “FETÖ” ile hiç ilişkisi olmamış! Yahu bu iddia, AKP’li değillerse, kargaları bile güldürür; AKP’liyseler, muhataplarının vicdanlarını sızlatır. AKP’li bir işçi örneğin buna nasıl inansın? Hem de düşmanlarının yanı sıra Bank Asya’ya üç kuruş yatırmış biri “FETÖ”cü muamelesi görürken, AKP ile “FETÖ”nün ilişkisizliği iddiasına “Bu kadar da olmaz” demez mi?
İşte son örnek: Başbakanlık Başmüşaviri Birol Bey “FETÖ’cülük” iddiasıyla gözaltına alındı. Darbe girişiminden neredeyse 1 yıl sonra. 2010’da HSYK üyeliği ve 2011-14 arası Adalet Bakanlığı müsteşarlığı da yapmış. Eğer “FETÖ’cülük” iddiası doğruysa, bu görevlere AKP’li bakan ve başbakanlar tarafından atanmayıp kendisi gelmiş ve buralarda armut toplamış olmalı! Tıpkı darbeci generaller gibi.
Ve OHAL! Tıpkı “FETÖ” ile AKP’nin ilişkisi yok dendiğinde olduğu gibi, iddia ediliyor ki, “FETÖ”ye ve “darbeye karşı” ilan edildi! Evet, iddiaya göre, sonuncusu Birol Bey olmak üzere, “FETÖ” bağlantılı olan binlerce kişi görevinden alındı, işten atıldı, hapsedildi. Ya kapatılan Hayatın Sesi TV, hapse atılan Cumhuriyetçiler, tutuklanan Sözcü muhabirleri? “FETÖ”yü suçlayan kitap yazdığı için zamanında onun gadrine uğrayan Ahmet Şık’ın “FETÖ” denip tutuklanmasına ne demeli? OHAL gazeteler ve TV’lerle gazetecilere karşı mı ilan edilmişti? Ve fırsat bu fırsat deyip HSK neden DGM türü 16 özel mahkeme kuruyor, hangi gazeteci ve aydınlar yargılanacak bu mahkemelerde?
Haydi, rivayet o ki, AKP’nin hiç mi hiç olmamışken, onların “FETÖ” ile ilişkileri olmuş! Ya peki işçiler? Toplu sözleşme aşamasında grev kararı almış cam işçileri örneğin, onlar da mı “FETÖ”cü? El insaf! OHAL neden onları hedef alır? Hem insaf.. hem vicdan! Hangi işçi inanır buna?! Üç kuruşluk ücret artışı istesin işçi, patron OHAL’e güvenip kabul etmesin, işçi de yasal hakkını kullanıp grev kararı aldığında OHAL’e dayanarak yasaklansın!
AKP Lideri, MÜSİAD genel kurulunda “Gün yatırım günü.. 2017 ekonomide tarihi bir sıçrama yılı olacak” diyor. Kim, nasıl sıçrayacak?Cumhurbaşkanı MÜSİAD konuşmasında devam ediyor: “Birileri OHAL var diye sızlanıyor. Onların kimler olduğunu biliyoruz. OHAL yatırımcıların önünü mü kesiyor, önünü mü açıyor? Eskiden OHAL olduğunda patron fabrikasına giremiyordu. Öyle ikide bir kalkacak hemen grev filan bilmem ne, kusura bakma arkadaş. Hak var. Bu hakkın yerine gelmesinde biz işçinin de işverenin de yanında oluruz.”Grevini yasaklayarak işçinin yanında olmak! Hem işçinin hem patronun yanında ancak böyle olunur!Açık olan şu ki, OHAL patronun önünü açıyor.. İşçinin ise, grevinin, hakkının hukukunun önünü kesiyor! Kime karşı bu OHAL, darbeye mi işçiye mi?OHAL, KHK’leriyle birlikte kaldırılsın!
…***
Cevher İlhan, 7 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, “Herkesi aynı çuvala doldurmak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“OHAL uygulamalarının hukuk zemininden çıkarılıp, her ihbar soruşturma konusu edilerek, açığa alma, ihraç, gözaltı ve tutuklama işlemi yapılmasının, “darbe girişimi”yle mücadeleye ciddî zarar verdiği, toplumdaki kutuplaşmayı tetikleyip sosyal barışı bozduğu ortada.OHAL uygulamalarının yargıya açılmayıp komisyona havalesiyle adâletin tecellisinin geciktirildiği, ihbar edilen herkesin “terör örgütü üyesi olmak”la suçlanıp mutlaka cezâlandırılması gerektiği gibi bir baskının yapıldığı ortamnda çoğu savcı ve hâkimlerin “aman üzerimde kalmasın” korkusuyla gözaltı ve tutuklama kararı vermeleri hukuka olan güveni yok ediyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
“Kopyala, kes, yapıştır”la Manas Destanı’na dönen binlerce sayfalık iddianâmelerde hakikatin kaybolduğundan yakınan Adâlet Bakanı’nın ifadesiyle, hukukun temel ilkelerinin başında gelen “mâsumiyet karinesi” hiçe sayılıyor.Keza Başbakan’ın “Bütün ihtiyaçlarını karşıladık, yargı daha neyi bekliyor?”sorusuyla sürekli ertelenen davaların hızlandırılmasını isteyip tutukluluklarla mağduriyetlerin sürmesinden yakınması bunun ikrarı.
Bu arada iktidara yakın mahfillerden bile kimi üst seviye yöneticilere yakın ya da varlıklı kişilerin tahliyesi ile “parasal girişimler” ya da “siyasal kayırmalarla” özel koruma tartışması sürüyor.
Adalet Bakanı’nın savcıların herkesi suçlu addeden iddianâmelerini hazırlarken, isnat edilen suçla onun fâillik durumu hakkında “somut kanaat”e mutlaka ulaşmaları için gerekçeli kararlarını “kes-kopyala-yapıştır”la değil, bizzat kendilerinin hazırlamaları gerektiğini söylemesi de sorunun açık itirafı.
Özellikle medya alanında “FETÖ bağlantısı” gerekçesinin gelişigüzel kullanımında ve kayyım atanan şirketlerin işletilmesi ve denetlenmesinde hukukun hiçe sayılmasına dikkat çekiliyor.Özetle, OHAL’in amacından saptığı, darbecileri yargılamanın ötesinde, 28 Şubat “postmodern darbe” sürecine benzer “devlet refleksi”yle bütün muhalifleri “terör örgütü ile irtibat ve iltisak”la itham ve tehdit ederek sindirme ve tasfiye operasyonuna dönüştüğü iktidar mahfillerince de belirtiliyor.
Tutuksuz yargılamanın esas olduğunu, suç eylemi ispatlanmışsa tutuklamanın olabileceğini, aksi halde bütün deliller toplanmışsa, delilleri karartma ve kaçma şüphesi de yoksa tutuksuz yargılama gereğinin altını çiziyorlar.
“Bunlar özel dosyalardır” diye yargıdan ille de “suçlanıp cezâlandırılmaları”nın istenmesinin açık Anayasa ve hukuk ihlâliyle hukuka bir “kara leke” olduğu kaydediliyor. İddiayı ortaya atanın iddiasını, suçu varsa suçluluğu ispatlamakla mükellef olduğu; “darbe ile mücadele” ya da başka hiçbir gerekçe ile hukukun rafa kaldırılamayacağı ifade ediliyor.
Özetle, herkesi aynı çuvala doldurmak yüzünden gerçek darbecilerin yargılanmaktan kurtulduğu kırılgan bir ortam oluşturuluyor. Tıpkı Özel Yetkili Mahkemeler garabetine benzer, hukukun siyasî mülâhazalara fedâ edildiği ve vatandaşların yargılanmadan cezâlandırılmasıyla ayyuka çıkan haksızlık, hukuksuzluk ve insan hakkı ihlâlleri toplumda ciddî rahatsızlıklara sebebiyet veriyor. Hukuk içinde kalması gereken OHAL’ın hukuksuzlukta pervâsızca istimaliyle 15 Temmuz “darbe girişimi’ davaları”nın da sulandırılıp ıskartaya çıkarılacağına ısrarla dikkat çekiliyor.Ne yazık ki bütün ikazlara rağmen olan da bu.
…***
Arslan Bulut, 7 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Zeytine sınırlama kimin dayatması?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“IMF, kredi musluklarının azılması için Türkiye'ye "15 gün içinde 15 yasa çıkarın" diye baskı yaptı. Milletvekilleri göz yaşartacak derecede fedakârlık göstererek "geceli gündüzlü" çalıştı ve yasaları çıkardı. Buğday ve pancar tarımı sınırlandırıldı. Ekim yapmayan çiftçiye AB fonlarından gönderilen para dağıtıldı. Çiftçi, çalışmadan kazanmaya alıştırıldı!Şimdi de Türkiye'nin en stratejik ürünlerinden biri olan zeytinle ilgili koruma yasası değiştirilmek isteniyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Binali Yıldırım, savunma yaparken, "Sanayi bölgesindeki zeytin alanlarının üç kilometre yakınına kadar asla hiçbir tesis yapılmayacak. Ancak üç kilometreden daha fazla mesafede yapılabilecek. Zeytin mi daha önemli, yapılacak tesis mi daha önemli Türkiye'nin geleceği açısından? Bir kaşık suda fırtına koparmamak lâzım. Vatandaş istemiyorsa, istemediğini zorla yapacak halimiz yok" diyor!Siyasi iktidarlar, olmayacak bir işin arkasında inatla durduğu zaman sonunda anlaşılıyor ki Amerikalılara söz vermişler! İşte Kemal Kılıçdaroğlu söyledi; "2002'den bu yana 6 kez zeytin ağacının katliamıyla ilgili yasa tasarısı getirdiler. Şimdi 7 oldu. 6 kez reddedildi, şimdi getiriyorlar. Neden? Maden arayacaklar, madencilerin isteği üzerine. Ya maden yerin üstünde, bırak yerin altındakini!" Sebep, madenciler de değil!Peki zeytin alanlarını sınırlandırmak istemelerinin sebebi ne?Yusuf Yavuz, "Toprak Biterken" kitabının yazarı Erhan Ünal'ın zeytin ve zeytinyağı üretimine yönelik ilk darbenin 1950'li yıllarda margarin dayatmasıyla başladığını belirterek, "Türkiye'ye giren palmiye yağı miktarının 1.7 milyon ton olduğu tahmin ediliyor ve miktar sürekli artmakta. Yurda giren gerçek palmiye yağı miktarlarını bilebilen var mı?" diye sorduğunu yazdı. Evet zorla değil yasayla yapmaya çalışıyorlar! Zoru sonra kullanacaklar! Kısacası artık Amerikalılar, Türkiye'nin ne üreteceğine ne yiyeceğine, yemeklerde hangi yağı, tatlılarda hangi şekeri kullanacağına, hangi filmleri seyredeceğine de karar veriyor. Kararlarını, Türkiye'de siyasi iktidar kimse, onlara tebliğ ediyorlar. Siyasi iktidarlar da Amerikan başkanlarının ricalarını emir telakki ediyor!