Haziran 07, 2017 09:33 Europe/Istanbul

Aydınlık: Katar uçakları artık Türkiye üzerinden uçuyor

Birgün:

ABD Temsilciler Meclisi, Erdoğan'ın korumalarının saldırısını resmen kınadı

Cumhuriyet:

32 yıl boyunca yargılanan sanığa skandal tazminat gerekçesi: Sanık çok, para yok

Evrensel:

Almanya’nın İncirlik pazarlığı: Ortadoğu’da yer kapma hesabı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Çiğdem Toker, 7 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Tarımımız AB masasında, korumasız”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Tarım, medyada okuyucusu fazla olan bir alan olmadı hiç. Yaşamı sürdürebilmenin temeli gıda olmasına rağmen böyle. Medya bu hale gelmeden önce de tarıma ilgi azdı. Bugüne has değil yani. İktidarın zeytinlik alanları “yatırım tesisi” cilasıyla, iştahları hiç bitmeyen şirketlere açma girişimine, geniş anlamda ülkemiz tarımını bitirecek bir başka gelişme eşlik ediyor.

Şu sıra AB ile yeniden masaya oturma hazırlıkları yapılıyor malum. “Masaya oturma” işi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB Komisyonu Başkanı Junker ve Konsey Başkanı Dusk ile temaslarının ardından netleşti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Takvimin önceliği, Gümrük Birliği güncellemesinde. 13 Haziran’da teknik heyetler buluşacak. Gözden geçirilecek Gümrük Birliği anlaşması, Türkiye açısından radikal değişiklikler getirecek.

AB ülkelerinde üretilen tarımsal ürünlerin, ülkemize serbestçe girip satılabilmesi bunların başında geliyor. Şu anda 3. ülkelerle yapılan ticarette sanayi ürünlerinde koruma uygulanmıyor. Ancak önümüzdeki salı başlayacak Gümrük Birliği toplantılarında tarım ve hizmetler sektöründe gümrük duvarlarının inmesi söz konusu. Bu da korumanın kalkması demek.

Aslında tarım ürünlerinde gümrük tavizi bugün ortaya çıkmış bir konu değil. Gümrük Birliği anlaşmasında güncellemenin nasıl yapılacağı önceden kararlaştırıldı. Yani tarım ve hizmetler sektöründeki tavizler önceden biliniyordu.

Gelin görün ki, AB’de tarım sektörü yüksek destekler alırken, bizdeki tarım sektörü, zaten yüksek girdi maliyetleriyle üretim yapıyor. Hatırlayalım lütfen, ne zaman bir çiftçiye kulak verilse, mikrofon uzatılsa, mazot ve gübre parasından söz eder. Dahası, geçen yıl sonu TL’nin değer kaybı girdi maliyetlerini daha da artırdı. Dolayısıyla bu güncelleme, AB’den gelecek tarım ürünlerinin ülkemize vergisiz girmesi, Türk çiftçisinin rekabette zorlanması anlamına geliyor.

Buna bir de 2017 tarımsal desteklerinin hâlâ açıklanmamış oluşunu ekleyebilirsiniz. Her yıl haziranın ilk haftası gelinceye kadar, hükümet pek çok tarım ürününde vereceği, parasal destekleri ilan etmiş olurdu. AB ülkelerinde üretim yapan çiftçiler kadar destek görmeyen Türk çiftçilerinin bu kadar köklü bir değişime hazırlıksız itilmesi, ekonomik anlamda da toplumsal anlamda da tahrip edicidir. Tarım ürünlerinde gümrüklerin kalkması, ekonomiye öngörülenden büyük darbe vurabilir.

Bir yandan haftaya başlayacak Gümrük Birliği müzakereleri, tarım korumasının kaldırılması, temel gıdaların ithalatçı ülkesi olmaya koşma hali diğer yandan kanun marifetiyle zeytinlik alanları madenlere açıp zeytinciliği öldürme hamlesi.İnsanın kendi ülkesine, topraklarına, doğasına, insanına bu kadar zarar verecek uygulamalar içine girmesini akıl, havsala gerçekten almıyor.

…***

Saygı Öztürk, 7 Haziran tarihli Sözcü gazetesinde, “yargıda Boylock kararı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bakanlar Kurulu'na güvenlik birimleri tarafından brifing veriliyordu. Dönemin Devlet Bakanı Kamran İnan, devlet aleyhine faaliyet gösterenlerin sayısını sordu. Bakanlar Kurulu'nda 205 bin kişilik bir liste olduğu telaffuz edildi. İnan da, kitabında “Resmi bilgilere göre 205 bin hainimiz olduğunu” belirtti. Daha sonra karşılaştığı dönemin Genelkurmay Başkanı, “O zaman verilen rakamlar, şimdikilerin yanında çok mütevazı kalıyor” dedi. Son yıllarda ülkemizi içten, dıştan yıkmaya çalışanların sayısı hiç de az değil. Türk Silahlı Kuvvetleri içine yerleştirilenlerin, 15 Temmuz'da hainlikleri ortaya çıktı. Onların darbeye kalkışacak kadar güç elde etmelerine seyirci kalındığı anlaşılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

FETÖ mensuplarının kullandığı belirtilen ByLock haberleşmesinin darbe girişiminden çok önce saptanması gerekirken bunun yapılmaması da önemli bir zafiyet olarak ortaya çıkıyor. ByLock haberleşme ağını kullananların FETÖ yapılanmasıyla doğrudan ilişkisi olduğu kabul ediliyor. ByLock kullandığı saptananlara 6 yıl 3 ay ile 7 yıl 6 ay arasında hapis cezası veriliyor. Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesi de silahlı terör örgütüne üye olduğu gerekçesiyle Adana‐Karataş İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde görevli Komiser Yardımcısı E.E.'yi 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Sanık vekili, kararı temyiz etti. Dosya Gaziantep Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemesi 3. Ceza Dairesi'ne gönderildi. Sanık, 2003 yılından bu yana aynı telefonu kullandığını, ByLock isimli program haberlerden öğrendiğini, kesinlikle cep telefonuna ve bilgisayarına böyle bir program indirmediğini öne sürdü. Adana İl Emniyet Müdürlüğü ise ByLock modülü içerisinde yapılan sorgulamada E.E.'nın da aralarında bulunduğu 9 kişinin isimlerini mahkemeye bildirdi. El konulan telefonun ByLock programının mesaj içeriklerinin beklenmesinin yargılamaya bir yenilik katmayacağı gerekçe gösterilip rapor sonucu beklenmeden mahkeme de kararı verdi.Başkanlığını Zafer Yarar'ın yaptığı Gaziantep 3. Ceza Dairesi, mesaj içerikleriyle ilgili rapor alınmadan gönderilen dosyayı inceledi ve şu karara vardı:“Sanık, ByLock kullanıcısı ise mesaj veya içeriklerinin getirtilmemesi nedeniyle sınığın aktif bir ByLock kullanıcısı olup olmadığının araştırılmadığı, mesaj içeriği bulunmadığından kimlerle haberleştiği, bu kişilerin kimler olduğu, haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak ya da örgütün yöneticisi olmak suçlarından soruşturma bulunup bulunmadığı araştırılmadı. Haklarında kamu davası açılmasına karar verilen ilgili şüpheliler hakkında cumhuriyet savcılıklarınca sanık lehine ve aleyhine hazırlık aşamasında toplanmayan tüm delillerin mahkemece toplanması gerekmektedir. Kaldı ki dosya kapsamında sanık hakkında, netice olarak hükmedilecek ceza miktarının az veya çok takdir edilmesini etkileyecek sonuçlar doğuracağı açıktır. Sanığın ByLock mesajlaşmaları veya konuşmalarının, mesajlaştığı kişilere, mesajlaşma veya konuşma adetlerine göre mahkemenin takdirini etkileyen sonuçlar doğurabileceği de açıktır. Ayrıca sanığın mesajlaştığı kişiler FETÖ/PDY örgütü liderleriyle yapılmış olma durumunda sanığın üzerine atılı suç vasfının terör örgütü yöneticiliği suç vasfına girebilecektir.

…***

Abdulkadir Selvi, 7 Haziran tarihli Hürriyet gazetesinde, “Darbe tehdidinden kabine değişikliğine kulisler”başlıklı yazısını okıuyucularla paylaşıyor.

“MECLİS’te AK Parti grubu öncesindeydi. Bakanlarla, milletvekilleriyle sohbet ediyorduk. Etrafında kalabalık bir heyetle Başbakan göründü.Bizim bulunduğumuz bölüme gelince esprili bir şekilde, “Darbe ne zaman oluyor” dedi.“Allah korusun” diye karşılık verdim. Bunun üzerine, “Darbe yapacak olan tarih verir mi?” diye konuştu. “Bu sefer bir tarihten söz etmişler” dedim.Rodos’ta FETÖ’cü kaçakların, “15 Haziran’a kadar ne olacağını göreceğiz. Bu sefer çok kan akacak. Bayramı kimin yapacağını göreceğiz” sözleri, darbe tehdidini yeniden gündemimize soktu.Darbe paranoyası içinde yaşayamayız. Süratle normalleşmemiz gerekiyor. Ama bu dikkatli olmaya engel değil.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

15 Temmuz’dan önce FETÖ’cülerin darbe yapma kapasitesi var mı konusu gündeme geldiğinde, “Mümkün değil, o güçleri yok” diye kestirip atılmasaydı,15 Temmuz yaşanmayabilirdi.Başbakan’ın da ifade ettiği gibi darbeler tarih vererek yapılmıyor. Ama  15 Temmuz’da Binbaşı O.K.’nın ihbarında olduğu gibi bazı sızıntılar da olmuyor değil. 27 Mayıs’ta, 12 Mart’ta ve 12 Eylül’de MİT darbenin göbeğinde yer aldığı için başbakanlara haber vermemişti. Demirel, “MİT darbeyi bana haber vermedi” demişti her defasında. 15 Temmuz’da ise  MİT darbeye karşı direndi. MİT Müsteşarı Hakan Fidan darbenin  hedefindeki isimdi. Eğer MİT Müsteşarı o gün önce müsteşar yardımcısını gönderip ardından kendisi Genelkurmay’a gitmese, bu hareketlilikten kuşkulanan darbeciler gece 03.00’te başlayacak olan darbeyi 21.00’e çekmezlerdi.Yazı aldı beni buraya sürükledi ama aslında Başbakan o soruyu sormasa ben kendisine ‘kabine değişikliğini’ soracaktım. Medya temsilcileriyle iftarda, kabine değişikliğine ilişkin sorulara, “Kabine değişikliği konuşulmaz, bir gün bakarsınız değişmiş” karşılığını vermişti. Aslında tam da o günlerin içinden geçiyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir özelliği var. Kabine değişikliği çok konuşuluyorsa yapmıyor. Hatta şu bakanlar değişecek diye yazılıyorsa, çoğu zaman o bakanlar değişmiyor. Tam da kabine değişikliğinin unutulduğu, İncirlik olayının, Katar krizinin yaşandığı bir sırada bir de bakmışız ki kabine değişmiş.Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kabine değişikliği konusunda çok istekli olmadığı,  Başbakan’ın ise kabine değişikliğinin fazla uzatılmadan bir an önce yapılmasını istediği söyleniyor.  Bu durumda 3-4 bakanın değişeceği küçük çaplı bir revizyonun üzerinden duruluyor, 7-8 bakanın yer alacağı köklü bir değişiklik düşünülmüyormuş.