Haziran 10, 2017 09:09 Europe/Istanbul

Yeniçağ: Temel Karamollaoğlu'ndan 'üst akıl' uyarısı

Evrensel:

İşçinin gücünün farkına vardığı bir süreç yaşadık

Aydınlık:

Kıdem tazminatı yanlış tartışılıyor.

Yenimesaj:

Uyum paketi Başbakanlık'ta

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Yalçın Bayır, 9 Haziran tarihli Hürriyet gazetesinde, “Enflasyon işçiye ağır darbe vurdu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yılbaşından bu yana, yani beş ayda gerçekleşen % 6.18’lik enflasyon karşısında çalışan ve emeklinin maaşına ocakta yapılan zam mum gibi eridi. Enflasyon canavarı zamları adeta yuttu

Sabit gelirli kitle cepten yemeye başladı, temmuza kadar da yemeye devam edecek. 1 Ocak’ta memur ile memur emekli maaşlarına % 3, işçi ve Bağ-Kur emekli aylıklarına ise % 4.71 oranında zam yapılmıştı. Oysa daha temmuz gelmeden beş ayda gerçekleşen enflasyon % 6.18 oldu. En düşük memur maaşında 83, ortalama memur maaşında 88.5 lira azalma gerçekleşti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Toplu iş sözleşmesi uyarınca memur ile memur emeklisine temmuzda enflasyon farkı ödenmesi kesinleşti. Ödenecek fark haziran ayı enflasyonu ile netlik kazanacak. Ayrıca bu kitlenin maaşına yine temmuzda % 4 zam yapılacak.

İşçi ve Bağ-Kur emeklilerinin durumu daha da kötü. Ocakta aylıklarına % 4.71 oranında zam yapılan 9 milyon dolayındaki işçi ve Bağ-Kur emeklileri yılın ikinci yarısındaki artış için haziran ayı enflasyonunu bekleyecek.

6 milyonu aşkın asgari ücretle çalışan emekçi de enflasyon canavarından olumsuz etkileniyor, satın alma güçleri geriliyor.

Enflasyondaki beş aylık artış asgari ücrete yılbaşında yapılan % 8’lik zamma yaklaşıyor. Net bin 404 lira ücretle çalışan asgari ücretliye 2018 yılı başına dek zam yapılmayacağı göz önüne alınırsa, onların durumu daha kötüleşecek.

Çözüm mü? Yetersiz zamlar, yüksek enflasyon karşısında eriyip gidiyor. Çalışan ile emekli aylıklarına yapılacak artışta 6 aylık enflasyon yerine önceden olduğu gibi seyyanen zam ve katsayı uygulanmasına geçilmeli. 2000 yılı sonrası işçi ve Bağ-Kur emeklilerini kapsayacak yeni intibak yasası ivedilikle hayata geçirilmeli. Bu uygulamalar gerçekleşirse milyonlarca dar gelirli biraz nefes alabilir.

…***

Murat Çabas, 9 Haziran tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Şii-Sünni savaşı için bahane mi üretiliyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“22 İslam ülkesinin parçalanmasını ve işgalini hedefleyen Büyük Ortadoğu Projesi’nde İslam ülkelerinin birbiriyle savaşması senaryosuna hızla yaklaşılıyor.Prof. Dr. Haydar Baş, ülkemizin de içinde bulunduğu İslam coğrafyasında ABD’nin bir vatan hesabı olduğunu, İsrail’in de arzı mevut amaçlı Büyük İsrail Devleti hesabı olduğunu yıllardır ifade ediyor. Sayın Baş, bu noktada ABD-İsrail ikilisinin en büyük amacının bir Şii-Sünni çatışması çıkartmak olduğunu da sürekli belirtmektedir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

ABD ve İsrail terör örgütleri üzerinden böyle bir çatışmayı sanal olarak oluşturmaya çalıştı. Elbette ki amacına ulaşmak için bu kadarı yeterli değildi. Onlara göre Ortadoğu’nun Müslümanlardan temizlenmesi(!) için daha geniş kapsamlı bir çatışma gerekiyordu. Yani Şii-Sünni çatışmasının devletlerarasına hatta bloklararasına taşınması gerekiyordu.Prof. Dr. Haydar Baş Bey, bu hain planı da öngördü ve daha o günlerde “Batı dünyasının devletlerin oluşturduğu bloklararasında bir Şii-Sünni çatışması peşinde olduğunu” her ortamda anlatmaya çalıştı.

Ama ne var ki, Türk ve İslam dünyasının Batı ve İsrail rotasında karar kılması, “ABD’siz olmaz” mantığı, içindeki değerlerin kıymetini bilememesi, milli ve manevi değerlere sırt dönmesi, Kur’an’ın ve hadislerin emrettiğinin aksine dostluğu Müslümanlarla değil de Haçlı Batı ile devam ettirme sapkınlığı, midelerini haram lokma ile doyurmaları, iman zafiyeti ve ibadete olan duyarsızlığı ve daha nice yanlışlar sebebiyle Sayın Baş’ın bu uyarıları dikkate alınmadı.Sizler kendi değerlerinizle ve de milli liderlerinizle barışık olmazsanız, elbette ki kaderiniz kedinin elindeki fare gibi, kedinin oyuncağı olmaktır.Sizdeki zayıflık, Kur’an’ın ifadesiyle gerçekte örümcek ağı kadar zayıf olan düşmanızın durumunu çelikten bir duvar gibi görmenize neden olur. Düşmanı yenilemez kabul edersiniz. O da sizin bu zaafınızdan istifade ederek sizi bir ahırdan diğer ahıra sokar.

ABD’nin perde arkası idarecileri, Obama’nın diplomatik yöntemleriyle bir ilerleme kaydedilemeyeceğini görünce, ne yaptığı ve yapacağı belli olmayan, dengesiz, sertlik yanlısı Trump’ı iş başına getirdi.

İslam düşmanı Siyonist İsrail’in teklifiyle, Vahhabi Suudi Arabistan öncülüğünde bir Sünni NATO kuruldu. Temelleri atan ise İslam dünyasını işgale soyunmuş olan Haçlı ABD.

…***

Faruk Çakır, 9 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, “İnsan haklarının yanında dur!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ne yazık ki hak, hukuk ve adalet taleplerinin dile getirilmesinden rahatsızlık duyanların olduğu bir dünyada yaşıyoruz.Çok özür dileriz, ama bu taleplere karşı “Hak, un değirmeninde olur” diyen ya da o şekilde davrananlara dahi rastlanıyor. Oysa “Hak haktır; küçüğe, büyüğe, aza, çoğa bakılmaz” önemli bir düsturdur. Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan da “Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Sisteminin Desteklenmesi Ortak Projesi” çerçevesinde İstanbul’da gerçekleştirilen konferans ve yuvarlak masa toplantılarının açılışında yaptığı konuşmada önemli tesbitlerde bulunmuş. Bu tesbitlere bakınca “Keşke bu tesbitler uygulansa ve Türkiye sıkıntıları geride bıraksa” demekten başka ne yapabilir ki?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Devletin temel amaç ve görevlerinden birinin kişilerin temel hak ve hürriyetlerini sınırlayan engelleri ortadan kaldırmaya çalışmak olduğunu hatırlatan Anayasa Mahkemesi Başkanı Arslan, ünlü Fransız düşünür Jacques Derrida’nın, verdiği bir röportajda “Her zamankinden daha çok insan haklarının yanında durmalıyız. Zira insan haklarına ihtiyacımız var” dediğini aktarmış.

Arslan, şunları da söylemiş: “İnsan haklarının öznesi eşrefi mahlûkat olan, yaratıkların en değerlisi, en şereflisi olan insandır. İnsan hakları, insanın sadece insan olmasından dolayı sahip olduğu haklardır. Tam da bu anlamda Mevlânâ Celâleddin-i Rumî, yüz yıllar önce insanın evrendeki merkezi yerini şöyle ifade etmiştir: ‘Cihanın aslı temeli sensin. Cihan, senin yüzünden yaratılmıştır.’ İnsanın ve haklarının bu merkezi değerine ve önemine rağmen özellikle 11 Eylül’den sonra güvenlik kaygısı tüm dünyaya dalga dalga yayılmış, bunun sonucunda da yine özellikle Batı’da İslamofobik davranışlar yaygınlık kazanmıştır.”

2001 ve 2004 Anayasa değişikliklerine atıf yapan Zühtü Arslan, bunları ‘çok radikal’ değişiklikler olarak yorumlamış. Aynı şekilde 2010 yılında tanınan ‘Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru’ hakkının da çok önemli olduğunu hatırlatan Arslan, bu uygulama sonrası Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) Türkiye aleyhinde açılan dâvâların azaldığını belirtmiş.

AİHM’de açılan dâvâlar noktasındaki kısmî düzelmenin maalesef 15 Temmuz sonrası Türkiye aleyhinde değiştiğini de yine Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın açıklamalarından öğreniyoruz: “Bireysel başvuru sayesinde 15 Temmuz’a kadar AİHM’e Türkiye ile ilgili yapılan başvuru sayıları çok ciddî şekilde azalmıştır, ihlâl sayıları da aynı şekilde azalmıştır. Türkiye başvuru sırasında yavaş yavaş gerilere düşmekteyken maalesef 15 Temmuz sonrası yapılan başvurularla yeniden 1. sıraya geçmiştir. Şu anda 23 bin başvuruyla AİHM aleyhine en fazla başvuru yapılan ülke Türkiye’dir.”

AİHM’de aleyhine en fazla dâvâ açılan ülke olmak her halde övünülecek bir durum değil. O halde bir an önce tam adaleti sağlayacak şekilde adımlar atılsın. Hak aramanın ve hak talep etmenin utanılacak bir şey olmadığını idrak edelim.