Haziran 12, 2017 08:47 Europe/Istanbul

Aydınlık: Almanya’dan flaş Katar açıklaması:savaş çıkabilir

Cumhuriyet:

Yandaş uyardı: Damatlara 'vurmayın' Erdoğan zarar görür!

Yeniçağ:

CHP’den yazılı önerge: 2 milyar Euro nereye gitti

Sabah:

FETÖ’den 300 bin euroluk AB yolsuzluğu

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

İhsan Çaralan, 11 Haziran tarihli Evrensel gazetesinde, “Damatların tahliyesi’ vahim mi, çok daha vahim mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Kadir Topbaş’ın FETÖ’den tutuklu damadının “sağlık” nedeniyle tahliye edilmesinden sonra Bülent Arınç’ın damadının da “sabit ikametgahının olduğu” gerekçesiyle tahliye edilmesi, kamuoyunda tepkiyle karşılanıyor.Elbette tepkinin nedeni, damatların tahliyesi için gösterilen “sağlık” ya da “sabit ikametgahının olması”nın, tutuksuz yargılanmalarının “kitapta” yeri olmaması değil. Dahası tepkiler  “Bu kişiler neden tahliye edildi” diye de değil. Ama onlardan çok daha ağır yüzlerce hasta tutuklunun cezaevlerinde ölüme terk edildiği, “ikametleri sabit” binlerce kamuoyunda tanınmış gazeteci, aydın, akademisyen, siyasetçi, sıradan yurttaşın, üstelik de eften püften, hatta uydurma iddialarla tutuklu olarak yargılandığı bir ülkede AKP’nin iki önde gelen şahsiyetinin damatlarının “Cezaevi koşulları sağlığı için zararlı olabilir” ya da  “ikameti belli” olduğu için tahliye edilmesi elbette ki kamuoyu vicdanını acıtmakta, vicdanlardaki kanamayı artırmaktadır.”diyen yazar, yazısının ndevamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İnsanlar soruyor: “Damadın sabit ikametgahı var da Kadri Gürsel’in, Ahmet Şık’ın, öteki Cumhuriyet yazarlarının ve yöneticilerinin, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, tutuklu HDP’li vekillerin, onlarca HDP’li belediye başkanı ve yüzlerce HDP’li yerel siyasetçinin sabit ikametgahı yok mu; Arınç’n damadı sabit bir ikametgahta yaşıyor da diğerleri köprü altında mı yaşıyor?” Yani tartışılan, “AKP’nin önde gelen iki kişisinin damadının niye tahliye edildiği” değil, onlarla aynı durumda olan yüzlerce, binlerce tutuklunun neden aynı yasalardan yararlandırılmadığıdır!

Böyle olunca da Adalet Bakanının, “Kimseye bir imtiyaz, ayrıcalık yapılmamaktadır”  ya da Cumhurbaşkanının, Topbaş’ın damadı için “bağımsız yargının takdiri” olduğu biçimindeki açıklamaları kimseyi ikna etmiyor. Bu soruları soranlar ilk bakışta gazeteciler, siyasetçiler, sesini kamuoyuna duyurma imkanı olan aydınlar, demokratik çevrelerdir. Ama aslında bu soru, ülkede olup bitenin az çok farkında olan, vicdanlı her T.C. vatandaşı tarafından sorulmaktadır. Elbette soruların yanıtı da içindedir. Ve bu yanıt kamuoyu vicdanını kanatmaktadır.

Bu yüzden de damatların tahliyesi; “Ne olacak canım altı üstü iki damat, şöyle yargılansa ne olacak böyle ne olacak?” denip geçilecek bir “vaka” değildir.

Nitekim, geçtiğimiz kasım ayında KONDA, “Türkiye’nin üstünde birleştiği değerler”i araştırmış. Bu araştırmada, çoğunluğun üstünde birleştiği “değerler” sıralamasında birinci sırada “adalet” çıkmış.Elbette bu sıralamada “adalet”in birinci sırada çıkması; “adalet”in yaygın biçimde yerine getirildiği değil, tersine ülkenin bir adaletsizlik batağında olduğu, vatandaşların, insan hakları, demokrasi, özgürlükler, eşitlik vb. gibi “değerler”den önce “adalet” istediği anlamına gelmektedir.

Bu araştırma kasım 2016’da yapılmış. O günden bugüne yapılan;tutuklamalar, hazırlanan iddianamelerin içerikleri, kanıtsız, belgesiz suçlanan kişilerin aylarca tutuklanmalarının ayyuka çıktığı, OHAL ve KHK’lerle her alanda adaletsizliğin geçer akçe haline getirildiği,referandumun bile bir yargı skandalıyla şaibeli hale geldiği, yapılan anayasa değişikliği ile yargının cumhurbaşkanına bağlandığı dikkate alındığında “adalet” talebine duyulan ihtiyaç daha da büyümüştür.

…***

Güngör Mengi, 11 Haziran tarihli Vatan gazetesinde, “CHP, MHP ve 2019 seçimi!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ana muhalefet partisi CHP, bundan önce kaybettiği her seçimde yaptığı gibi, kendi içinde daha başarılı olabilecek bir değişim yaratmak yerine “gelecek seçime yoğunlaşmaktan” söz ediyor.“Hayır” oyu veren partileri, siyasetçileri ziyaret etmekle ve 2019’da yapılacak genel seçim ile cumhurbaşkanı seçimi için politika üretmekle meşgul.Bunu yaparken, referandumda çıkan “yüzde 49 Hayır” oylarının 2019’da da büyük ölçüde aynı kalacağını düşünüyor hatta uygulanacak politikalarla bunun artabileceğine inanıyor.CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın TV’de bir tartışma programında söylediklerinden alıntı yapmıştım, devam edeceğim.Neden “Hayır diyen grupları, partileri ziyaret ettikleri” soruluyor, Tezcan; “Teşekkür ediyoruz… Demokratik parlamenter sistemi yeniden, güçlü bir şekilde kurmayı konuşuyoruz” diyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Sonra sıra 2019’da yapılacak “cumhurbaşkanı seçimi için CHP’den nasıl bir aday çıkmalı” sorusuna geliyor; “Parlamento sayısı yeter mi bilmiyoruz ama hoşgörülü, ötekileştirmeyecek, uygar dünyayla buluşturacak, Cumhuriyete sahip çıkacak biri…”Bu sözler üzerine İlhan Kesici’nin adı geçiyor. “Bu tariflere uyduğu” söyleniyor ama Bülent Tezcan atılıyor; “İsimler üzerinden gitmiyoruz. Bundan kaçınmamız lazım. Adayı sonraya bırakmak geç kalmak değil, beraberliği büyütür. Önemli olan çıkacak adayın Hayır blokunda kabul görmesi.”Aslına bakarsanız “isimler üzerinden gitmenin” tam zamanı! Bundan önce Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2019’a kadar genel başkan kalacağı ve “cumhurbaşkanı adayı gösterileceği” imaları yapıldı.Bu nedenle başka isimlerin telaffuz edilmesi istenmiyor, ancak Kılıçdaroğlu’nun partisinin oyunu arttıramadığı yeterince kanıtlanmıştır. Buna karşılık örneğin İlhan Kesici hem bunu başarabilecek, hem de “Hayır blokunda, kendi partisi dışında da kabul görecek” bir isimdir..Cumhurbaşkanı seçiminden önce CHP’nin de, MHP’nin de “genel başkan” değişikliği ve toptan bir yenilenme hareketi yapması şart. Bu konunun “bir seçim daha ötelenmeyecek kadar önemli” olduğunu da “partisini ve ülkesini seviyorsa” herkesten önce o genel başkanların görmesi gerekir.Eğer “demokratik” iseler her iki liderin de istifa ederek “partilerine ve ülkeye yeni bir şans vermeleri” şarttır ve bu son günlerde toplumun en çok dile getirdiği konuların başında geliyor.CHP, referandumda Hayır oyu veren yüzde 49’luk kesimi “kendi seçmeni” gibi görme yanılgısından vazgeçmeli, yeni bir lider için kolları sıvamalı ve 2019 genel seçiminin “ön seçim ve dar bölge” sistemiyle yapılması, halkın seçeceği milletvekillerinden oluşmuş bir “bağımsız Meclis’in” ortaya çıkması için çalışmalıdır.MHP de ancak yeni, yıpranmamış bir liderle “baraj altında kalma” ihtimalini ortadan kaldırabilir.Tabii bunların yanında “seçim güvencesini sağlayacak, güvenilir bir YSK’nın ortaya çıkarılması”, konusu da her şeyden önce geliyor.

…***

Orhan Bursalı 12 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “‘Özgür damatlar politikası’nın anlamı ve Gül”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İki özgür damat olayı yaşadık... Bu bize ne anlatıyor? Biraz analiz edelim.. Bir yandan FETÖ ile zerre ilişkisi olmayanları içeri atan iktidar kafası... diğer yandan FETÖ örgütüyle ilişkileri nedeniyle haklarında dava açılan biri Topbaş’ın diğeri Arınç’ın iki damadı serbest bıraktırıyor. Gerekçe: adresleri belli, karakola imza koyduk, dışarıya da kaçamazlar, o halde tutuklu yargılanmaları için neden yok. FETÖ ilişkileri sıfır insanlara, Cumhuriyetçilere, dünyanın hiçbir yerinde suç olamayacak 50 vuruşluk bir tvitten ise 10 yıllık bir ceza çıkarılabiliyor ve onlar içeride tutulabiliyor. Hukukla, adaletle, hakkaniyetle, vicdanla zerre ilişkisi olmayan bu ikili standardın arka planında siyasi tercihin olduğunu herkes biliyor. Bu iktidarı yıkacak olan da budur..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İki özgür damattan biri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş’ın damadıdır. Topbaş ki kaç dönem İstanbul’u yönetiyor.. O İstanbul ki, bu iktidarın arka bahçesidir, dünyanın en büyük rant bölgesidir. Türkiye’nin yarısından büyüğüdür. İktidar ve milyonlarca ahalisinin en büyük finans kaynağıdır.. Bu kadar basit. Topbaş önemli bir mevkide oturuyor. Tabii yanı başı da iktidarın siyasi vb. komiserleriyle de sarılmıştır. Topbaş’a bir şey olmaz, yapamazlar, damadını da içeri alamazlar, dava sonunda da serbest bırakırlar. O Büyükşehir ki, FETÖ örgütüne çekmediği kıyak yoktur! Ama bu kıyak aynı zamanda iktidara ortaklığın payı ve iktidar tarafından da sağlanmış bir kıyaktır, bunu da unutmayalım. Arınç’ın damadına gelince.. Bir damadı serbest bırakacaksın, ikinci damadı tutacaksın. Olmaz böyle şey. Arınç, AKP’nin kurucusu. Tamam, RTE’ye çok aykırı düştü, bana sorarsan, Cemaat ile de az oynaşmadı. Fakat iktidar ahalisinden kim Cemaat ile az oynaştı ki! Derseniz ki, darbe girişimine kadar olan uzun süre boyunca, RTE ile ayrılıkları sürdü.. Hatta diyebilirsiniz ki, yer yer dik durdu, ama irili ufaklı darbelerle beli sık sık büküldü, eyvallah derim! Parti yönetiminden de iktidar olanaklarından da uzaklaştırıldı.. Sadece Arınç değil, bir sürüsü.. Öyle ki, topu birden FETÖ ile kanka olmakla suçlandı.. Bir şey demek istemem şu aşamada!Bu “topu birden”, ılımlı kalıp savaş açmadıkları sürece, iktidarbaşının büyük gadrine uğramayacaklardır. İktidar için “tehdit” olmaktan, FETÖ’cülük suçlamalarıyla da iyice uzaklaştırıldıktan sonra, parti çevresinde tutulmaları her zaman için akıllı politikadır. Şimdi iktidarbaşının bu politikası devrededir.Özgür damatlar politikası bunun sonucu olsa gerek.