Haziran 14, 2017 09:30 Europe/Istanbul

Yeniçağ: Katar'dan Suudi Arabistan'a yanıt: Boykot değil doğrudan abluka!

Cumhuriyet:

Erdoğan'ın danışmanlarının maaşları sır oldu

Yeni Mesaj:

Türkiye, 'güvenli ülkeler' listesinde yok

Milli gazete:

Türkiye, Kıbrıs'ta yüzde 80 asker azaltmayı taahhüt etti

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Abdülkadir Selvi, 13 Haziran tarihli Hürriyet gazetesinde, “Adaletin damatlarla imtihanı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“FETÖ’nün psikolojik savaş unsurları pazar gecesinden itibaren yeni bir algı operasyonuna girdi.15 Temmuz’da MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın kaçırılacağını ihbar ederek darbenin önlenmesinde büyük pay sahibi olan pilot binbaşı O.K.’nın ismini deşifre etmeye başladılar.FETÖ’cüler, darbe hedefinden ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ortadan kaldırma hedefinden vazgeçmediler.Eski Türk efsanelerinde sözü edilen bilincini kaybetmiş köleler, ‘Mankurtlar’ vardı. Bunlar da Fetullah Gülen’in bilincini yok ettiği ‘Fankurtlar’.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

FETÖ’nün ‘Fankurtlar’ının ne yapabileceğini 15 Temmuz darbe girişimi sırasında ve Karlov suikastında gördük. O nedenle FETÖ’yle mücadele Erdoğan’ın kişisel sorunu değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin beka sorunu. FETÖ’cülerin yeni bir darbe ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ortadan kaldıracak bir suikast girişimi için fırsat kolladıklarından şüphe yoktur. Bu yüzden FETÖ’yle mücadeleye odaklanıp suni FETÖ’cüler oluşturma gibi yanlışlara sapmamak gerekiyor. FETÖ’yle mücadelede, birilerinin korunduğu şeklinde bir algının oluşmasına izin vermemeliyiz. Bir süredir, ‘Damatlar’ tartışması yaşanıyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın damadı Ömer Faruk Kavurmacı ile eski Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın damadı Ekrem Yeter’in serbest bırakılması, müthiş bir kırılmaya yol açtı. Ceza hukuku, aile hukuku, ticaret hukuku, devletler hukuku gibi yeni bir dal doğdu; ‘Damatlar Hukuku’.

Doğan Holding Ankara Temsilcisi Barbaros Muratoğlu, itirafçı olmak için başvuran FETÖ’den tutuklu Avukat Ramazan Aykış’ın verdiği ifade üzerine 1 Aralık 2016 tarihinde tutuklandı.Telefonunda ByLock vardı denildi. ByLock olmadığı ortaya çıktı. Telefonunda ByLock olan kişilerle görüştüğü iddia edildi. Bunların bir kısmının kandil ve bayramlarda atılan toplu mesajlar ile Vodafon’un telesekreter servisi olduğu belirlendi. ByLock ortaya çıkmadan siz aradığınız şahsın telefonunda ByLock olup olmadığını nasıl bileceksiniz? Böyle bir teknoloji vardı da Barbaros Muratoğlu mu kullanmadı?Gülen’le fotoğrafta, “ceketinin iki düğmesi ilikli” olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Ama bu, iddianamede yer almadı. Aynı fotoğrafta olan meslektaşlarımız şimdi FETÖ’ye karşı ciddi bir mücadele veriyor. Ama aynı fırsat Muratoğlu’na tanınmadı.Avukat Ramazan Aykış duruşmada ifadesinin tutanaklara yanlış geçildiğini söyledi.Son duruşmada atanan savcı ise daha önce ayrılmasına karar verilen bir dosyayı, yeni bir delil varmış gibi göstererek tutukluluğun devamını istedi. Hülasa, şu ana kadarki yargılamalarda hakkında ileri sürülen iddialar doğru çıkmadı.Peki Barbaros Muratoğlu, kayınpederi Kadir Topbaş olmadığı için mi hapiste tutuluyor? Peki bu adalet terazisi Kadir Topbaş’ın hukuku ile Barbaros Muratoğlu’nun kayınpederi ‘Osmaniyeli Mustafa’nın hukukunu ayrı mı tartıyor? Barbaros Muratoğlu’ndan bir FETÖ’cü çıkarmak için uğraşmak yerine, keşke bu enerjimizi gerçek FETÖ’cülerle mücadelede kullansaydık.Ben Barbaros Muratoğlu için damatlara uygulanan kriterler uygulansın demiyorum. Değerli bir devlet adamı olan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, “Bu uygulamalar Türkiye’nin hukuk devleti olduğunun göstergesidir. Kimseye imtiyaz tanınmamaktadır. Birilerine imtiyaz tanındığı şeklindeki sözler, Türk yargısına yapılmış en büyük hakarettir” sözüne inanmak istiyorum. Adalet Bakanı’nın sözlerinin gereğinin mahkemeler tarafından yerine getirilmesini bekliyorum. Bunun yolu adaletin herkese eşit olarak tecelli ettiğinin gösterilmesinden geçiyor. Adaletin damatlarla imtihanını yaşıyoruz.

...***

Özcan Yeniçeri, 13 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Türkiye ruhunu kaybediyor!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Tecavüz, cinayet, boşanma, intihar ve şiddet ağırlıklı haberler toplumsal öfke yaratacak boyuttadır.Medyaya düşen çoğu tiksindirici bu haberlerin sosyolojik kökenlerini irdelemek hayati bir zorunluluktur.Bu tür haberlerin sıklığı, farklılığı ve sıradanlığı yabancılaşmanın, çözülmenin ve kirlenmenin boyutunu göstermektedir.Bu haberleri dinleye, izleye, gözleye insanlar şaşırmayı unuttular.Daha tehlikelisi de bu tür haberlere alışıldı.Medyaya yansıyan iğrençliklerden bazıları! Şu aziz ramazan günlerinde ülkenin en muhafazakâr illerinin birinde şöyle bir haber gazetelerde yer aldı: 'Ramazan etkinliğine gitmekte olan 14 yaşındaki erkek çocuğun önünü kesen bir şahıs ona sarkıntılıkta bulundu. Çocuğun bağırıp yardım istemesi üzerine çevrede bulunan vatandaşlar, duruma müdahale etti. Vatandaşların linç girişiminde bulunduğu sapığı olay yerinden geçmekte olan trafik polisleri kurtardı'.İğrenç ötesi haberler serisi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Vahamet ötesi sapıklıklar!Bu haberler eskilerin "şüyuu vukuundan beter " dedikleri türdendir.Günlük haber bültenleri bu tür cinayet, intihar, boşanma, tecavüz ve aldatma hikâyeleriyle ağzına kadar tıka basa doludur.Bu vakaları vahamet ötesi konuma getiren kritik cümleler de şunlar: "8 aylık hamileyle fuhuş", "baygınlık geçiren kadına tecavüz", "arkadaşıyla birlikte tecavüz", "zihinsel engelli erkek çocuğa taciz", "baba tacizi". Başka hiçbir şeye bakmadan bu davranışların görüldüğü bir toplumun kirlenmiş, tefessüh etmiş, çürümüş olduğu söylenebilir.Tecavüz söz konusu olduğunda sapkın ruhlu kişilerin hiçbir ilke, ölçü, değer, norm, kural, yasa ve ahlak tanımadıkları bir gerçektir.Kuşkusuz medyaya yansıyanlar da buzdağının yalnızca görünen yüzüdür.Bu topraklar manyaklar cenneti olmaktan çıkarılmalıdır. Sosyal terapiye başlanmalıdır!Ayrıca işlenen suçların miktarından daha çok, niteliğindeki dönüşüm dikkat çekicidir.Hiç akla gelmeyecek mümkün dahi görülmeyecek bir çok marjinal suç neredeyse rutin hale gelmiştir.Tecavüz, cinayet, intihar ve boşanmaların geometrik bir biçimde artmasının yanında Türk toplumunda yaygın olmayan marjinal suçlarda büyük artışın meydana gelmesi, düşündürücüdür.Bazı manyakça suçların aile içine taşınmış olması da dikkat çekicidir.Sağlıksız fertlerin, sağlıklı bir toplum oluşturduğu görülmüş değildir.Her kurumun, yetkilinin ve etkilinin bunun farkında olarak gerekli tedbirleri alması gerekir.Bu kez durum çok ciddidir.Sosyal terapiye başlamakta daha fazla geç kalınırsa, Türkiye ruhunu tamamen kaybedecek demektir.

...***

Muharrem Bayraktar, 13 Haziran tarihli Yeni Mesaj gazetesinde “Görün bu felaketi artık!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Neredeyse her gün bir bonzai haberi var ekranda.  Neredeyse her gün mübarek Ramazan ayında iftar için sofraya oturduğumuzda ülkenin bir köşesinden bonzai içip sokağın ortasına yığılan gençlerin haberiyle sarsılıyoruz.Şişli Camiinin önünde bir genç kendinden geçti, olay yerine gelen anne gözyaşlarına boğuldu.Esenyurt’ta bonzai içen gencin aracı dere yatağına uçtu.Mecidiyeköy’de bonzai içen genç dengesini kaybedip yere düştü. Olay yerine polis ve ambulans geldi.Taksim Meydanı’nda bonzai içen genç yere yığıldı.Bursa’da nöbet esnasında bonzai içen asker Mehmet D. hayatını kaybetti. Batman’da bonzai içen genç evinin yakınında yere yığıldı.Tekirdağ Kapaklı’da bonzai içen genç yere yığıldı, olaya polis müdahale etti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Geçen hafta Ümraniye’de bonzai içen on delikanlı ormanlık alanda kendinden geçmiş halde sere serpe uzanmış halde bulundu.Dün, Taksim’de genç bir kız bonzainin etkisiyle kendinde geçti. Olay yerinde tesadüfen bulunan bir doktor “arkadaşımı da uyuşturucudan kaybettim” dedi.Dün Taksim’de uyuşturucu satmak isteyen torbacılarla onlara engel olmak isteyen esnaf arasında çatışma çıktı, bir ölü iki yaralı.Yüzlerce, binlerce olay.Türkiye’nin her yerinden gelen, bir nesli nasıl kaybettiğimizin acı gerçeğini önümüze koyan haberlerle sarsılıyoruz.Devlet, Burgazada’da piknik yapan gençlere helikopterlerle, onlarca polisle, baskın yapıp onları ormanlık alandan uzaklaştırmayı marifet sayıyor ama her gün bu milletin gözü önünde intihar eden gençliğin neden bu hale geldiğini, Türkiye’nin nasıl uyuşturucu baronlarının hegemonyasına girdiğinin sancısını çekmiyor.Onlarla esnaf mücadele ediyor!Aslında uyuşarak, bayılarak yere düşen kendinden geçen acınacak hale düşenler o gençler değil, devletin bizatihi kendisi.Bu durumu görmeyen, her geçen gün daha da vahim bir hal alan bonzai, esrar, eroin felaketine sağır kalan yetkililer.Devlet uyuşarak, gözleri önünde meydana gelen bu dramı görmeyince, ardından gençler uyuşuyor.Uyuşmuş siyaset, uyuşmuş güvenlik politikaları, uyuşmuş milli eğitim ve sonunda uyuşan gençleri bir bir sokaktan topluyoruz.Uyuşmuş gençleri musallaya yatırıyoruz.Başkanlıkmış, büyük devletmiş, dünya devletiymiş, ekonomi zirve yapmış, geçin beyler;gençler gidiyor, gençler!