Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Darbenin belgesi var: Ocak 2015’te Necdet Özel’e bildirildi
Yeniçağ:
İstanbul'da avukatlara FETÖ operasyonu
Yeniasya:
Ege'de bir deprem daha!
Milli gazette:
189 avukata gözaltı kararı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
İhsan Çaralan, 14 Haziran tarihli Evrensel gazetesinde, “15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili büyüyen sorular?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“15 Temmuz darbe girişiminin üstünden bir yıla yakın bir zaman geçti. Ama geçen zaman içinde darbenin arkasında kim vardı; darbe başarılsaydı kimler hükümette yer alacaktı; darbeyi MİT, Genelkurmay neden öğrenemedi; öğrendiyse cumhurbaşkanı, başbakana neden haber vermedi;Bundan birinci derecede sorumlu olan kişiler neden hâlâ görevlerinin başındadır?... gibi pek çok soru alacakaranlıkta kalmaya devam etmektedir. Dahası darbe soruşturması genişliyor, savcılar iddianameler hazırlıyor, on binlerce kişi tutuklandı ama darbenin getirip kamuoyunun önüne attığı soruların inandırıcı yanıtlarının ortaya çıkması yerine sanki bu soruların üstündeki sis perdesi daha da kalınlaşıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Konunun aydınlatılması iddiası ile darbe girişiminden hemen sonra TBMM Darbe Girişimi Araştırma Komisyonu kuruldu ama bu komisyonun da konuyu aydınlatmaktan çok kafa karışıklığını artırdığı da artık inkar edilemez bir gerçek.Nitekim komisyon altı aylık çalışmadan sonra bir rapor bile yazıp kamuoyu karşısına çıkıp darbenin arkasında şunlar var; şöyle yapıldı; şu amaçla yapıldı; şu nedenle haber alınamadı;... diyemedi!
Nitekim, komisyon raporu olarak bir ay kadar önce yayımlanan TBMM Darbe Girişimi Araştırma Komisyonu raporunu, komisyona üye veren üç muhalefet partisi; “Bu AKP’li üyelerin raporudur” diyerek kabul etmemişlerdi. Önceki gün bu üç muhalefet partisinin komisyon üyeleri, “şerhlerini” yayımladılar.CHP’nin raporunun merkezinde darbenin; “öngörülmüş”, “önlenmemiş” ve “Sonuçlarından kazanç sağlanan bir darbe” olarak nitelenerek, darbe girişiminin “kontrollü bir darbe girişimi” olduğu tezi öne sürülmektedir. HDP ise, “kontrollü darbe” demeden kontrollü darbe tezini savunmakta... Gerek darbeciler arasındaki ittifak gerekse komisyonun çalışması sırasında AKP’li üyelerin darbenin arkasındaki gerçeklerin üstünü örtme gayretlerine dikkat çekilmektedir. MHP’li komisyon üyeleri de, komisyon çalışması sırasında Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarı gibi önemli açıklamalar yapabilecek kişilerin komisyona çağrılmamasına, özellikle de darbenin siyasi ayağının ortaya çıkarılmaması için gayret edilmesine dikkat çekmektedir. Burada elbette asıl dikkat çekici olan üç siyasi partinin komisyona verdiği vekiller, AKP’nin; darbeyi kimin yaptığı ve ‘FETÖ’nün siyasette kiminle iş birliği yaptığı, kimin tarafından kollanıp korunduğu, semirtildiği, dahası darbenin öngörüldüğü halde neden önlenmediğinin açığa çıkmaması için elinden geleni yaptığında hemfikir olmasıdır.
Elbette ortada açıkça bir darbe girişimi var ve bu darbe girişiminde onca insan hayatını kaybetmiş, yaralanmış, ülkenin en kritik mekanları bombalanmışsa, böyle bir darbe girişiminin siyasi ayağının, darbeyi gerekli makamlara bildirmeyen istihbaratın, Genelkurmayın en üst sorumlularının rolünün açığa çıkarılması en başta gelen amaç olmalıdır. Burada, darbenin kendisine karşı yapıldığını söyleyen AKP ve onun liderliğinin amacının bu olması gerekirdi. Ama muhalif partilerin raporlarında, AKP’li vekiller tam tersine, bu gerçeklerin ortaya çıkmaması için seferber olmuşlardır. AKP ve onun liderliğinin, Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarı, darbeyi Cumhurbaşkanına haber veren eniştesinin ve onlar gibi başka “önemli kişilerin” komisyona çağırılmasının bir takım ayak oyunları ve kimseyi tatmin etmeyen gerekçelerle engellemesinde amaç gerçeklerin açığa çıkmasını önlemek değilse ne olabilir? Nitekim her üç partinin raporunda da komisyon çalışmasının AKP tarafından oldubittiye getirilmeye çalışıldığı ve bunun önemli ölçüde başarıldığına dikkat çekilmektedir.
…***
Esfender Korkmaz, 14 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Politikalarda körlük”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“2017 ilk çeyrek büyümenin yüzde 5 çıkması, Hükümet üyeleri tarafından ''Dengeli Büyüme'', ''Şapka Çıkarılır'', ''Uçtu'' gibi sloganlarla analiz edildi. Tarafsız dediğimiz bir büyük gazete de, yalnızca bu bakanların görüşüne yer verdi.Aslında, siyasi iktidarın bugüne kadar kesinleşmiş iki hatası var. Bir, tenkitleri dinlemiyor, tersine yaptığı yanlışlara insanların aklını zorlayacak kılıflar bulmaya çalışıyor. İki, ekonomik olaylara her zaman kısa vadeli bakıyor. Yandaş ve çıkarcı medya da, yalnızca bakanlardan görüş alıyor.2001 yılında IMF prensipleri ile geliştirilen ve Kemal Derviş tarafından uygulamaya konulan 3 yıllık kısa vadeli program olan ''Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı''nın, uzun vadeli ayağı yoktu.AKP iktidar olduktan sonra, bu program; dalgalı kur gibi, tarım destekleri, enflasyon hedeflemesi gibi bazı anlayışlarını devam ettirdi ve aynı zamanda bu programın uzun vadeli ayağını oluşturmadı. Daha önemlisi bu programın getirdiği sıcak para, düşük kur ve cari açık gibi sorunları çözmedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bugüne kadar gelen tüm AKP hükümetleri ekonomiye hep kısa vadeli bakmaya, günübirlik önlemler almaya devam ettiler. Yalnızca birtakım tahminlere dayanan üç yıllık programlarla yetindiler. Sonuç; dünyanın en kırılgan ekonomisi, 2012'den beri düşük büyüme, 6 milyon 400 bin fiili işsiz, 14 yılda 500 milyar dolardan fazla cari açık, bağlı olarak 420 milyar dolar dış borç ve de üretimin dışa, ithal ara malı ve hammaddeye, bağımlı bir yapı kazanması.2017 ilk çeyrekte yüzde 5 büyümenin de hormonlu ve sürdürülemez olduğunu, fert başına gelir artışının yüzde 3.45 olduğunu ve yetersiz olduğunu da dün bu köşede yazmıştım. Ekonomide eğer durgunluk dönemleri uzun sürerse, ekonominin iç dinamikleri harekete geçer. Söz gelimi tüketiciler tüketim talebini daha fazla erteleyemezler. Sabit sermaye yatırımları, özellikle dış rekabet için teknolojik yenilikleri uygulamak ve moda olan yeni ürünler üretmek zorunda kalırlar.Ekonomiyi daha kısa sürede canlandırmak için hükümetler, iç dinamikleri harekete geçirecek kısa vadeli, talep artırıcı önlemler alırlar. Bizde de nedeni referandum da olsa, prim destekleri, vergi indirimleri, kredi kolaylıkları, düşük faiz, bütçe harcamalarının artırılması şeklinde, kısa vadede iç dinamikleri harekete geçirmek için birtakım önlemler alındı.Ne var ki söz konusu kısa vadeli önlemler yanında, yatırımları artırmak, kalıcı büyüme ve istikrar sağlamak için aynı zamanda, uzun vadeli politikalar belirlenmeliydi ve yatırımlar önündeki engeller de kaldırılmalıydı.Uzun vadeli ekonomik politikalar içinde, kur politikasının değişmesi, yabancı sermaye girişlerinin kontrolü, üretimin dışa bağımlılıktan çıkarılması, devlet- piyasa optimal dengesinin kurulması, olmazsa olmazlar kapsamındadır.
…***
Rahmi Turan, 14 Haziran tarihli Sözcü gazetesinde, “utanç verici rekor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye olarak dünyada erişilmez bir rekorun sahibiyiz. Dünya şampiyonu olmak güzel şeydir ama bu konuda değil! Rekorumuz maalesef “utanç verici” bir rekor! Halen 160 gazeteci, tutuklu ve hükümlü olarak Türkiye cezaevlerinde yatıyor.…Ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'ne, meslektaşlarımızı cezaevinde ziyaret etmeye bile izin vermiyor! Makamlar geçicidir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Biz bugüne kadar sayısını hatırlayamadığımız kadar çok Adalet Bakanı gördük. Siyaset adamları, icraatlarıyla beraber yaptıkları doğru davranışlar ve iyiliklerle anılırlar. Bu nedenle birçok Adalet Bakanı'nı bugün hayırla yad ediyoruz. Unutmasın, Bekir Bozdağ da bir gün bu görevi bırakıp gitmek zorunda kalacaktır. “Mahkeme kadıya mülk değildir” sözü boşuna söylenmemiştir. Türkiye'de basının içinde bulunduğu hazin durumu, geçtiğimiz cumartesi akşamı yapılan “Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri”nin dağıtım töreninde, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto dile getirdi. Başkan: “Bugün maalesef iyi haberlerim yok. 160 arkadaşımız hâlâ cezaevindeyse, bugünkü kutlama sözcüğü bile dilimize yakışmıyor. Üzüntümüz büyük.Türkiye'nin dünyada, hapiste en çok gazeteci bulunduran ülkesi olması bizi daha çok üzüyor” dedi.